Misbah 5

04 December 2025 49 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 8 / 12

"Yoksa onların Allah'tan başka bir ilâhı mı var? Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır."

Dünya, Ahiret

Dünya fu'la vezninde, yakın anlamında vasıftır ve bu anlamda cahiliye şiirinde de kullanılmıştır. Kur'an'da tekrarlanarak geçen "el-dunya" kelimesi "el-âhiret"in karşısında ve insanın ölümden önceki fiili hayatı için alamet olmuştur. Tıpkı ahiret ve dâru'l-âhiret' in Kur'an'da insanın ikinci hayatına özgü olması gibi:

"مِنكُم مَّن يُرِيدُ الدُّنْيَا وَمِنكُم مَّن يُرِيدُ الآخِرَةَ"

"Kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz ahireti istiyordu."

"وَإِنَّ الدَّارَ الْآخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ"

" Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı."

Berzah

Lugatta iki şey arasındaki boşluk demektir. Ama Kur'an'a özgü bir kavram olarak dünya ile, yani ölümden sonrası ile kıyamet arasındaki boşluk manasına gelir:

"حَتَّى إِذَا جَاء أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ كَلَّا إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا وَمِن وَرَائِهِم بَرْزَخٌ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ"

"Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında, "Rabbim, der, lütfen beni geri gönder ki, boşa geçirdiğim dünyada iyi işler yapayım." Hayır! Onun söylediği bu söz laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar bir berzah vardır."

Saat

Bu kelime lugatta zamanın miktarıdır. Cahiliye şiirinde ölüm zamanı anlamında da kullanılmıştır. Kur'an-ı Kerim'de "saat" kullanımı, lugat manasıyla şöyle geçmektedir:

"وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ كَاَنْ لَمْ يَلْبَثُوا اِلَّا سَاعَةً مِنَ النَّهَارِ يَتَعَارَفُونَ بَيْنَهُمْ قَدْ خَسِرَ الَّذٖينَ كَذَّبُوا بِلِقَاءِ اللّٰهِ وَمَا كَانُوا مُهْتَدٖينَ"

"Kıyamet günü Allah hepsini bir araya toplayacak. Dünyada, gündüzün ancak bir saati kadar yaşamış gibi gelecek kendilerine. O şekilde ki sadece birbirlerini görünce tanıyacakları kadar yaşadıklarını sanacaklar. Allah'a kavuşmayı yalan sayıp da doğru yolu tutmamış olanlar, en büyük kayba uğramışlardır."

Ama "saat"in Kur'an-ı Kerim'in örfündeki özel anlamı, dünyanın sona erdiği ve dirilişin başladığı andır:

"الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِالْغَيْبِ وَهُم مِّنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ"

"Onlar görmedikleri halde Rablerinden korkarlar, kıyamet saatinden de titrerler."

Kıyamet

Kâme-yekûmu; kıyamen ve kıyamet, bu fiilin iki masdarıdır. Yevmu'l-kıyame, ahiret dünyasının meşhur isimlerindendir ve insanların yeni bir hayata başladıkları günün adıdır:

"يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ"

"Öyle bir gün ki, insanlar o gün Rabblerinin huzurunda divan duracaklar."

"إِنَّ اللَّهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ"

"Allah, kıyamet günü bunların arasını şüphesiz ayıracaktır."

Cehennem

Cehennem kelimesinin Arapça mı olduğu, yoksa Farsça veya İbranice'den mi Arapça'ya girdiği hususunda ihtilaf vardır. Kelimenin anlamının derin kuyu veya derin çukur olduğu söylenmiştir. Ama Kur'an kavramı olarak, hâkim sıfatla, ahiret azabının ateşine ve kötüleri gideceği yere verilen isimdir:

"إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ"

"Bana ibadet etmekten kibirlenip yüz çevirenler horlanmış olarak cehenneme gireceklerdir."

Hulud

Açıkçası bedevi Araplar "hulud" un anlamını "uzun ömür" -aslında hiç sona ermeyecek kadar uzun- olarak tarif ediyor ve onu sıkça kullanıyorlardı. Fakat onların zihni, şu anki gözlemlenebilir dünya ufkundan öteye asla geçemiyordu. Diğer bir ifadeyle, onlar için hulud, bu dünyada hulud ve sürekli kalmak demekti. Ama bu dünyada mutlak ebediliğe ulaşmanın muhal olduğu bilgisi hesaba katıldığında birdenbire putperestliği bir kenara iten çıkmaz sokak ve son nokta beliriverdi. Bu sebeple insan hayatının boşunalığı ve geçiciliği, cahiliye şairi Ubeyd b. el-Ebras'ın sözlerinde gayet güzel tasvir edilmiştir:

Kendi kavmimin düşüncesinde, açık yolun sâkini müşfik bir kavme düştüm, gam ve hüzünle dolu gönlüm onlara yandı.

Kendi yaranımla, hiç hasislik ve dar görüşlülük etmeden kendisini bütün yardıma muhtaçların tutuklusu saymış o soylu adamlara kulak verdim.

Şimdi bunların hepsi geçip gitti ve geride bunları kaybetmenin yasını tutup ağıt okuyacak bir ben kaldım. Sadece ben değil, yeryüzünde umutları suya yazılmamış kişi de!

Hep uzun ömür arzusunda olan kişiyi görüyorsun, fakat üzüntü ve acıya tahammülden başka uzun ömrün faydası nedir?

Ama Kur'an bu fıtri arzuya güzel bir anlam bahşetmiş, ümitsizliğin tozunu tertemiz suyla yıkamış ve halledilemeyen bu muammanın sırrını açmıştır. Hal böyle olunca bugünkü hayatın ebedi olmadığı konusunda Kur'an'ın ve cahiliyetin görüş birliğine rağmen bu iki görüşün bu bilgiden çıkardığı sonuç birbirinden fersah fersah uzak ve ayrı olmuştur. Cahiliyet bu dünyanın dışında toprak tanımıyordu, ama Kur'an net biçimde insanın ruhani umutlarının tamamını ölümden sonrasına ve yeniden dirilişteki hayatın ebediliğine dayandırmıştır:

"بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةُ خَيْرٌ وَأَبْقَى"

"İman edip salih ameller işleyenler, işte öyleleri de cennet ehlidirler ve orada ebedî kalıcıdırlar."

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar