Misbah 5

04 December 2025 49 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 9 / 12

Bilakis onlar dünya hayatını tercih ediyorlar. Oysa ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır:

"وَالَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ"

"İman edip makbul ve güzel işler yapanlar ise, İşte onlar da cennet liktir. Hem de orada ebedî kalacaklardır."

Kur'an'a Özgü Örf

Söylenenlerden, Kur'an'ın doğal olarak mesajını Arapça terminoloji içinde ve bu dilin diyalog formlarında ortaya koyduğu açıklığa kavuşmuş olmaktadır. Ama bu, sözkonusu sürecin, Arapça'nın lugat anlamlarında hiçbir gelişme yaşanmadan gerçekleştiği anlamına gelmez. Kur'an'ın üslubu ve Arapça'nın terminolojik karineleri ışığında giydirilen yeni anlamlar ve hakikatler, bu gelişmenin nasıl yaşandığına ilişkin çeşitli yorumlar bulunsa da, kolaylıkla gözardı edilemez.

Bir analiz, Kur'an'ın yeni anlamlarında Arapça terminolojinin kullanımının önce mecaz suretinde ve karineyle suret bulduğu, daha sonra da çokça kullanmaktan ve Müslümanların, hatta gayri müslimlerin zihinsel alışkanlığından ve bu anlamlara zihinsel yakınlaşmasından şer'i hakikatin ve kendine özgü örfün ortaya çıktığı temeline dayanır. Nitekim tüm bilimlerde karineyle birlikte yürüyen mecazi ve metaforik gelişmeler aşamalı olarak gerçekleşen bir şeydir; kullanım sıklığından, yeni anlamın istikrar kazanması ve dolaysızlığı sayesinde anlam hakiki anlama ve bir bilime özgü kavrama dönüşmektedir.

Burada söylenen şeyin, diyaloğa hâkim akılcı ilkelerle uyumlu olduğuna işaret etmeye gerek yoktur. Bunun izahı şudur: Akılcı ilkenin gereğince, tasvire dair delalette ve kullanımın anlamında her konuşanın sözü, konuşanın iradesine değil, vazedilmeye tabidir. Bu yüzden de sözkonusu kural icabınca, konuşanın kullandığı lafızlar türdeş sözleşmelere, tayin edilmiş ve belirlenmiş vazedilmeye ya da yaygınlığı bulunan kullanım sıklığına tabidir, şahsi isteğe değil. Ama sözün doğrulanmış delaleti ve konuşanın kullandığı ciddi ve gerçek anlamı tayin, sanki bu makamda da sözün vazedilmiş anlamlarına tabi olduğuna dair öncelikli ilkedir. Fakat nakil, mecaz, tahsis vs. caiz görüldüğünde, mecburen, vazedilmiş lugat anlamın naklinin tahakkuk edip etmediğinin anlaşılabilmesi için tam bir araştırma gerçekleşmelidir. Aynı şekilde, söyleyenin, kelimeyi metaforik ve mecazi anlamdaki karinenin yardımıyla kullanıp kullanmadığının ortaya çıkabilmesi için karineler soruşturulmalıdır.

Elbette ki Kur'an'ın bütün kavramlarının yeni anlamlarda kullanıldığını ve kendine özgü şer'i kavrama dönüştüğünü iddia etmiyoruz. Ama Kur'an'ın dikkat çekici sayıdaki kelimelerinin kendine has kavramsal karşılığı bulunduğunu da uzak ihtimal görmüyoruz. Ayrıca bu konunun Kur'an'ın apaçık olmasına herhangi bir aykırılığı da yoktur. Çünkü değinildiği gibi, toplumsal bir fenomen olan ve anlamların intikalinde, ilişki kurmada, anlatım ve diyalogda aracı kabul edilen dilde yaşanan gelişme ve evrim doğal bir şeydir. İlk dönem âlimlerinden Ragıp İsfehani'nin ifadesiyle, bu, lafızların sınırlılığı ve anlamların sınırsızlığının bir gereğidir.

Kur'an'ın Dünyagörüşü

Allame Tabatabai, Taha suresinin 124. ayetini tefsir ederken Kur'an'ın gözünden azabın anlamı hakkında şöyle yazar: Kur'an, Allah'ın unutulduğu bir hayat, bizim gözümüze ferah gibi gözükse de dar olarak adlandırır:

"وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكًا"

"Her kim Allah'ı anmaktan yüz çevirirse darlık içinde bir hayatı olacaktır."

Yine Kur'an, biz lezzetli nimetler olarak kabul etsek de malları ve evlatları da azap olarak isimlendirir:

"وَلاَ تُعْجِبْكَ أَمْوَالُهُمْ وَأَوْلاَدُهُمْ إِنَّمَا يُرِيدُ اللّهُ أَن يُعَذِّبَهُم بِهَا فِي الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ أَنفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ"

"Servetleri ve evlatları seni şaşırtmasın. Hiç kuşku yok, Allah bunlar aracılığıyla onları bu dünyada azaba çarptırmak ve canlarının da kâfir olarak çıkmasını istiyor."

Allame bunu şöyle izah eder: Bakara suresi 35. ayetin tefsirinde gördüğümüz gibi, üzüntü ve mutluluk, hüzün ve sevinç insanın bakışı ve dünya görüşü ışığındadır. Âlemin Rabbinin rububiyetine verdiği sözü tutan ve herşeyi ilahi bakış açısından gören insan nezdinde, kâinatın her işi iyi ve güzeldir. İşte bu, nur ile birlikte olan güzel hayatın ta kendisidir. Âlemin Rabbinden kopan kimse kendisini güçlükler, hasret ve üzüntü dairesinde buluverir; azap ve darlık içindedir.

Öte yandan, nimet ve azap, her birinin ait olduğu alan uyarınca farklıdır. Eğer insan yorumumuz onun sadece bedeniyle özetleniyorsa nimet ve azap da bunlarla karşılaştırılarak anlam kazanır. Ama yok insanı, Kur'an'ın görüşündeki gibi, yok olacak bir beden ve ölümsüz bir ruhtan oluşmuş görüyorsak, ilim gibi ruhun mutluluk kaynağı olan şeydir yahut Allah'ı anmaktan alıkoymayacak mal ve evlat gibi ruh ve bedenin her ikisinin de mutluluğudur. Bunlar gerçekte insanın mutluluğudur. Şehadet gibi bedenin eksikliğine rağmen ruhun mutluluğu olan şey ve Allah yolunda infak da insanın mutlulukları arasında sayılır.

Fakat bedenin mutluluğu ve ruhun isyanının kaynağı olan şey, Kur'an açısından aslında insan için azaptır:

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar