3.2.3. Üçüncü Öncül: Nefsin Mümkün Varlık Olması
Hudûs her zaman zâtî imkân ile yoldaş olduğundan hâdis olan her varlık özü itibarıyla mümkündür. Zira bir şeyin sonradan meydana gelmesini ifade eden hâdis, özü itibarıyla varlığı gerektirmediği gibi yokluğu da gerektirmez.[33] Varlığı gerektirmesi durumunda daima mevcut olması, yokluğu gerektirmesi durumunda da hiçbir zaman mevcut olmaması gerekir. Bu, mümkün varlıkların niteliğidir. Çünkü mümkün varlıkların da varlık ve yokluğa nispetleri eşittir. Yani mümkün mevcutlar için ne varlık ve ne de yokluk zorunlu değildir.[34] Dolayısıyla hâdis olan her şey mümkündür. Tabi bu her mümkünün hâdis olduğu anlamında değildir. Nitekim filozoflar özü itibarıyla mümkün olmasına rağmen âlemin kadim olduğuna inanmaktadırlar. Ancak bu mesele çalışmamızın dışında kaldığı için burada ele alınmayacaktır.
3.2.4. Dördüncü Öncül: Mümkünün İllete Muhtaç Olması
Mümkün, bir şeyin olması ile olmamasının eşit olmasını ifade ettiği için özü itibarıyla ne varlığı ne de yokluğu gerektirir. Bir dış etken olmadan kendi kendine bu eşit düzlemden çıkması mümkün olsaydı ilk günden itibaren varlık ve yokluğun kendisi için eşit olmaması gerekirdi. Dolayısıyla kendisine illet denilen bir dış etken vesilesiyle ancak bu eşit düzlemden çıkabilir. Buna göre varlık âleminde illeti olmadan hiçbir ma’lül tahakkuk bulmaz.[35] Bu “her ma’lül illete muhtaçtır” önermesi şeklinde ifade edilir. Ancak ma’lülün neden illete muhtaç olduğu hakkında filozofların hem kendi aralarında ve hem de mütekellimlerle ihtilafları vardır. Mütekellimlere göre ma’lül hâdis olduğu için Meşşâî filozoflara göre de ma’lül imkân sıfatına sahip olduğu için illete muhtaçtır. Molla Sadrâ’ya göre ise ma’’lülün illete muhtaç olmasının sebebi ma’lülün ne hudûs ve ne de imkân sıfatlarına sahip olmasıdır. Bilakis ma’lül özü itibarıyla eksik ve muhtaçtır. Eksik ve muhtaç varlıklar da özü itibarıyla bağımlı varlıklardır. Buna göre ister hâdis olsun ve isterse zamansal kadim olsun bütün bağımlı varlıklar illete muhtaçtır.[36]
3.2.5. Beşinci Öncül: Nefsin İlletinin Cisim Olmaması
Nefsin illeti cisim değildir. Eğer cisim sadece cisim olduğu için nefsin illeti olursa bütün cisimlerin nefs sahibi olması gerekir. Oysa cisimlerin birçoğu nefs sahibi değildir.[37] Buna ilave olarak varlığın farklı yoğunluk derecelerine sahip müşekkek bir hakikat olduğunu ifade eden felsefi ilkeye göre nefsin varlık mertebesi cismin varlık mertebesinden daha üstündür. Buna göre eğer cisim nefsin illeti olursa zayıf ve eksik bir varlık kendisinden daha yetkin ve üstün bir varlığın illeti olacaktır. Zayıf bir varlığın yetkin bir varlığın illeti olması imkânsız olduğundan cismin nefsin illeti olması imkânsızdır.[38]
3.2.6. Öncüllerden Çıkarılan Sonuç
Bu öncüllere göre insan nefsi bedenin hudûsu ile hâdistir. Bu yüzden bizzat mümkündür ve her mümkün varlık gibi illete muhtaçtır. Varlıksal mertebe açısından illet ma’lülünden daha üstün olduğundan mücerret olan nefsin illeti cisim veya cismi olgular olamaz. Dolayısıyla insan nefsinin illeti mücerret bir varlıktır. Bu mücerret varlık eğer Vâcibü’l-Vücûd olursa istenilen hâsıl olur. Eğer Vâcibü’l-Vücûd olmazsa teselsül batıl olduğundan mücerret varlıklar silsilesinin Vâcibü’l-Vücûd ile son bulması gerekir.
Bu burhanı mantıksal formda şu şekilde ifade edebiliriz:
P1: İnsan nefsi hâdistir
P2: Her hâdis bizzat mümkündür
C1: İnsan nefsi bizzat mümkündür
P3: Her mümkün illete muhtaçtır
C2: İnsan nefsi bizzat illete muhtaçtır
P4: İlletler silsilesi Vâcibü’l-Vücûd ile son bulur.
C3: İnsan nefsinin illeti Vâcibü’l-Vücûd ile son bulur.
Molla Sadrâ Mefatihü’l-Gayb adlı eserinde yukarıda açıklanan iki burhanı birleştirir ve tek bir burhan olarak ifade eder. Buna göre insan nefsi zâta kaim hayat sahibi, âlim, irade eden, işiten, gören ve kadir olan bir cevherdir. Bu cevher kadim değildir. Bilakis mümkün ve hâdis olup bir yaratıcıya muhtaçtır. Hudûsunun da ilk aşamasında her türlü bilgiden yoksundur ve daha sonra aşamalı bir şekilde bilgi sahibi olup yetkinliğe ulaşır. Ancak hiçbir varlık kendisi vesilesiyle yetkinliğe ulaşamaz. Bu yüzden bir öğretmene veya yetkinliğe ulaştıracak bir illete muhtaçtır. Bu öğretmen veya yetkinliğe ulaştıracak illet ya bilfiil akıl ve kâmil bir cevherdir veya kâmil bir cevher ile son bulmalıdır. Kâmil bir cevherin varlığı da ilk mebdenin varlığına delildir.[39]