Molla Sadra ve Allame Tabatabai'ye Göre Saadet
İbrahim Yakubi
Özet
Saadet ve şekavet meselesi felsefî ve kelâmî açıdan önemli konulardan biridir. Bu yüzden saadetin ne olduğu bilinmelidir; lezzet, hikmet, hayır ve ilim midir yoksa bunların hepsini içine alan daha kâmil ve kapsayıcı bir şey midir? Saadet insanın mutlak amacı ve nihai isteğidir. Saadet, insanların bilerek ya da bilinçsizce peşinde oldukları şeydir. Gerçek insani sezgiler ve eğilimler de bunu doğrulamaktadır.
Saadet, yaratılış hedefi ve insanın nihai kemaliyle uyum içinde olan şeydir.
Binaenaleyh saadetli kimse Allah’a doğru mutlak kemal yolunda ilerleyen kişidir.
Bu makalede öncelikle saadet ve şekavet kelimelerinin lügat ve ıstılah manası ele alınacak. Daha sonra Molla Sadra’nın Hikmeti Mütealiye’de ve Allame Tabatabai’nin el-Mizan tefsirindeki görüşleri açıklanacak. Bunun yanında bazı sorulara da cevap verilecektir, ezcümle; Saadet gerçek ve mutlak işlerden midir yoksa itibarî ve görece bir kavram mıdır? Saadet zatî bir şey midir yoksa sonradan elde edilen iktisabî bir şey mi? Dünyevi bir konu mu uhrevi mi ya da hem dünyevi hem uhrevi mi? İdealden ibaret mi ya da ulaşılabilir mi…?
Anahtar Sözcükler: Saadet, şekavet, Gerçek ve itibarî kemal, cismani ve ruhani saadet.
Mukaddime
Lügat âlimleri saadetin lügatte hayır, sevinç veya işlerde iyilik anlamına geldiğini düşünmektedirler.
Ahmed b. Faris, Mucemu Mekayisi’l-Lugat ve Mucmelu’l-Lugat kitabında bu manaya şu şekilde işaret etmektedir: سعد اصل يدلٌ علي خير و سرور خلاف النحس و السعد اليمن في الامور
“Saad, hayır ve sevince delalet eden bir temeldir. Nahs (uğursuzluk) kelimesinin aksine saad, işlerde iyilik anlamına gelir.” (Ahmed b. Faris, 1422 H, s.459) “Saad, iyiliktir” (Aynı, 1414 H, s.349).
Lisanu’l-Arab kitabında iyilik manasının yanı sıra yardım ve destek verme anlamına da işaret edilmiştir. Bu kitapta şekavet, saadetin zıddı ve nehs (uğursuzluk), saad ve iyiliğin tersi sayılmıştır.
السعد اليمن و هو نقيض النحس و السعودة خلاف النحوسه و السعاده خـلاف الـشقاوه يقـال يوم سعد و يوم نحس و الاسعاد المعونه و المساعده المعاونه
“Saad, bereket ve uğurdur; nehsin (uğursuzluğun) tersidir. Suudet (baht/şans/talih), nuhusetin (uğursuzluk/talihsizlik/kısmetsizlik) zıddıdır. Saadet (mutluluk), şekavetin (mutsuzluğun) tersidir. Şanslı/uğurlu/bereketli güne “yevmi saad” ve şanssız/uğursuz/talihsiz güne “yevmi nehs” denilir. İs’ad, yardım etmek ve müsaaede destek verme anlamına gelir. (İbni Manzur, 2004 M, c.7, s.185).
Esasu’l-Belağeti’z-Zemahşeri, Sihahu’l-Luğati’l-Cevheri, Misbahu’l-Muniri’l-Feyyumi, “el-Ayn”ul-Ferahidi gibi diğer lügat kitaplarında da benzer anlam görülmektedir. İyilik ve yardım manasını dikkate aldığımızda şunu söylemek mümkündür: Arab, genel olarak kendisine yardım için gerekli sebeplerin oluştuğu kişiye “said” vasfını vermiştir. Bu yüzden ilahi başarı ile uyumludur. Nitekim Mucemu’l-Vesit, Külliyati Ebu’l-Beka ve Rağib’in Müfredat kitabında şöyle gelmiştir: السعادة معاونةاالله للانـسان علـي نيل الخير و تضاده الشقاوة
“Saadet, Allah’ın hayra ulaşma yolunda insana olan yardımıdır; bunun zıddı, şekavettir.” (Cem-i Ez Nevisendegan, 1383, c.1, s.43).
Ancak tarih boyunca saadet deyimi hakkında varlığa ve insana bakış tarzındaki muhtelif dünya görüşlerinden kaynaklı birbirinden farklı analizler sunulmuştur. Sadece lezzet arayışında koşturan ve lezzete tabi olan anlayışı düşük seviyedeki insanlar, saadeti Aristo’nun dediği gibi bir tür lezzet ve şehvet sanırlar. Daha derin anlayışa sahip olanlar ise lezzetin ötesinde bir manayı dikkate alırlar. Filozofların nazarında, saadet varlığın hakikatleri hakkında teori geliştirme ve düşünmek manasına gelir.
Fakat saadetin analiz ve yorumu hakkındaki bunca farklılıklara rağmen tüm filozoflar ve düşünürler şu nükte üzerinde ittifak etmiştir: Saadet, insanın nihai talebi ve gerçek kemalidir; tüm insanlar saadetin peşindedirler ve saadet sandıkları şeyin ardından hareket etmektedirler.
Dindarlar bu saadet ve kemali, Yüce Allah’ın tüm hakikatlerin ve işlerin nihai hedefi olduğu gerçeğini dikkate alarak yorumlamaktadırlar. Dini olmayan tefsirde ise bir tür ahlakî yaşam şeklinde açıklanır. İster bu ahlakî yaşamı Aristoculara mutabık olacak şekilde erdemli bir yaşantı anlamında görelim (Aristo, 1378, 1098 آ, 1099 آوب) ya da menfaatçilerin görüşüne mutabık olacak şekilde daha çok menfaate ulaşarak lezzet ve zevk dolu bir hayat anlamında görelim, fark etmez.