Allame bu hususta şöyle der: Bir şeyin saadeti; kendi varlığının hayrına ulaşmasından ibarettir ki bu vesileyle kemalini elde etmiş ve sonuç olarak lezzete kavuşmuş olur. Ruh ve bedenden müteşekkil olan insandaki saadet; onun bedensel ve ruhsal anlamda keyif aldığı hayırlarına ulaşarak bunlarla bütünleşmesidir. Şekavet ise bu hayırdan mahrum olmasıdır. Saadet ile kemal arasındaki fark şudur: Saadet, insana özgü bir hayırdır ama kemal mutlak hayır olup saadetten daha geneldir. (Tabatabai, 1392 H, c.9, s.18)
Allah’a iman, inkâr, itaat ve isyanın ortaya çıkardığı insan ruhunun saadet ve şekaveti; aslında insanın nihaî kemali olup müminler için Allah’a yakınlık, cennet ve ilahi rıza makamı şeklinde ortaya çıkar, kâfirler ve inat ehli inkârcılar içinse ilahi rahmetten uzaklaşma şeklinde tezahür eder ki tamamen ahretle ilgilidir, dünyayla değil. Fakat fizikî saadet, bedenle alakalı olup duyusal güçlerin aldığı lezzetleri içerir, dünyada ortaya çıkar ve maddi olanaklarla ulaşılır. Elbette şunu da belirtmek gerekir ki, insan için fizikî saadet olan maddi şeylere ulaşmanın, insanın ahrette ulaşacağı gerçek kemal ve saadetinden önce gelmesi gerekir; zira göreceli kemal ahrette etkilidir, aksi takdirde kemal olmaz.
Sonuç
Bu makalenin içeriğinde geçen konulardan açıkça aşağıdaki sonuçlar çıkarılabilir:
1- Saadet ve şekavet kelimelerinin lügat manasıyla ıstılah anlamı arasında İslam filozofları nezdinde ve El-Mizan tefsirinde tam bir uyum vardır.
2- Saadet ve şekavet kavramının mahiyet ve hakikatine ilişkin filozofların beyan ettikleriyle El-Mizan tefsirinden istifade edilenler arasında hiçbir çelişki olmamakla birlikte hatta tam bir mutabakat vardır ve her biri, diğerini tekmil etmektedir.
3- Binaenaleyh şunu söyleyebiliriz: Saadetin hakikati, insanın kendisine ait gerçek nihaî hedefi olan kemaline ulaşmasıdır ki Allah’a yakınlıktan ibarettir ve Aristo’nun tabiriyle mutlak hayırdır. Zira mutlak kemal ve mutlak hayır sadece Yüce Allah’ın mukaddes zatına münhasırdır. İnsan o azametli merhaleye ulaştığında ruhu, hiçbir mutlulukla mukayese edilemeyecek bir mutluluk ve sevince gark olacaktır. Ahiret yurdunda Yüce Hakk’ın civarında hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir gözün görmediği ve hiçbir insanın kalbinden dahi geçirmediği nimetlerle nimetlenecektir. Bu mutlak saadetin ortaya çıkacağı yer ahret âlemidir. Gerçi insan için fizikî saadet olarak adlandırılan görece bir saadet, bu dünyada ortaya çıkabilmektedir. Bu fizikî saadet, filozofların deyimlerinde izafî hayır veya görece hayır şeklinde gelmiştir. Aristo onlardan bazılarını saymıştır. Mesela; ilim, bilgi, dost ve yardımcılar, helal mal, insana dünya ve ahret işlerinde yardım edecek salih evlatlar ve uyumlu eş ve benzeri nimetler…
4- Kemal ve saadete ulaşmak insan için bir zorunluluk değildir, aksine tamamen ihtiyaridir. Herkes bilinçli olarak ve kendi iradesiyle gerçekleştirdiği salih amellerle doğru yolu seçerek bunu başarmıştır. İnsanı gerçek saadet ve kemale ulaştıran faktörler şunlardır: İlim ve Allah’ı tanıma, Yüce Allah’a ve diğer itikadî konulara olan sağlam iman, ihlas ile yapılan itaat, salih ameller, ruhu kötü huylardan temizlemek ve arındırmak. Tek cümleyle şunu diyebiliriz: İnsan, iradî amelleri sayesinde nazarî ve amelî hikmet olmak üzere iki boyutta gerçekleşecek tekâmülüyle asıl amacı olan mutluluk ve saadete ulaşabilmektedir.
5- Saadet gerçektir, dünyevidir – uhrevidir ve tamamen ulaşılabilirdir.
Kaynakların Fihristi
1. İbn Sina, Ebu Ali, 1379, El-İşarat ve’t-Tenbihat, Şerhi Muhakkik Tusi ve Kutbuddin Razi, Tehran, Matbaatu Haydari, c.3.
2. İbn Miskeveyh, Ebu Ali, El-Fevzü’l- Asğar, Lübnan, Menşuratı Dari Mektebetu’l-Hayat.
3. İbn Miskeveyh, Ebu Ali,1412 H, Tehzibu’l- Ahlak ve Tathiru’l-A’rak, Kum, İntişaratı Bidar, Dördüncü Baskı.
4. İbn Manzur, Cemaluddin Muhammed, 2004 M, Lisanu’l-Arab, Beyrut, Daru Sadır, İkinci Baskı, Yeni Baskı, c.7 ve Daru İhyau’t-Turasu’l-Arabi, c.3, s.22.
5. Ahmed b. Faris, 1422 H, 2000 M, Mucemu Mekayisu’l-Luğat, Beyrut, Daru İhyau’t-Turasu’l-Arabi, Birinci Baskı, Yeni Baskı, Tek cilt, “sad” sözcüğü, s.459.
6.--------------,1414 H. 1994 M, Mucmelu’l-Luğat, Muhakkik: Şehabuddin Ebu Ömer, Beyrut, Daru’l-Fikr, Çapı Müessesetu’r-Risale, Irak.
7. Aristo, 1378, Ahlak-ı Niku Mahus, Tercümeyi Muhammed Hesen Lütfi, Tehran, Yeni Dizayn ve Tercümeyi Seyyid Ebul Kasım Pur Hüseyni, İntişaratı Danişgahi Tehran (İki ciltlik set) İkinci Baskı, 1381.
8. Cem-i ez Nevisendegan, Bita, el-Mucemu’l-Vesit, tek cilt, Tehran, İntişaratu’l-Havra, Birinci Baskı, Kış.
9. Razi, Muhammed b. Ebubekir, Bita, Tertibi Muhtari’s-Sihah (es-Sihahu’l-Luğatu lil-Cevheri) Mekke-i Mukerreme, Daru’l-Fikr.
10. Rağib el-İsfehani, Bita, Mucemu’l-Mufredat el-Kur’an, Tahkiki Nedim Maraşlı, Kum, Daru’l-Kutubi’l-İlmiyye.
11. Zamehşeri, Carullah Mahmud b. Ömer, 1422 H – 2001 M, Esasu’l-Belağe, Beyrut, Daru İhyai’t-Turasi’l-Arabi, Birinci Baskı, Yeni Baskı.
12. Seccadi, Seyyid Cafer, 1373, Ferhengi Maarifi İslami, Tehran, İntişaratı Kumeş, Üçüncü Baskı, Kış, c.2.