siyasi

04 December 2025 23 dk okuma 6 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 6

Dinin siyasetten ayrılmaz olduğunu açıkça ifade eden bir başka ayet ise Sâd suresinde geçmektedir:

“Sen onların dediklerine sabret ve güçlü kulumuz Davud'u an. Çünkü o her zaman, bize yönelendi.” … “Onun iktidarını sağlamlaştırdık. Ona ilim, hikmet ve açık bir hitabet verdik.”

Mecma’u’l Beyân’da “Mülk”ten kastedilenin Yüce Allah’ın Hz. Davud’a bahşettiği hükümdarlıktır. “Onun mülkünü güçlendirdik” Yani, onun malını muhafızlarla, askerlerle, görkemli ordularla ve pek çok kuvvetli insanlarla sağlam kıldık. «وَآتَیناهُ الْحِکمَةَ» “ve kendisine hikmet verdik” işlere hakim olabilmesi için nübüvveti ve Allah’ın hüküm ve kanunlarını bilmesi için hikmeti verdik.

Dolayısıyla Davud Peygamber'in şanlı saltanatı ve hükümdarlığı ona doğrudan doğruya Allah-u Teâla tarafından verilmiştir ve bu ayet, din ve siyasetin birbirinden ayrılamaz olduğunu açıkça anlatmaktadır.

5. Hükümet ve Siyasî İşlerde İstişare İhtiyacı

Zeki bir hükümdarın başarısının en temel anahtarlarından biri, bütün devlet işlerinin idaresinde işin ehli ve erbabı olan kişilere danışmaktır. Kur’an’ı Kerim de bu önemli konuya değinmektedir:

“Dedi ki: "Ey ileri gelenler! Vereceğim emir hakkında bana fikrinizi söyleyin; siz yanımda olmadan ben hiçbir işte kesin karar vermem."

Nûmune Tefsiri’nde bu ayet hakkında daha dakik ve latif bir açıklama zikredilmektedir. Açıklamanın bir kısmı şöyledir:

“O (Sabâ halkının melikesi), fikirlerini sorarak aralarındaki konumunu güçlendirmek ve dikkatlerini kendisine çekmek, aynı zamanda onların kararlarıyla kendi kararının ne denli uyum sağladığını görüp incelemek istedi.

Fetva maddesinden olan “افتونی” temelde karmaşık meselelerde dakik ve kesin hükmü vermek demektir. Sabâ Melike’si bu tabiri ile onları meselenin karmaşıklığına dikkat çekmiş ve fikirlerini beyan ederken yanlış yola düşmemek için dikkatli olmaları gerektiği hususunda uyarmıştır.

Şuhut kelimesinden olan “Teşhedûn” “تشهدون” mevcudiyet demektir işbirliği ve istişare ile iç içe olan bir mevcudiyet.”

Dolayısıyla bir lider ve hükümdarın bilirkişilerle istişare etmesi, devlet işlerinde dikkat ve tedbire yol açar ve aynı zamanda hataların giderilmesine de vesile olur.

5.1. İslam Toplumunun Liderinin Devlet İşlerinde Son Söze Sahip Olması

İslamî hükümet yasalarında, tüm anlaşmazlıklar, istişareler ve görüşler, kaosa yol açmamak için ilahî bir otoriteye yönlendirilmelidir ve bu tek otorite, şeriat kanun ve kurallarına ve standartlarına göre İslam toplumunun yönetimini devralan liderdir. Örnek olarak Kur’an’ı Kerim buyurmaktadır ki:

“Dediler ki: “Biz kuvvet sahibiyiz ve zorlu savaşçılarız, iş konusunda karar senindir, artık ne buyuracağına sen karar ver!”

Tabersî mezkûr tefsirinde «فَانْظُری ما ذا تَأْمُرینَ» “artık ne buyuracağına sen karar ver!” açıklamasında şöyle yazmakta:

“Sen bak, ne emredersen biz ona amel ederiz. Barış dersen barış, savaş dersen savaşırız.”

Ayetullah Mekârim Şirâzî de Nûmune tefsirinde şöyle yazmaktadır:

“Bu şekilde hem onun emirlerine boyun eğdiklerini hem de güçlü ve kudretli bir şekilde savaş alanında hazır olacaklarını gösterdiler.”

Bu iki ifadeden, şeriat esaslarına göre iktidara gelen lidere tam anlamıyla itaat edilmesi ve her alanda onun devlet ve sivil toplum emirlerine boyun eğmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

5.2. Savaş Politikalarında Hakkaniyet Gerekliliği ve Adaletin Yaygınlaştırılması

İslam'daki en önemli ve bariz siyasî konulardan biri savaş ve cihat konusudur. Düşmanların şerli oyunlarına karşı İslam toplumunu kurtaracak unsurlardan biri olan cihat, bir toplumun en önemli siyasî denklemlerini belirleyebilir.

Kur’ân-ı Kerîm, ‘Cihâd’ kategorisine atıfta bulunarak cihadın, hakkın sözünü yüceltme ve Yüce Allah'ın rızasını arama amacı olarak tanıtmaktadır.

“Öyleyse, dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar, Allah yolunda savaşsınlar; kim Allah yolunda savaşırken, öldürülür ya da galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz.”

“Neden Allah yolunda ve zayıf düşmüş erkek, kadın ve çocuklar için savaşmıyorsunuz? Öyle zayıflar ki; ‘Ey Rabbimiz! Bizi, ahalisi zalim olan bu şehirden çıkar; bize kendi katından bir sahip kıl ve bize kendi katından bir yardımcı ver.’ derler.”

“İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inkâr edenler ise tâğut yolunda savaşırlar; öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.”

Hûsrevî’nin tefsirinde bu ayetlerin açıklamasında onun siyasî boyutuna değinilmiştir:

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar