siyasi

04 December 2025 23 dk okuma 6 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 4 / 6

"Kur'an'ın siyaset olarak emrettiği savaş günümüzde olduğu gibi öldürme, köleleştirme, sömürü, zulüm, mülkiyeti ve monarşiyi genişletme ve diğer milletleri köleleştirme değildir. Ve savaşmak sadece Allah yolunda, hak ve adalet sözünü yüceltmek, adaleti ve eşitliği yaymak ve milletleri kendi kavimlerinin zulmünden kurtarmak içindir. Bu nedenle, Kur’ân-ı Kerîm, İslam'ın amacını ve hedefini savaşmaktan ayırır ve kısıtlı tutar. Buyurmaktadır: İman edenler, Allah'a itaat etmek, Allah'ın dinine yardım etmek, hak sözü yüceltmek ve O'nun rızasını kazanmak yolunda savaşırlar, inkârda kalıp hakkı gizleyenler ise zulüm yolunda (Yani zulüm, şiddet, isyan ve milletlerin ve zayıf kimselerin haklarının çiğnenmesi yolunda) savaşırlar. Öyleyse ey Müslümanlar, şeytanın dostları ile savaşın ve onların güçlerinin, sayılarının ve teçhizatlarının sizi uzaklaştırmasına ve gururlandırmasına izin vermeyin; çünkü sizin veliniz ve efendiniz Rahman'dır ve o sizin dostunuz ve yardımcınızdır ve onların efendisi şeytandır ve şeytanın müminler üzerindeki gücü, Allah'ın kâfirler üzerindeki gücüne kıyasla çok zayıftır.”

Dolayısıyla İslam'ın ve Kur'an'ın savaş ve cihada yönelik politikası, manevî ve maddî bir politikadır. Gayesi hak sözü yüceltmek ve adaleti tatbik etmek ve İslam'ın yüce emirlerini idare ederek insanları gerçek kemale erdirmek ve nihayetinde Cenab-ı Hakk'ın rızasını kazanmak olduğu için manevîdir. Ve maddîdir, çünkü gayesi, milletlerin ve acizlerin haklarını çiğnemeye niyet eden bencillerin zulmünden toplumları kurtarmaktır. Dolayısıyla İslam ve Kur’an her türlü sömürgeciliğe, sömürüye ve milletleri köleleştirmeye karşıdır.

6. Siyasî Faaliyetleri Olan Mücahitlere Özel İlgisi

Kur’an ve İslam öğretilerinde siyasî hareketlerinde Allah-u Teâla’nın rızasını kazanmak için düşman karşında zindan, sürgün yoksulluk gibi nice zorluklara tahammül edenlere özel önem verilmiştir. Örneğin, Allah buyuruyor:

“Sadakalarınızı kendilerini Allah yoluna adayıp da yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirlere verin. (Allah’ın dinine olan teveccühleri onları vatanlarında avare olmasına neden oldu, cihada katılmaları ticari hayata dâhil olmalarına izin vermedi) (bir sermaye elde edemediler) Bilmeyen kimse iffetlerinden dolayı onları zengin zanneder. Sen onları simalarından tanırsın. İnsanlardan ısrarla bir şey istemezler. Hayır adına her ne harcarsanız Allah onu bilir.”

Tabersî, burada yoksulluğun sebebini, insanların geçimlerini sağlayamamaları olarak yorumlamamakta, bilakis yoksulluğun sebebini, Allah'ın emirlerini yerine getirmek için canını, malını feda ederek zorluklara katlanmaktan olduğunu ve nihayetinde maddî yoksulluğa düştüklerini dile getiriyor ve diyor ki:

“Bahsedilen bağışlar, düşman korkusu, hastalık, yoksulluk veya ibadete dikkat etmeleri nedeniyle Allah yolunda ticaret yapması ve geçimini sağlaması engellenen fakirler içindir.

“فِی سَبِیلِ اللَّهِ” “Allah yolunda” ifadesinin kullanılmasından, onlara olan yasakların sebebinin ibadet ve itaat ile meşgul olmalarında kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla onlar için ileri sürülen mazeretlerden biri de bir araziyi tasarruf etmeye ve ticari faaliyette bulunmaya güçleri yok dendi.

Bazıları şöyle dediler: Kendilerini Allah yolunda savaşmakla yükümlü tuttukları için ticaret yapmaktan geri kaldılar. Dolayısıyla bu onların çalışamayacakları anlamına gelmez, ancak kendilerini Cihada adadıkları için başka türlü hareket edemedikleri anlamına gelir.”

Bu nedenle, dini savunmada (ekonomik, iktisadî ve dinî cihat) canlarını ve mallarını feda eden ve daima İslâm'ın izinde olan kimselere hazineden bir pay ayırmak, İslâm'ın siyasî emirlerinden biridir.

7. Dış Politikada ve Siyasî-Ekonomik İlişkilerde Haysiyet Önemli Bir İlkedir

İslamî öğretilerde ve İslam'ın yüce kanunlarında, düşmanlarla siyasî ilişkilerde anahtar ilke, Müslümanların onurunu korumaktır. Allah buyurmaktadır:

“Mü'minler, mü'minleri bırakıp da kâfirleri kendilerine dost edinmesinler. Kim bunu yaparsa Allah'la bir ilişiği kalmamış olur. Ancak onlardan kendinizi korumak gayesiyle sakınmanız müstesnadır. Allah size kendi zatından korkmanızı emrediyor. Dönüş Allah'adır.”

İslam toplumunun düşmanlarla körü körüne ve asılsız ilişkisi, Müslümanlara zarar vermektedir. Nûmune Tefsiri’nde bu hususta şu ifadeler yer almaktadır:

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar