“Bu ayet, ‘Müslümanlar ve müşrikler ile Yahudi ve Hıristiyanlar arasında münasebetlerin olduğu bir dönemde nazil olmuş ve bu ilişkinin devam etmesi Müslümanlar için zararlı olduğu için Müslümanların bunu yapması yasaklanmıştır.’ Bu ayet, aslında Müslümanlara, yabancıları asla dost ve destekçi olarak kabul etmemeleri, onların çekici sözlerine ve samimi görünen yakınlıklarına aldanmamaları hususunda önemli ders vermektedir. Zira tarih boyunca inançlı ve hedef sahibi insanlara indirilen ağır darbeler genellikle bu yoldan ulaşmıştır. Sömürge tarihi diyor ki: sömürgeci zorbalar her zaman dostluk, merhamet ve refah getirme kılığında zahir olmuşlardır. Onların Her zaman abat etme bahanesiyle girdiğini, yerlerini sağlamlaştırdıklarında acımasızca o topluma saldırıp sahip oldukları her şeyi yağmaladıkları unutulmamalıdır.”
Yüce Allah bir başka ayet-i kerimede buyuruyor:
“Ey iman edenler! Mü'minleri bırakıp kâfirleri kendinize dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah'a açık bir kanıt mı vermek istiyorsunuz?”
Allâme Tabâtabâî, düşmanlarla yanlış ilişkinin temelini ikiyüzlülüğün nedeni olarak değerlendirir ve şöyle der:
“Görmüş olduğunuz gibi bu ayet-i kerime müminleri, kâfirlerin vesayetine katılmaktan ve müminlerin vesayetinden çıkmaktan men etmektedir ve hemen ardından sonraki ayet (Nisa 145) sorunu, Yüce Allah'ın münafıklara yönelttiği şiddetli bir tehdide bağlamaktadır. Allah-u Teâlâ’nın bu beyanından müminlerin velâyetini bırakıp, kâfirlerin velâyetini kabul etmesini münafıklık saymasından ve müminleri buna karşı uyarmasından başka bir mana çıkarılamaz.”
Bu iki ayetten öne çıkan ilk esasın düşmanlarla olan ilişkinin terk edilmesi olduğu anlaşılmaktadır ve eğer siyaset, ekonomi vb. gibi konular düşmanlarımızla ilişki kurmamıza neden oluyorsa ihtiyat esas alınmalı; buna onur ve izzet eşlik etmelidir.
8. Siyasal Güvenlik Yönetiminde Bilginin Gerekliliği
Toplumun siyasî-idarî meselelerini sadece belirli bir grubun bilebileceği ve toplum halkını tedirgin etmeyecek şekilde yönetmek, İslam dininin en önemli siyasî programlarından biridir ve Kur’an'da da belirtilmektedir.
“Onlara güven ya da korku ile ilgili bir haber gelecek olsa hemen onu yayarlar. Oysa onu Peygamber'e yahut içlerindeki yöneticilere götürselerdi o haberi inceleyip sonuç çıkarabilecek olanlar onu bilirlerdi. Eğer size Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı çok azınız hariç hep şeytana uyardınız.”
Nûmune Tefsiri’nin müfessiri şöyle yazmaktadır:
“Bu ayet-i kerimede münafıkların yahut imanı zayıf olan başka birinin doğru olmayan olayına değinmekte buyurmaktadır: Müslümanların zafer veya yenilgi haberleri kendilerine ulaştığında araştırmadan her yere yayan kimselerdir. Çoğu zaman bu haberlerin asılsız olduğu, düşmanlar tarafından belirli amaçlar için uydurulduğu ve yayılmalarının Müslümanlara verdiği zarar ile sonuçlanır.
Oysa Bu tür haberleri herkesten önce liderleriyle paylaşmak, onların engin bilgilerini ve derin düşüncelerini kullanmakla yükümlüler. Böylelikle Müslümanlar ne hayali zaferin verdiği gururun sonuçlarına katlanırlar ve ne de asılsız yenilgi söylentileriyle moralleri bozulur.
“یستنبطونه” “araştıranlar” kavramı aslında “نبط” kökünden gelmektedir ve kuyudan çekilen ve topraktan çıkarılan ilk su demektir. İşte bu sebeple ister fıkhî meselelerde olsun, ister felsefî, siyasî ve ilmî meselelerde olsun, çeşitli sebep ve delillerden herhangi bir hakikati kullanarak ve mevcut belgelerden «استنباط» “istinbat” çıkarmak demektir.
İçlerinden bir emirden (Ferman sahibinden) kasıt birçok konulara vakıf ve idrak gücüne sahip hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan ayırt edebilecek kimselerdir. Bunlar birinci derecede Peygamber (s.a.a) Ehl-i Beyt İmamları (as) ve onların yerine atanmış şahıslardır. Ve daha sonra da bu tür konularda uzman olup görüş sahibi olanlardır.”
Aslında bu ayetin nüzul amacı, siyasî ve emniyet işlerinde toplumun siyasî liderine mutlak itaat etmesi, devlet işleriyle ilgili haberleri kendi başına buyruk siyasî ve ilahî liderden izinsiz yaymaması gerektiğinin beyanıdır. Zira belki bu haberlerin bir kısmı toplumda gereksiz bir korku ve paniğe neden olacak veya bu haberlerin bir kısmı toplumun güvenlik sorunlarını ortaya çıkaracak ve düşmanlar tarafından kötüye kullanılacaktır.
Sonuç
Kur’an’ı Kerim’in politik temelleri siyasî, askerî, ekonomik, sosyal vb. gibi farklı alanlardan elde edilebilir. Bu temellerin her biri toplum yönetiminde stratejik bir ilke olarak kabul edilir.
Kur’ân-ı Kerîm'in en önemli siyasî dayanağı, Kur’ân-ı Kerîm ayetlerinde pek çok örneği bulunan din ile siyaseti ayırmama ilkesidir.
Bütün bu temellerin yönetici ruhu sosyal adalettir. İç ve dış ilişkilerde siyasî davranış tarzı, liderlik ve yönetimde adalet, savaş politikalarının adalet ve hak eksenli oluşu, siyasî faaliyetleri olan mücahitlere özel önem verilmesi sosyal adaletin hâkim olduğu konulardır.
Kaynakça
A'lai'r-Rahmân fî Tesfiri'l Kur'ân, Muhammed Cevad Belâğî Necefî, 1999
Cevâmiû'l C'âmî, Fazl b. Hasen b. Tabersî, 1998