Bağdat şeyhlerinden bir şeyhin (İbn Ebî Davud'u kasteder ancak adını anmaz) Gadir Hadîsi'ni inkâr ettiğini, kanıt olarak Hz. Peygamber Gadir-i Hum'da iken Hz. Ali'nin Yemen'de olduğunu, kanıtını sağlamlaştırmak için de bu konuda şiirler uydurduğunu yazan el-Hamevî'ye göre Taberî, bunun üzerine Hz. Ali'nin faziletlerini nakletmiş ve Gadir Hadîsi'nin isnadlarını derlemiştir. el-Hamevî'nin bildirdiğine göre kalabalık bir kitle hadîsi dinlemek için toplanmıştır ve bir Râfızî topluluk da kalabalık arasında yer almıştır. Müellif, Taberî'nin Ebu Bekir ve Ömer'in faziletleriyle başladığını, sonra Abbasîlerin Abbas'ın faziletlerini anlatmasını istediği, ancak kitabın sonunu yazmaya Taberî'nin ömrünün yetmediğini söyler.73
el-Hamevî'nin rivayetinin, içinde çelişkiler olan son kısmının sıhhatli olup olmadığına dair elimizde yeterince bilgi yok.
Taberî'nin Gadir Hadîsi'ne önem vermesi ve hadîsin isnadlarını ele alan Kitabü'l-velayet adında bir kitap yazması onun Râfızîliği bakımından önemli bir meseledir. Zehebî'nin yaşadığı döneme, Hicrî altıncı yüzyıla kadar bilinen bu kitap ne yazık ki bugün elimizde bulunmamaktadır.
Taberî ayrıca Tayr Hadîsi hakkında da bir kitap yazmıştır. Tayr hadîsine göre Hz. Peygamber, kızarmış tavuk yerken Allah'tan kendisine eşlik etmesi için en hayırlı kulunu göndermesini istemiş, bunun üzerine Hz. Ali çıkagelmiştir.74
Taberî'nin Gadir Hadîsi'nin inayetiyle hakikati keşfetmeden önce hiçbir fıkhî mezhebe75 tabi olmaması ve bağımsız kalmayı tercih etmesi onun özgür ruhlu birisi olduğunu gösterir. Âmul halkının çoğunun Şiî olması da göz önünde bulundurulması gereken ayrı bir husustur.
Biz, Taberî'nin bizim anladığımız anlamında İmamî Şiî olduğunu kanıtlama peşinde değiliz. Ancak bütün rivayetler onun bu düşünceye sahip olduğunu, ömrünün sonlarında da bizim anladığımız anlamda bir Şiî olduğunu göstermektedir.
Hicrî üçüncü asırda halkın diline pelesenk olmuş (gereksiz yere tekrarlanan söz) meşhur bir rivayet vardı: “Sen bana küçük bir Şiî göster, ben sana ondan daha büyük bir Râfızî göstereyim.”76
Bu bir hakikati ifade etmektedir. Zira yaygın olmasına rağmen Gadir Hadîsi'ni sonradan fark edip küçük bir Şiî olan biri, büyük bir Râfızî'ye dönüşme potansiyeline sahiptir.
Bağdat'ta Hanbelîlerin üstünlüğü muhakkak Taberî'yi takiyye yapmak zorunda bırakmış, bu yüzden de Taberî'nin Şiîliği meselesi bugüne değin muğlâklığını korumuştur.
Taberî'nin Âmmî/Sünnî mezhepli olmakla ünlülüğünün nedeni, Müslümanların, bilhassa Sünnîlerin önemli miraslarından olan Tarih'i ve Tefsir'i kaleme almış olmasıdır. Ancak onun ömrünün sonlarına doğru farklı düşünmüş olması mümkündür ve çok doğaldır. Nitekim rivayetler ve yeğeni Harezmî'nin tanıklığı bu varsayımın doğru olduğunu göstermektedir.
Son notlar:
* İbn Hacer, Yakut el-Hamevî'nin Ahmed b. Tarik'i Râfızî addetmesiyle ilgili olarak şöyle yazar: “Yakut Nasıbîlikle itham ediliyordu ve ona göre Şiî, Râfızî demekti.” Bkz. İbn Hacer, Lisanü'l-mizan, c. 1, s. 188.
** İbn Ebi'l-Hadid bu kitabın bazı bölümlerini alıntılamıştır, ancak kitabın orijinali ne yazık ki günümüze ulaşmamıştır. el-Osmaniyye'nin sonunda İbn Ebi'l-Hadid'in bu kitaptan yaptığı alıntılar yayımlanmıştır.
*** İbn Abdülbir şöyle yazar: “Halifelerin tarihsel sıraya göre daha faziletli olduklarına dair icma Ahmed b. Hanbel zamanında ortaya çıktı.” Bkz. el-İstiab, c. 1, s. 154.
**** İbn Kesir'in zikrettiği isim doğrudur. Bu zat, Zahirî mezhebinin kurucusu Davud b. Ali'nin oğludur. Muhammed, İbn Nedim'in bildirdiğine göre, Taberî'nin görüşlerini çürütmek için bir reddiye yazmıştır. Ancak başta Yakut el-Hamevî olmak üzere rical müelliflerinin rivayetlerinden Taberî ile çatışanın Sünen müellifi Ebu Davud'un oğlu Ebu Bekir b. Ebu Davud olduğu anlaşılmaktadır.
***** Brockelmann, Ahmed b. Hanbel'in dedesinin adı Harkus olduğu için kitaba bu ismin verildiğini, ancak kitabın Hanbelîliğe bir reddiye olduğunu yazar. Bkz. Tarihu'l-edebi'l-Arabî, c. 3, s. 50.
1. bkz. İbn Nedim, el-Fihrist, Tahran h.k. 1393, s. 291.
2. Yakut el-Hamevî, Mucemü'l-udeba, c. 18, s. 48.
3. İbn Nedim, el-Fihrist, s. 291.
4. bkz. Taberî, Leiden, c. 15, s. LXXXIX.
5. Taberî, c. 15, s. LXXXIX; Yakut el-Hamevî, Mucemü'l-udeba, c. 18, s. 50.
6. Yakut el-Hamevî, a.g.e., c. 15, s. 56.
7. İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, c. 11, s. 147; ayrıca bkz. ed-Davudî, Tabakatü'l-müfessirîn, c. 2, s. 113; Yakut el-Hamevî, Mucemü'l-buldan, c. 18, s. 54.
8. Taberî, c. 15, s. LXXXIV.
9. Nevevî, Tezhibü'l-esma ve'l-lugat, Beyrut, c. 1, s. 79.
10. İbn Nedim, el-Fihrist, s. 292-293; ayrıca bkz. Şezaratü'z-zeheb, c. 2, s. 260; İbn Hallikan, Vefeyatü'l-âyân, c. 3, s. 332; eş-Şirazî, Tabakatü'l-fukaha, s. 93; Yakut el-Hamevî, Mucemü'l-udeba, c. 18, s. 54, 93.
11. bkz. Hatib Bağdadî, er-Rıhle fi talebi'l-hadîs.
12. İslȃm medeniyetinin ilerlemesi ve gelişmesi hakkında bkz: Adam Mez, Temeddun-i İslȃmî der Karn-i Çeharrum-i Hicrî, Farsçaya çev. Ali Rıza Karagozlu (Türkçesi için bkz. Onuncu Yüzyılda İslâm Medeniyeti, çev. Salih Şaban, İstanbul 2000).