Tefsirine Yönelik Çalışmaların

04 December 2025 57 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 13

İslam’ın ilk asırlarındaki müfessirler arasında özel bir konum vardır ve bu konumun sahibi de Ebû Zekeriyâ Ferâ bin Yahyâ bin Ziyâd el-Akta’ Deylemî’dir (Corbin, 1975, s. 298). “El-Akta” lakabı, onun tefsir ilmindeki yüksek gücünün bir nişanesidir. Ferâ’dan sonra Kur’ân tefsirinde onun gibi birini bulabilmek mümkün değildir. Onun tefsirinin adı, el-Meânî’dir (Corbin, 1975, s. 299). O, Cuma günleri talebelerini çağırır ve âyetleri, birer birer okuyan bir kârinin huzurunda tefsir ederdi (İbn Hallikân, 1986, c. 3, s. 227).

İkinci asrın sona ermesinden önce, Kur’ân müfessirleri listesinde bir İranlı’ya daha rastlanmaktadır. O, Hüseyin bin Saîd Ahvâzî’dir. Hicrî ikinci asrın ikinci yarısında yaşamıştır (Sadr, 1991, s. 30). Onu, İslâmî ilimler ile Cündîşâpûr’dan etkilenen âlimler zümresi arasında bağlantı kuran bir köprü olarak farz etmek mümkündür. O, Kur’ân tefsirine ilave olarak diğer ilimlerde de belli bir birikime sahipti.

3.Hicrî III. Yüzyıl, Kelâmî Ve Fıkhî Tefsirlerin Şekillenmesi

Daha önce de belirtildiği üzere hicrî birinci ve ikinci asırlarda, İran’daki tefsirler dinî bir renge sahip değildi. Bu tefsirler, çeşitli kelâmî ve fıkhî mezheplerin görüşleri esasınca da telif edilmemişti. Müfessirlerin hedefi, yalnızca ilâhî kelâmın anlamını ve delâlet ettiği şeyleri bilmekti. Ama ikinci asrın sonlarından ve üçüncü asrın başlarından itibaren Ehli Sünnet ve İmâmiyye Şîası (Caferî mezhebindeki) müfessirlerinin her biri, kendi kelâmî ve fıkhî ekolüne göre müstakil tefsirler yazmışlardır. İran’daki Ehli Sünnet müfessirleri arasında, Şâfiî ve Hanefî müfessirler, diğer iki mezhebin müfessirlerinden daha önemlidirler. Elbette Ehli Sünnet müfessirleri de Şiî müfessirler gibi çoğunlukla/genellikle Horasan ve Rey mekteplerine bağlı idiler.

Bu dönem için en az beş büyük müfessirin ismi zikredilebilir. Söz konusu müfessirler, aynı zamanda bazı Şiî imamlarıyla da muasır idiler. Bunlar arasında; Ali bin Mehziyâr Ahvâzî, Muhammed bin Hasan bin Berkî ve Hâlid bin Hasan Berkî adlı üç müfessir, İmâm Rızâ aleyhi’s-selâm ile aynı dönemde yaşamışlardır (Frye, 1984, c. 4, s. 60).

Diğer iki kişiden biri, Ali bin İbrahim Kumî’dir. Hicrî 306 (918) yılında yaşamıştır. Diğeri ise İbn Bâbeviye lakaplı Ali bin Bâbeviye Kumî olup hicrî 323 (935) yılında vefat etmiştir (Şîrâzî, 1980, s. 89).

Hicrî üçüncü asırda İran’da birkaç büyük Sünnî müfessir daha bulunmaktaydı. Üçüncü asrın ilk ve en büyük Sünnî müfessiri Ebû Hâmid Mahmud bin Ahmed Ferecî Semerkandî’dir. Hicrî 208 (824) yılında dünyaya gelmiştir. Hicrî 250 (865) yılında vefat etmiştir (Wickens, 1982, s. 148). O dinî ilimlerde meşhur bir kimse idi. Tefsir, hadîs ve fıkıhta üstün bir kavrayış sahibi idi. Horasan mektebinde Ehli Sünnet’in dinî ilimlerinin temellerini atanlardan idi.

İran’daki bir diğer ilmî merkez, yani Rey de Horasan kafilesinden geri kalmamıştı. Ebû Yahyâ Cafer bin Muhammed Râzî Za’ferânî, Ehli Sünnet mezheplerinin en büyük Kur’ân müfessirlerindendir. Süyûtî onu İmâmü’l-Müfessirîn (Müfessirlerin imamı) olarak adlandırmıştır. Hicrî 279 (893) yılında vefat etmiştir (Süyûtî, 1980, s. 10).

Hicrî üçüncü asrın bir diğer müfessiri, Taberistan (Mâzenderân)’dandır. O, yalnızca tefsirde değil, aynı zamanda diğer Kur’ânî ve edebî ilimlerde de genel ve özel çapta ün sahibiydi. Bu kişi büyük tarihçi, hadîs âlimi, fakih ve Câmi’u’l-Beyân olarak bilinen tefsirin müellifi Muhammed bin Cerîr Taberî’dir. Bel’âmî, bu kitabı Nuh bin Mansûr Sâmânî’nin emriyle Farsça’ya çevirmiştir. Taberî, tarih alanında Arapça nesir yazmış en büyük yazarlardandır. Onun tarih kitabı, Arap olmayan bir yazarın, nesir alanında Arapça olarak yazdığı en kâmil numûne hükmündedir. Muhammed bin Cerîr Taberî, hicrî 310 (923) yılında vefat etmiştir.

Üçüncü asrın tefsirlerinden biri de Kazvinli Ahmed bin Fârs bin Zekeriyâ el-Lügavî’nin eseri olan Câmi’u’t-Te’vîl adlı tefsirdir. Bu müfessir, önceleri Şâfiî mezhebinden idi, ancak daha sonraları Mâlikî mezhebini seçmiştir. Onun tefsiri fıkhîdir. Bu tefsirde fıkhî meseleler, Kur’ân âyetlerinin esas alınması suretiyle delillendirilmiştir (Frye, 1984, c. 4, s. 406).

Üçüncü asrın son yılları ve dördüncü asrın başlarında, İranlılar İran dışında da İslâmî ilimlerin en büyük müfessirleri ve fakihleri olarak anılmaktaydılar. Mekke’de yaşayan Ebû Bekir Muhammed bin İbrahim bin Münzir bin Nîşâbûrî bu sözün bir timsalidir. Münzir Nîşâbûrî, Süyûtî’nin eşsiz olarak nitelediği bir tefsire sahiptir (Süyûtî, 1980, s. 13).

4.Hicrî Iv. Yüzyıl

Horasan Tefsir Mektebinde Nîşâbûr Ve Herat Ekollerinin Oluşması

Rey Tefsir Mektebinin Devamı Olarak İsfahan Tefsir Ekolünün Oluşması

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar