İran’da Hicrî 3. Yüzyıldan 14. Yüzyılın Sonuna Kadar Kur’ân-ı Kerîm’in Tefsirine Yönelik Çalışmaların Şekillenmesinde Etkili Olan Süreçler
DR. İBRÂHÎM FETHULLÂHÎ
ÖZET
İranlı âlimler, Hicrî birinci yüzyıldan itibaren; edebî ilimler, tarih, fıkıh, hadîs, tefsir, kelâm, felsefe ve irfan olmak üzere, çok sayıda İslâmî ilmin tesisinde oldukça önemli bir role sahiptiler. Sadr-ı İslâm’dan şimdiye dek, İranlı Müslüman âlimler tarafından özellikle Kur’ân-ı Kerîm tefsiri alanında, eser telif edilmeyen tek bir asır dahi yoktur. İslam dininin İran’da zuhurundan sonra, İranlıların potansiyelleri yeni bir ivme kazanmış ve sahip oldukları kabiliyetlere taze bir ruh bahşedilmiştir. Netice itibariyle İranlılar, İslam’a hizmet amacıyla çeşitli ilmî sahalarda çok sayıda ilmî ve kültürel şaheserler meydana getirmek suretiyle deha ve maharetlerini sergilemişlerdir. İranlı âlimlerin dikkatini çeken ilk ve en önemli konu, Kur’ân idi. Onların, İslam ile doğrudan alakası olan tefsir ve hadîs ilimlerine yönelik ilgileri, diğer birçok alandan/ilimden daha fazla idi. İranlıların Kur’ânî ilimler olan kırâat, tefsir ve hadîs alanlarında kaydettikleri ilerlemeler ve ulaştıkları neticeler, İslâmî kültürün filizlendiği asrın önemli bir bölümünü oluşturmaktaydı. İlmî merkezlerin coğrafî bakımdan ele alınmasıyla yapılacak tarihî bir inceleme, bizleri şu neticelere ulaştıracaktır: İslam’ın ilk asırlarında, asıl itibariyle en az iki ilmî merkez bulunmakta idi: Bu yerler Horasan ve Rey idi. Fer’î olarak da iki merkez mevcuttu. Bu merkezler de İsfahan ve Fars idi. Mezkur yerler, İran’da Kur’ân ilimleri alanında en önemli merkezler idiler. Bu bağlamda Horasan’ın, Kur’ân ilimleri alanındaki âlimlerin yetiştirilmesinde diğer merkezlere bir üstünlüğü söz konusu idi. Bu makalenin yazarı; hicrî üçüncü yüzyıldan on dördüncü yüzyılın sonuna dek İran coğrafyasında Kur’ân tefsiri yazımlarının tarihî seyrini incelemenin yanı sıra, tefsir ekollerinin ve metotlarının gelişim seyrini ve İranlı âlimlerin, tefsire yaklaşımlarında etkili olan fikrî akımları da araştırmayı hedeflemiştir. Bunlara ilave olarak, İran’da muhtelif tefsirlerin şekillendiği altın çağlar beyân edilmiş ve çeşitli tefsir topluluklarının teşkilini oluşturan zeminler masaya yatırılmıştır.
Anahtar Kelimeler: İran Tefsirleri, Horasan Tefsir Ekolü, Rey Tefsir Ekolü, İsfahan Tefsir Ekolü, Fars Tefsir Ekolü, Tefsir Toplulukları, Tefsirde Monografiler/Tefsir Monografileri.
GİRİŞ
İslam’ın zuhurundan sonra, İranlıların büyük bir kesimi İslam dinine yöneldiler ve böylece İslam, İran’da şaşırtıcı bir hızla yayıldı. Nitekim yirmi yıl gibi bir zaman zarfında Fırat kıyılarından Ceyhun nehrine, Sind taraflarından Harezm Denizi sahillerine kadar tüm İran platosunu şâmil oldu (Mutahharî, 1987, s. 387).
İranlı âlimler bu dönemden itibaren, Arap dilini öğrenip yaygınlaştırmaya başladılar. Onlar mukaddes ve dinî sâiklerle Arap diline hizmet yolunda çaba sarf ettiler. İranlılar, pak fıtratlı tüm Müslümanlar gibi, Arap dilini yalnızca Arap kavminin dili olarak görmüyorlardı. Zira hiçbir taassup göstermeksizin şevk, coşku ve fevkalâde bir alaka ile Arap dilini öğrenmeye, kayıt altına almaya/arşivlemeye ve tedvin etmeye başladılar (Mutahharî, 1987, s. 509). O kadar ki, İranlıların Arap diline olan hizmetlerinin, bizatihi Arapların, kendi dillerine olan hizmetlerinden daha fazla olduğu söylenebilir.
İran edebiyat tarihi hakkında dört cilt kitap kaleme alan İngiliz Ortadoğu uzmanı ve İranolog Edward Granville Browne (1862-1926) şöyle söylemiştir: “Genellikle Arapça isimlerle anılan tefsir, hadîs, ilâhiyât, felsefe, tıp, lügat, şerh-i hâl (biyografi) tercümeleri ve hatta Arap dilinin sarf ve nahvi gibi ilimlerde İranlıların ortaya koydukları çalışmaları bir kenara koyarsak, hakikatte bu ilimlerin en nitelikli kısımlarını ortadan kaldırmış oluruz.” (Browne, 1983, s. 97).
İranlıların, Kur’ân’a hizmet amacıyla Arapça’nın öğrenilmesinde ve yaygınlaştırılmasında gösterdikleri özen; Kâmûsü’l-Muhît’in müellifi Fîrûzâbâdî, Tâcü’l-Lügat ve Sihâhü’l-Arabiyye’nin müellifi Cevherî, Müfredâtü Elfâzi’l-Kur’ân’ın müellifi Râğıb İsfehânî, Furûkü’l-Lüğaviyye’nin müellifi Ebû Hilâl Asgerî ve son olarak Mekâyîsü’l-Lügat’in müellifi olan Ahmed bin Fârs gibi âlimlerin değerli ve nitelikli eserler meydana getirmelerini sağlamıştır.
Lügat âlimleri ve sözlük yazarları, bu eserleri telif etmelerindeki hedef ve niyetlerinin, Kur’ân-ı Kerîm’deki ve Rasûl (s.a.a)’ün sünnetindeki ifadelerin anlaşılmasına yardımcı olmak olduğunu açık bir şekilde zikretmişlerdir. Onlar birçok sözcüğün beyân ve meânîsinde Kur’ânî delillerden istifade etmişler; Kur’ân’ın tefsirine ve âyetlerdeki kelimelerin ve söz kalıplarının açıklanmasına yardımcı olan hususlara işaret etmişlerdir. Örneğin, Fîrûzâbâdî (h. 816/1329) Kâmûsü’l-Muhît adlı kitabını, İslâmî şeriatin kaynağı olan Kur’ân-ı Kerîm’in Arapça olmasından dolayı telif ettiğini belirtmiştir (Fîrûzâbâdî, h. 1403: Mukaddime).