Tefsirine Yönelik Çalışmaların

04 December 2025 57 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 2 / 13

Aynı şekilde birçok İranlı âlimin, belâgat ilminin yazım, tedvin ve tasnifindeki amaçları, Kur’ân-ı Mecîd’in icâzını ispatlamak ve Allah’ın kelâmının üstün ve aşkın boyutlarının anlaşılmasını sağlamaktır. Örneğin Ebû Hilâl Asgerî, Sınâateyn adlı kitabını kaleme alma amacının, Kur’ân-ı Kerîm’in icâzını belâgat yoluyla göstermek olduğunu belirtmiştir. O, mukaddimesinde şöyle yazmıştır: “Yüce Allah’ın bilinmesinden (marifetullah) sonra öğrenmeye en layık ilim, belâgat ve fesâhat ilimleridir. Çünkü bu ilimler yardımıyla Allah’ın Kitabı’nın icâzı âşikâr olmaktadır.” (Fethullâhî, 2010, s. 56)

Ehli Sünnet’in Sihâh-ı Sitte yazarları ve İmâmiyye Şiâsı’na ait Kütübü Erbaa’nın müellifleri olmak üzere, hadîs ilminin tüm büyük âlimleri İranlı idiler.

Ehli Sünnet’in; müfessirlerini, fakihlerini, muhaddislerini, mütekellimlerini, filozoflarını, ediplerini ve dil bilimcilerini temsil eden büyük âlimleri de İranlı idiler. Ehli Sünnet’in en büyük fakihi olan ve İmâm-ı Azam olarak anılan Ebû Hanîfe de bir İranlı idi. Ehli Sünnet’in en büyük muhaddisi olan Muhammed b. İsmail Buhari, İranlı idi. Aynı zamanda edebiyatçılardan Sîbeveyh, dil bilimcilerden Cevherî ve Fîrûzâbâdî, müfessirlerden Zemahşerî, mütekellimlerden Ebû Ubeyde ve Vâsıl b. Atâ da İranlı idiler (Mutahharî, 1987, s. 134).

Ebû Hanîfe Dînverî, İbn Kuteybe, Taberî, Belâzurî ve Ebu’l-Ferec İsfehânî gibi büyük tarihçiler İranlı idiler. Yedi kâriden (Kurrâ-i Seb’a) Nâfi, İbn Kesîr, Kesâyî ve Âsım adlı bu dört kişi de İranlı idi.

Aynı şekilde Kur’ân’ın büyük müfessirlerinden Beyzâvî, Şeyh Tabersî, Cârullah Zemahşerî, Fahri Râzî, Ebu’l-Fütûh Râzî, Taberî, Şeyh Tûsî, Meybudî gibi isimler, bu makaledeki biyografilerinde görüleceği üzere, İranlı’dırlar.

Daha önce de belirtildiği gibi, İslam’ın zuhurunun ilk yıllarında, İranlılar İslam dinine yönelen ilk milletler arasındaydılar. İranlı âlimlerin dikkatini çeken ilk ve en önemli konu Kur’ân idi. İranlıların tefsir ve hadîse gösterdikleri önem; Kur’ân ilimlerinde, kırâatte, tefsirde ve hadîste çok sayıda gelişme kaydedilmesini ve önemli sonuçlara ulaşılmasını sağladı. Bu çabalar, kapsamlılık ve ehemmiyetleri açısından İslamî kültürün filizlendiği asrın, önemi haiz bir bölümünü oluşturmaktaydı. İslam’ın ilk asırlarında, iki ilmî-coğrafî merkezin şekillenmesi -ki buralar, Kur’ân ilimleri alanında İran’daki en önemli merkezleri oluşturmaktaydılar- (Horasan ve Rey olmak üzere iki aslî; İsfahan ve Fars olmak üzere de iki fer’î odağı kapsamaktadır), bu konuyu doğrulamaktadır.

A- KUR’ÂN TEFSİRİNİN İRAN’DAKİ TARİHÎ SEYRİ

1.Hicrî I. Yüzyıl, İslam Kültürünün Şekillenmesinin İlk Merhaleleri

Tıpkı İbn Nedîm’in el-Fihrist adlı eserinde belirtildiği gibi, Selmân-ı Farsî, Peygamber (s.a.a)’in irtihalinden sonra Kur’ân tefsiri yazan ilk İranlı olarak zikredilebilir. Onun tefsirinin irfânî bir tarzda olduğu söylenir (İbn Nedîm, 1972, s. 254). Bu dönemde Selmân-ı Farsî’den başka, Tâvûs Yemenî adlı bir İranlı’nın ismine daha rastlanmaktadır. O, tefsirlerini Kur’ân’da da birçok defa açıklanan, dinlerin (aslında) bir oldukları teorisini dikkate alarak kaleme almıştır. Onun tefsiri, o zamanlar İran’ın bir parçası olan Yemen’de de, yazıldığı dönemden dört asır sonrasına dek istifade edilen tek tefsirdi (İbn Nedîm, 1972, s. 160).

2.Hicrî II. Yüzyıl (Kur’ân Tefsirinde Henüz Mezhebî Ekollerin/Düşüncelerin Etkili Olmayışı)

Hicrî yüzüncü yılden sonra yani İslamî (hicrî) ikinci asrın başlangıcından sonra tefsir ilminde Müslüman âlimlerin büyük çoğunluğunu İranlılar teşkil ediyordu. Burada önemi haiz nokta şudur: Hicrî birinci ve ikinci yüzyıllarda İran’daki Kur’ân tefsirleri dinî bir dokuya sahip olmayıp, kelâmî bir fırkanın ya da özel bir fıkhî mezhebin tesiri altında da değildi.

İkinci asrın önemli müfessirleri arasında Süleyman b. Mihrân A’meş gösterilebilir. O, bugünkü Tahran civarlarında bulunan Demâvend ahalisinden olup, çok hassas bir dönemde İslam dünyasının en büyük Kur’ân müfessirleri arasında yer almaktaydı. Rey şehrinde İranî-İslâmî ilimlerin temellerinin atılmasında büyük bir role sahipti (Mihrâbâdî, 2001, s. 133).

Bu dönemdeki bir diğer İranlı büyük müfessir de Mukâtil bin Selmân’dır. Onun Reyli veya Horasanlı olduğu konusunda tereddütler mevcuttur. O, A’meş’in muasırı olup, ondan daha meşhur idi. Hicrî 150 yılında vefat etmiştir. Şöhreti öyle bir derecedeydi ki, Ehli Sünnet’in dört büyük imamından biri olan Şâfiî, onun hakkında şöyle söylemiştir: “İnsanlar tefsir ilminde Mukâtil’e muhtaçtırlar.” (İbn Hallikân, 1986, c. 4, s. 341).

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar