Bu fırkanın, linguistik dil yaklaşımlarının da yansımış olduğu en yoğun etkiler şu şahsiyetlerin yazdıklarında görülebilir: İ’cazu’l-Kur’an ve’t-Temhid yazarı Kadı Ebubekir Bakıllani (hicri 403), Ebu İshak İsferayeni (hicri 418), el-Şamil fi Usuli’d-Din ve’l-İrşad fi Usuli’d-Din yazarı İmamu’l-Harameyn lakabıyla meşhur Abdulmelik Cuveyni (hicri 478), İhyau Ulumi’d-Din, Mişkatu’l-Envar, Cevahiru’l-Kur’an gibi eserlerin yazarı İmam Muhammed Gazali (hicri 505), Erbain fi Usuli’d-Din, el-Metalibu’l-Aliyye, el-Mahsul, Şerhu Esmai’l-lahi’l-Hüsna gibi eserlerin müellifi Fahruddin Razi (hicri 606), Nihayetu’l-İkdam fi İlmi’l-Kelam, el-Milel ve’n-Nihal yazarı Abdulkerim Şehristani Horasani (hicri 548), el-Mevakıf fi İlmi’l-Kelam yazarı Adudiddin İcî Şirazi (hicri 757), Şerhu’l-Mekasıd ve Şerhu’l-Akaidi’n-Nesefiyye yazarı Saaduddin Taftazani Horasani (hicri 793), İcî’nin Mevakıf’inin şârihi Mir Seyyid Şerif Gurgani (hicri 816), Şerh-i Tecrid sahibi Alauddin Kuşçu (hicri 879).
Yeni Seleficilik ve Dilin Esnetilemeyeceği Görüşü
Gördüğümüz gibi Ehl-i Hadisin tavrı Eş’arilerin ortaya çıkışıyla giderek gözden düştü, ama tamamen de silinmedi. Takipçilerinin bakış açasına göre dinin dilini esnetilemez kabul eden bu görüş, bir kez daha sekizinci yüzyılda Hanbeli’nin bazı takipçileri, yani İbn Teymiyye (hicri 728) eliyle yenilendi ve ihya edildi. İbn Teymiyye, tam bir taassup ve katılıkla, İbn Huzeyme’nin el-Tevhid’i gibi kitaplarda nakledilen ve zahiren tecsime delalet eden Allah’ın sıfatlarına ilişkin hadisleri tevil etmeksizin kullanmak gerektiğini açıkladı. Bununla da yetinmedi, kabir ziyareti ve tevessülün şirk olması, Ehl-i Beyt’in faziletinin reddedilmesi ve başka konuları da beyanına ekledi ve dinde tutarsız bir görüş inşa etti.
İbn Teymiye’nin düşünceleri pek kabul görmedi ve kınandı. Lakin yüzyıllar sonra, on dokuzuncu yüzyılda Muhammed b. Abdulvahhab Necdi’nin (hicri 1206) fikir temelini oluşturdu.
5. İrfan ve Tasavvuf
İslam’a ve Kur’an’a dayalı dünya görüşünün düşünce ufkuna göre, Allah’ın halifesi olan ve olağanüstü yeteneklere sahip insanın varoluşunda, onun sürekli araştırma halinde olmasına yol açan, mutlak kemale fıtrî bir eğilim gizlidir.
Bu görüşte Allah, varlığın uçsuz bucaksız kemali, âlemin ve âdemin başlangıcı ve maksadıdır. İlahi peygamberlerin tamamının yüksek hedefi, âdemin canının cânân ile olan misakını hatırlatmak “لیستأدوهم میثاق فطرته” ve bu yüce maksadı elde etmenin öncüllerini insanın önüne sermektir.
İrfan, kavramsal olarak, arifin manevi yüceliş ve nefsani incelme ışığında kalbiyle Allah’a baktığı ve onu deruni saiklerine, iradesine ve davranışına dönük gördüğü kalbî ve dolaysız -duygusal ve kalbî bilgiler tarafındaki- bilgi türüdür: “لا تدرکه العیون بمشاهدة العیان و لکن لا تدرکه القلوب بحقائق الایمان” “Gözler onu asla açıkça göremez, ama kalpler dosdoğru imanla onu idrak edebilir.”
Hiç kuşku yok, İslam irfanının asli kaynakları ve meyveleri, Allah’ı Evvel ve Ahir, Zâhir ve Bâtın, göklerin ve yerin nuru, tüm şeylerle birlikte, her şeyin kayyumu olarak tavsif eden Kur’an-ı Kerim’in işaretlerinde ve tevhid ayetlerinin müjdelerinde gizlidir. Ondan başka tanrı yoktur ve insanı, kâinatın Allah’ına bağlı maneviyatla dopdolu bir hayata çağırır. Tıpkı Peygamber-i Ekrem’in (saa) Kurb-i Nevafil hadisi, Zeyd b. Haris hadisi gibi sözleri ve Ali b. Ebi Talib’in (as) konuşmaları İslam irfanının diğer kaynakları olması gibi:
Allah, kendinin zikredilmesini kalplerin cilası yapmıştır. Bunun sonucunda gönüller, kulakların ağır işitmesinden sonra, gözlerin az görmesinden sonra ve isyankârlığın ardından huzur bulur. Her zaman böyle olmuştur ve Allah Teala zamanın her döneminde kalplerinin sırrına sır söylediği ve akılları aracılığıyla konuştuğu kulları vardır.
Peygamberlerin sonuncusunun (saa) görkemli yakarışındaki,
“ما عبدناک حق عبادتک ما عرفناک حق معرفتک”
ifadesi ve Allah’ın onu iyi huylulukla övüp, varlığını müminlerin örneği sayması, ilahi dünya görüşünün sözlüğünde insanın mevcut durumdan istenen duruma değişiminin sonu gelmez davetini göstermekte ve insanın sınırsız gelişiminin imkânını anlatmaktadır:
“Deki: Eğer Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden önce deniz kesinlikle tükenecekti, bir mislini daha yardımcı getirsek bile..”
İmam Sadık’tan (saa) şöyle rivayet edilmiştir: “Allah’ın kitabı dört şey üzerindedir: İbare, işaret, incelikler ve hakikatler. İbare avam içindir, işaret havas için, incelikler evliya için ve hakikatler peygamberler için.”
Muhtelif fırkalar Peygamber-i Ekrem’den (saa) şu hadisi rivayet etmişlerdir: “Kur’an’ın zâhiri ve bâtını vardır. Bâtını da yedi bâtını olan bir bâtındır.”
Fudayl bin Yesar’dan da şöyle nakledilmiştir: İmam Bakır’a (as), “Kur’an’da zâhiri ve bâtını bulunmayan ayet yoktur.” rivayetinin maksadını sordum. Şöyle buyurdu:
“Zâhiri indirilmiş olandır, bâtını ise tevilidir; bir kısmı geçmişte kaldı, diğer kısmı ise henüz gerçekleşmedi, güneş ve ayın akıp gitmesi gibi akmaktadır.”