İslami İlimler Sürecinde Kur’an’ın Dili

04 December 2025 40 dk okuma 10 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 9 / 10

Müslümanların ittifak ettiği konu olarak Kur’an’da zahir ve bâtın, tenzil ve tevili; yine bizzat Kur’an’ın açıklığa kavuşturduğu muhkem ve müteşabihi kabul etmekle irfani tevilcilik için müsait zemin açılmış olmaktadır. Şu anlamda: Mutasavvıflar açısından Kur’an metni, zahiri ve lafzi mananın ötesinde hazır bulunan derinliğe ve bâtına sahiptir. Bu anlam, “istinbat” yoluyla aşikâr olur. Ama sırf linguistik araştırma yolundan değil, bilakis işrak ve ilham (psikoloji) yolundan. Bu sebeple bir ayetin, farklı vakitlerde ilhamın (çıktı kabiliyetine sahip) çeşitliliğine göre farklı anlamları olacaktır.

Bu bakış açısı genel bir ilkeye ve temel bir varsayıma dayanmaktadır: Kur’an vahyinin birkaç boyutlu dili ve yüksek düzeyleri vardır; tek boyutlu, bir tek düzeye sahip ve tek katmana bağlı değildir.

Bu düzeylerden yararlanma metodunu, bu düzeyleri anlayanların şartlarını ve Kur’an’ın tarihi boyunca tevil ve tevil dili adı altında ortaya çıkmış olan şeyin doğruluğa yakın olup olmadığını bir yana bırakalım. Daha önce değinildiği gibi, çeşitli tevil yaklaşımlarının ve Kur’an’ın çok boyutlu dilinin dayandığı metinler arasında İmam Sadık’tan (as) nakledilmiş bir rivayet vardır. Bu nakle göre İmam şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın kitabı dört şeyi kapsar: İbare, işaret, incelikler ve hakikatler. İbare, avam halk içindir. İşaret havas içindir. İncelikler evliya içindir. Hakikatler ise peygamberlere mahsustur.”

Bu söz gereğince Kur’an’ın vahiy kelamının, insanın içinde bulunduğu psikolojik şartlar ve Allah’ın mukaddes dergâhındaki varoluşsal derecelere uygun olarak gerçekleşen anlayışları ifade eden çeşitli anlam katmanları ve düzeyleri vardır. Başka bir ifadeyle, bu sözün sonucu şudur ki, Kur’an, tüm muhatapların nesnel gerçekliklerine göre mesaj ve dil içerir. Bunun gibi Kur’an hakkında nakledilmiş bir başka rivayette bu anlam katmanları sayılmıştır: Zâhir, bâtın, had ve muttali.

Buna göre arifler ve mutasavvıflar, düşünce hayatlarında, zikredilmiş ilkeye istinaden sahip oldukları tevil birikimlerini izah etmeye çalışmışlardır.

6. Fıkıh Usulü

Her halükârda Müslümanların irfan ve tasavvuf eserleri, Kur’an linguistiğinin kapısını açık tutan çok önemli bir kaynaktır.

Kur’an’ın ve Peygamber-i Ekrem’in (saa) sözlerinin vurguladığı İslam’ın temel öğretilerinden biri, dinde “tefakkuh” ve onun “basiret”le birlikte kabul edilmesidir. Seçkin muhakkik üstad şehid Mutahhari’nin ifadesiyle:

“Bu vurguların toplamından şöyle bir sonuç çıkartılabilir: İslam’ın görüşü şudur ki, Müslümanlar İslam’ı her işte, bu kapsamda da İslam’ın inanç ilkeleri ve İslam dünya görüşüne veya ahlaki ilkelere ve İslami terbiyeye ya da ibadetlere, medeni hükümlere, bireysel ve toplumsal hayatta İslam’a özgü âdâba ve diğer konulara ait konularda derinlemesine ve basiret üzerinden kavramalıdırlar. Bu nedenle “İctihad” kelimesi İslam’ın Asr-ı Saadetinden itibaren Müslümanlar arasında kullanılmaya başlamıştı.”

Günümüzde “Usul İlmi” adı altında tanınmış olan şey, kaideler ilmidir ve İslam kültürünün kucağında neşv ü nema bulmuş, yetişmiş ilimlerdendir. Müslümanlar, Kur’an’ın öğretilerine, Peygamber-i Ekrem (saa) ve dinin masum önderlerinin (as) sözlerine göre dinin ilmî talimatlarını Kitap, Sünnet, akıl ve icma yoluyla âlimane bir şekilde çıkarmak ve füruu da usule irca etmekle vazifeliydiler. Bu amaçla ilk çağdan başlayarak bu kaynakların her birinin delaleti ve onlardan şer’i hükümleri çıkarmanın niteliği çerçevesinde ilmî tartışmalar yapmak, ilgi duyulan bir alan ve derinlemesine araştırmaların konusu olmuştur. Kitap ve Sünnet’in zahirine bakmak, zahirlerin hüccet oluşu, emirler, nehiyler, âm ve hâs, mutlak ve mukayyet, kavramlar gibi, sonraki dönemlerde Usul-i Fıkıh veya Fıkıh Felsefesi adı altında anılmış mevzuların en eski öğeleridir.

Şia kelamcılarının şeyhi, el-Elfaz ve Mebahisuhâ kitabının yazarı Hişam b. Hakem, İhtilafu’l-Hadis ve Mes’elehu sahibi Yunus b. Abdurrahman, el-Husus ve’l-Umum sahibi Ebu Sehl Nevbahti, Haberu’l-Vahid ve’l-Amel bih sahibi Hasan b. Musa Nevbahti, el-Risale sahibi Muhammed b. İdris Şafii usul ilminde kitap yazmış ilk isimler olarak zikredilebilir.

Ondan sonra da usul bilgisi özellikle Şia düşünce havzasında İbn Akil, İbn Cüneyd, Şeyh Müfid, Seyyid Murtaza, Şeyh Tusi, İbn İdris, Muhakkik (hicri 676), Allame Hilli, Şehid-i Evvel, Şehid-i Sani (hicri 1011). Vahid-i Behbehani (hicri 1208), Seyyid Mehdi Bahrul ulum, Mirza-i Kummi, Şeyh Cafer-i Kaşiful gıta, Şeyh Murtaza Ensari (hicri 1281) ve Ahund Molla Muhammed Kazım Horasani’nin (hicri 1329) yardımıyla gözalıcı bir gelişme kaydetti.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar