Kur’an’da İlim ve Bilgi Ahlâkı

04 December 2025 46 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 1 / 12

Doç. Dr. Bayram Kanarya[1]

Giriş

Batı’da rasyonalizmin hegemonyasında şekillenen Aydınlanma döneminden sonra bilgi, daha çok deneysel, gözlemsel, rasyonel ve ölçülebilir bir kriteri esas almıştır. Bu dönemden sonra hâkim paradigma olarak ortaya çıkan pozitivist bilim anlayışı, maddi olanın dışındaki din, sanat, edebiyat hatta ahlâk gibi alanları bilimin dışında kabul etmiş duygusal, coşkusal ve anlamsız bulmuştur.

Bireysel, toplumsal, evrensel, sanatsal, kültürel gelişmelerin temeli, tarihte olduğu gibi günümüzde de bilgiye, bu bilginin uzmanları tarafından analiz edilip sentezlenmesine, bilgiyi kuracak kurumsal aklın inşa edilmesine, bilginin öğretileceği ve üretileceği mekânların bulunmasına bağlıdır. Bu anlamda ilim, değiştiren ve dönüştüren bir karakter içermektedir. Bilginin tesir ettiği alanın sadece maddi planda kalması, madde ötesine ve anlamına odaklanmaması ve metafiziksel boyutun ıskalanması, bazı handikapları da beraberinde getirme potansiyeli taşır. Sadece maddeyi keşif üzerine yoğunlaşan bilgi, bütünlüklü bir Allah, âlem ve insan tasavvuru sunamayacağı gibi insanlığın kadim sorunlarına da tatmin edici cevaplar veremeyecektir. Madde üzerinden epistemoloji üretip manayı önemsememek, madde adına manayı inkâr etmek ve maddesel bilgiyi ideoloji ile karışık bir dünya görüşü haline getirmek hem indirgemeci bir yaklaşım olacak hem de epistemik çeşitliliğin önünde engel olacaktır.

Bilme ilişkisinin kendisini etkin bir şekilde gösterdiği saha olgular alanıdır.[2] Kur’ân-ı Kerîm’de ise olgular ile eşyanın içyüzü ve hakikatini içeren ve daha geniş bir anlam ifade eden ilim kavramı kullanılmış ve Kitab’ın vurguladığı ana unsurlardan biri olmuştur. Bu nedenle Kur’an’da ilme delâlet eden ayetleri tespit etmek ve günümüze kadar oluşan müktesebatı ve hali hazırdaki koşulları dikkate alarak yeniden anlama çabasına girişmek önem arz etmektedir.

Allah insana yaratılış amacını hatırlatan, kabiliyetlerini doğru kullanmasını tavsiye eden, hüsrana uğramamak için zaaf ve hevaya tabi olmamayı salık veren, tekvînî ayetler üzerinde tefekkür edilmesini emreden Kur’ân-ı Kerîm’i inzal ederek bir lütufta bulunmuştur. Bu nedenle türlü türlü hata, noksan ve acziyetle müptela olan insanın, Kur’an merkezli bir bilinci geliştirmesi gerekmektedir. Hâkim bilimsel havanın seyrine kapılıp vahyi mehcûr bırakmak, onu anlamaya çalışmamak, aktüaliteyle bağını kurmamak kabul edilebilir bir durum değildir.

Esasında İslâm’ın ilme ve âlime biçtiği kıymet, izahtan varestedir. Kur’an’da ilim olgusuna, ya kelimenin kökünden türeyen ifadeler ile doğrudan ya da önemi ve gerekliliğine dikkat çeken farklı kelimelerle dolaylı olarak birçok ayette temas edilmiştir. Bu çalışmada Kur’ân-ı Kerîm çerçevesinde ilme verilen önem, ilim ile ilgili kelime ve kavramlar, ilmin akıl ve âlem ile ilişkisi, ilim türleri ve bilgi ahlâkı ele alınmıştır. Bir başka ifadeyle ilim, belli ayetler çerçevesinde Kur’an’ın bütünlüğünden hareketle ve betimlemeli bir yöntem takip edilerek incelenmiş böylelikle bu konuda genel bir bakışın ortaya konulması hedeflenmiştir. Dolayısıyla ilim kavramının tafsilatlı semantik ve etimolojisi, Kur’an’daki ilme yönelik vurguların günümüz bilimsel anlayışıyla ne derece uyumluluk arz ettiği, bilimsel tefsirin mahiyeti veya gerekli olup olmadığı gibi konular üzerinde hususiyetle durulmamış, yeri geldiğinde bunlara değinilmekle iktifa edilmiştir.

Kavramsal Çerçeve

Kavramların tarif edilmesi ve anlaşılmasındaki yöntemlerden birisi, onları zıtları üzerinden tanımlamaktır. Bazı filologlar da bu yöntemi tercih etmiş ve ilim kavramının tanımını, zıddı üzerinden ifade etmişlerdir. Bu çerçevede ilim, cehlin karşıtıdır.[3] İlim kelimesi lügatte “bilmek, hissetmek, tefakkuh etmek, bir işi sağlam yapmak, haber vermek”; aynı kökten türeyen عَلَم “gidilecek hedefin bulunabilmesi için yola dikilen şey, ordunun sancağı”[4]; ma’lum ise “kişinin ilminin idrak ettiği şey”[5] anlamına gelmektedir.[6]

İslâm düşünürleri ilmî farklı anlamlarda da kullanmışlardır. Bunlardan birincisi ilmin bir hal ve idrak olduğu yani sabit olmayıp değişken bir vasfa sahip olduğudur. İkincisi ilim ma’lum anlamındadır ki bu durumda “bilinen/bilgi” manasına gelir. Üçüncüsü ise ilmin bir meleke olup uzun gayretler sonunda insanın kendine mal ettiği ilkeler ve kanunlar bütünlüğüdür.[7]

Râgıb el-İsfahânî (ö. V./XI. yüzyılın ilk çeyreği) ilmi “bir şeyin hakikatini idrak etmek” şeklinde tarif ettikten sonra; ilmin bir şeyin zâtını idrak etmek ve mevcuttan hareketle bir şeyin varlığına hükmetmek olmak üzere iki kısma ayrıldığını ifade etmiştir.[8] Bilinmekle kemâle erişen nazarî ilim (âlemdeki mevcudatın bilgisi) ve ancak amel etmek ile elde edilen ilim (ibadetlere taalluk eden ilim); aklî ilim ve sem’î ilim gibi daha başka tasnifler de yapılmıştır.[9]

Önceki Sayfa 1 2 3 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar