Kur’an ve Ahlak: Temellendirme ve Kapsam Bağlamında

04 December 2025 52 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 11 / 12

Kur’an, toplumdan bahsederken, ümmet, millet, soy, kabile, kavim, hizb, peygamberler ve idareciler gibi toplumu oluşturan unsurlara da yer vermektedir. Kur’an’a göre insanlar önceleri tek bir ümmetken daha sonra inanç farklılıkları yüzünden ayrılığa düşmüşlerdir. İnsanların değişik kabilelere ayrılmalarının bir sebebi de birbirleriyle tanışabilmeleri içindir. Kur’an, toplumdaki birlik ve düzene çok önem vermekte, rekabeti ise sadece hayır işlerine has kılmaktadır. Pek çok ayette ihtilafa düşmek kötülenmiş ve ihtilafın ortadan kaldırılması için çeşitli yollar gösterilmiştir. Toplum içi birliğin sağlanabilmesi için, karşı karşıya gelen iki Müslüman grubun barıştırılası kesin bir dille emredilmiştir. Müslümanlar, iyiliği emretmek ve kötülüğü engellemek gibi ahlakî görevlerle yükümlü seçkin bir topluluğun fertleridirler. Kur’an, toplumun temelini iman kardeşliğine dayandırır ve imanın uygulama alanında fertlerin arasını birleştirici yönde aktif olmasını ister. Yöneticilerin İslam ahlakına aykırı davranışlarını kesinlikle reddeder.[46] Ayrıca, yöneticilere körü körüne itaat etmenin ahirette insanı kötü durumlara düşürebileceğini ve büyüklük taslayanlara tabi olan düşük insanların kendilerini sorumluluktan kurtaramayacağını da bildirmektedir. Kur’an’ın bize tanıttığı ideal toplumda işlere şûrâ ile karar verilir ve her fırsatta cemaat şuuru geliştirmeye çalışılır. İbadetlerde ve özellikle Cuma namazında cemaat ile birlikte bulunmaya büyük önem verilir. Örneğin; Fatiha suresindeki “Ancak, sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz” (Fâtiha 1/5) ayetinde de cemi mütekellim (biz) sığası kullanılarak cemaat şuuruna dikkat çekilir.

Toplumun,  hayatına ahlak kaideleri çerçevesinde sürdürmeye özen göstermesi istenmiş, bu durum devam ettiği sürece, ilahî ihsan ve nimetlerin kendilerine sunulacağı, aksi takdirde onların yerine, peygamberleri ve kitapları inkar etmeyecek bir toplumun getirileceği bildirilmiştir. Zaten peygamberlerin gönderiliş amaçlarından birisi de toplumun kötü hal ve davranışlara yönelmelerini engellemektir. Kur’an, İslam toplumunun düzeninin devamını sağlamak için şu yolları göstermiştir.

-İyiliği emretmek ve kötülüğü engellemek,

-Hayra çağırmak ve iyi işlerde yarışmak,

-İyilik ve takva üzere yardımlaşmak,

-Birbirlerine hakkı, sabrı ve rahmeti tavsiye etmek,

-İslam toplumunun birliğini sağlamak,

-Zayıf ve fakirlere iyilik etmek.[47]

İşte, mutlu ve huzurlu bir toplumun oluşturulması için gerekli şartları bu şekilde formüle edebiliriz.[48]

Sonuç

İnsanlar bu alemde toplum halinde yaşayan tek canlı türü olmasa bile bu toplumdaki ilişkileri ahlak kurallarına göre düzenleyen tek örnektir. Bu, insanın yaratılıştan sahip olduğu akıl ve vicdan duygularının zorunlu bir sonucudur. Özgür iradeye sahip insanlarda ahlakî erdemlerin bulunmaması veya yeterince etkin olmaması durumunda, Adem kıssasında meleklerin de vurguladığı “kan döküp fesat çıkaracak” yaratıklara dönüşmeleri kaçınılmazdır. İşte bu sebeple Yaratıcı tarafından dünyayı imar etmekle görevlendirilmiş olan insanlar üstlenmiş oldukları bu ıslah ve imar görevini yerine getirirken esas almaları gereken kurallar yine Yaratıcı tarafından peygamberler aracılığıyla kendilerine bildirilmiştir. Diğer kutsal kitaplarda olduğu gibi son ilahî kitap Kur’an’daki hükümlerin önemli bir bölümü ahlak konusuyla ve özellikle de toplumsal hayatta uyulması gereken ahlak kurallarıyla ilgilidir.

Kur’an’ın indiği ortamda uygulamada olan cahiliye ahlak anlayışı ile Kur’an’ın oluşturduğu ahlakî yapıyı karşılaştırdığımızda Kur’an’ın getirdiği yeni ahlakî esasların değerini daha iyi anlarız. Cahiliye döneminde de cömertlik ve cesaret gibi Kur’an tarafından da benimsenen ahlakî erdemler olmasına karşın bunların yapılış niyetlerine göre İslam’a taban tabana zıt olduğunu görmekteyiz. İslam eski âdetlerin kötü olanlarını reddetmiş, sakıncalı olmayanları ise ya ıslah ederek ya da olduğu gibi devam ettirmiştir.

Kur’an’daki ahlakî kavramlardan akıl ve vicdan, ahlak duygusunun temeli olmakla birlikte ilahî vahiy ile desteklenmedikleri sürece bunların tek başlarına yetersiz olacağı muhakkaktır. Kişi iyi ile kötüyü ancak vahyin rehberliğinde ve aklın bir faaliyeti olan ilim sayesinde ayırabilir. Ahlakî davranışların tam bir değerlendirmeye tabi tutulmaları, kişinin hürriyet ve iradesini özgürce kullanmasına bağlıdır. İnsanlar sorumlu ve yükümlü olduğu davranışları yerine getirememesi sonucunda belli bir müeyyideye tabi tutulur. Bu müeyyideler de ahlakî, kanuni ve ilahî olmak üzere üç çeşittir.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar