Kur’an ve Ahlak: Temellendirme ve Kapsam Bağlamında

04 December 2025 52 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 7 / 12

Din ve ahlakın insanlar tarafından benimsenmesindeki bu farklılığın başlıca nedeni, ikisinin mahiyet ve amaçları arasında önemli farkların bulunması ve hele dinin, ahlakı aşan bir takım mistik unsurlar içermesidir. İnsanlar eski çağlarda bilim bugüne göre az gelişmiş olduğu için çevrelerinde gözlemledikleri olayların anlamakta ve anlamlandırmakta zorlanıyorlar ve açıklayamadıkları boşlukları mistik ve mitolojik unsurlar ile dolduruyorlardı. Dinler de mesajlarını insanlara aktarırken bu mistik ve mitolojik kavramları kullanmıştır. Ancak zamanla bilimin gelişerek olayları daha fazla açıklamasıyla birlikte mistik ve mitolojik din dili modern insanda bir etki oluşturmakta zorlanmaktadır. Bu sebeple mesaj ağırlıklı yine bir din dilinin tesis edilmesi zorunlu hale gelmiştir. Kanaatimizce ahlak kurallarının, din kurallarına oranla daha fazla dünyevi faydalar içermesi de bu konuda etkili olmaktadır. İyice sekülerleşen bugünün insanı için “artık dinin değil ahlakın bağlayıcılığından söz edilebilir” dersek hata etmiş olmayız. Bu durum modernleşmeyle paralel gitmektedir ve artık Müslüman ülkeleri de ilgilendirmeye başlamıştır.

2.2. Ahlak-İman İlişkisi

Kur’an’da “iman” ile “amel” kavramlarının pek çok ayette yan yana zikredilmesinin amacı, kalbe ait bir olgu olan iman ile imanın dışa vurumu olan amel arasındaki bağlantıyı belirtmek ve mutlak manada kâmil bir imanın, hem kalbi hem de ameli faaliyetlerin uyumlu bir şekilde birleşmesinden meydan geldiğini vurgulamaktadır. İmanın dışa yansıyan amel boyutu, genel olarak ibadetler, ahlakî davranışlar ve hukuki ilişkiler şeklinde kişinin hayatında yer almaktadır. Dolayısıyla bir mümin için, ahlakî davranışlar imanın fizyolojik (dış) boyutlarından birisidir.[18] Buradan da anlaşılacağı üzere insanın ideal bir mümin olması için sadece İslam dininin hükümlerine inanmış olması yeterli olmayıp bununla birlikte imanının gereklerini de yerine getirmelidir.

Aktif bir iman, güzel ahlakın en önemli desteği ve temelidir. Öyle ki iman olmadan ahlak kurallarının bir insan üzerinde yeterli yaptırım gücü olamaz. Bunun yanında iman duygusu da ancak yüksek ahlaka sahip olmakla kemale erer. Çünkü imanın esas amacı; insanın Allah’a bağlanması ve O’na yükseltilmesidir. Kulun Allah’a yükselmesi ise; kişinin Allah’a karşı olan görevlerini tam manasıyla yerine getirmesinin yanı sıra diğer varlıklara karşı bireysel ve sosyal sorumluluklarını ifa etmesiyle gerçekleşir. Ayrıca ilahî hakikatleri itiraf ve kabul etmek manasına gelen imanın kendisi de ahlakî bir davranış olarak kabul edilebilir.[19]

Sonuç olarak anlıyoruz ki zayıf ahlak, zayıf imanın delilidir. Çünkü Allah’ın emirlerine ve yasaklarına riayet etmek ancak güçlü bir imanla mümkündür. Nitekim Allah, müminlere bir şeyi emrettiği zaman birçok ayette önce “Ey iman edenler!” diye hitap edip onların imanlarını hatırlamalarını sağlayıp ve sonra emrini bildirmektedir.[20]

2.3. Ahlak-İbadet İlişkisi

Kur’an’ın içerdiği üç temel konudan biri olan ibadetlerin amacı; kul ile yaratıcı arasındaki manevi bağı daima canlı tutmak ve kesintiye uğratmamak olarak ifade edilebilir. Fakat ibadetler sadece Allah ile kul arasındaki manevi bir ilişki olarak kalmamakta ve insanın yaşadığı diğer alanlara ve özellikle ahlaka tesir etmektedir. Allah’ın emirlerine uymak ahlakın temelidir. İnsanın manevi olgunluğa ulaşması ve toplumun huzuru bu sayede sağlanır. Zira bütün ibadetler insanın kurtuluşu ve rahatı için yerine getirilmelidir. Yoksa Allah’ın bu ibadetlere ihtiyacı yoktur.[21] Aynı şekilde İslam dininin kendi mensuplarının yerine getirmelerini emrettiği ibadetler, belli hareketlerin periyodik olarak tekrarlanması değil; bilakis kişinin güzel ahlakı yaşaması ve bu ahlaka devamlı suretle sahip olmasını sağlamak amacıyla yapılan alıştırmalardır. İslam’ın beş temel şartı olarak kabul edilen kelime-i şahadet, namaz, oruç, hac ve zekât, hep bireyi sosyalleşmeye ve toplumda huzur içinde yaşamaya teşvik eden, başka bir ifadeyle toplumsal barışı ve sosyo-ekonomik düzeni eşitlik ve adalet üzerine tesis etmeyi hedefleyen mesajlar içermektedir.[22] İslam’daki ibadetler, insanların nefislerinde bulunan kötü duyguları ıslah etmek, insanlar arasındaki eşitlik ve huzurlu toplum düşüncesini geliştirmek amacıyla emredilmiştir. Bu ahlakî hedefleri gerçekleştirmeyen ibadetlerin Allah’ın kabul edeceği ve karşılığında mükâfat vereceğini vaat ettiği gerçek anlamda ibadetler olduğunu söylemek güçtür.[23]

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar