İbadetler, kişinin diğer Müslümanlarla daha samimi olmasını ve insanların vicdanlarını terbiye etmek suretiyle kişilerin manevi bir bağla bağlanmalarını sağlaması yönüyle toplumun huzuruna yardımcı olmaktadır.[24] Bunun içindir ki; İslam dini, insanların günde beş vakit camide toplanmalarını emretmiş ve toplu halde kılınan namazın münferit kılınan namazdan daha faziletli olduğunu bildirmiştir.[25] Böylece müminlerde potansiyel olarak bulunan tabii yakınlaşma duygusu aktif hale geçer, sonra da kendilerini birleştiren inançları yardımıyla bu yakınlaşma duygusu daha da güçlenir.[26] Bu anlayışa göre beş vakit namaz günlük, Cuma namazı haftalık, bayram namazları yıllık ve Hac ise inananların ömürlük dayanışma toplantısı sayılabilir. Ancak burada ibadetlerin, insanlara sadece bazı ahlakî erdemleri kazandırmak amacıyla meşru kılındığını söylemek de yanlış olur.[27]
Kur’an, değişik vesilelerle ibadetlerin insanın ahlakına tesir ettiğini vurgulamaktadır. Prensip olarak ibadetler faydalarından dolayı değil, Allah’ın emri olduğu için yapılmalıdır ancak şu da bir gerçektir ki Allah’ın emrettiği şeyler aynı zamanda insanın yararına olan şeylerdir.[28]
Adabına uygun olarak, vaktinde ve istikrarlı bir şekilde yerine getirilen namaz ibadeti, insan ruhunu etkiler, onu iyiliklere yöneltir ve kötülüklerden sakındırır. İnsan ruhunda hiçbir müspet gelişme sağlamayan namaz, hakkıyla eda edilmekten uzak ve sadece bir alışkanlıktan ibaret kalır. “Kitaptan sana vahyedilenleri oku, namazı özenle kıl. Kuşkusuz namaz hayasızlıktan ve kötülükten meneder” (Ankebut 29/45) ayetinde namazın, insanların çirkin ve kötü davranışlardan kaçınmalarını sağlayacağı belirtilmektedir. Zira öncelikle namaz içinde kötü ve iğrenç şeyler zaten yapılamaz.[29] Namaz dışında ise namazın müminin vicdanına yerleştirdiği kuvvet onu daima iyiye ve güzel olana sevk edip kötülüklerden, fuhuş ve münkerden sakındırır.[30] Bunun yanında toplum içi davranışlarında ve karakterlerinde bir itidal ve denge, düşüncelerinde bir incelik ve rahat ve zor zamanlardaki tavırlarında bir ölçü görülür. Namaz, korku ve heyecan anında insanları sakinleştirici bir özelliğe sahiptir. Korkuya kapılan Müslümanların en fazla ihtiyaç duydukları şey Allah’ın zikriyle kalplerinin yatışmasıdır. Müslüman korku anında bile Allah ile olan bağını kesmez.
Namaz ve özellikler cemaat halinde eda edilen namaz insanlar arasında toplumsal ilişkilerin tesis edilip geliştirilmesi için bir vesiledir. Bu sayede bazı insanların içinde bulunan toplumdan uzak kalma düşüncesi izale edilir, günlük hayatın sıkıntılarından ve meşgalelerinden kurtularak camide diğer insanlarla hemhal olur, kalpler birbirlerine ısınır. Camiler bu yönüyle insanlar arasında kaynaşmanın, eşitliğin, birliğin ve sevginin sağlandığı eğitici mekanlardır.[31]
Oruç, ister bir “nefsi terbiye” vasıtası, ister dinî ve sosyal bir faaliyet olarak kabul edilsin, sonuçta bir öğrenme sürecidir. Konuya bu açıdan bakıldığında, bir insan oruç tutarken en azından zaman düşüncesini ve davranışlarını kontrol etme gibi olumlu kazanımlar elde etmektedir. Psikanalitik teori açısından bakıldığında ise, daha küçük yaşlardaki çocukların oruç tutan büyüklerini taklit ederek onların dinî tutum ve davranışlarını özümsediği görülmekte ve psikanalitik manada çocuktaki “ben” ve “üst ben”in gelişmesinde bir etkisi olmaktadır. Böylece oruç ile şahsiyet yapısı arasında, benlik değerleri, üst benlik, vicdan veya ahlakî sınır bakımından ilişkiler kurulabilir.[32]
Bunun yanında oruç ibadeti lezzet ve şehvet hislerine karşı iradeyi güçlendirir ki, bu iki huy ahlaklı olmanın önündeki engellerin en önemlilerindendir. Zaten kanaatimizce orucun farziyetini bildiren ayetteki “Umulur ki korunursunuz” (Bakara 2/183) ifadesi bu hususu dile getirmektedir. Maddi yönden üst düzeyde bulunan kişilerin de ellerinde imkân varken belli bir süre bazı bedeni ve şehevi arzularını karşılamalarını kısıtlayarak onların sosyo-ekonomik yönden daha alt seviyelerdeki kişilerin durumlarını daha iyi anlamalarını sağlar ve bu sayede toplumsal bütünleşmeye katkıda bulunur. İnsanın duygu ve düşüncelerine saflık ve incelik kazandırır. İnsanı şefkatli ve yumuşak huylu yapar. Sevgi, merhamet gibi duyguların açığa çıkmasına zemin hazırlar. Kalpleri yumuşatıp iman gereği iyi huyların canlanmasına aracılık eder.[33]
Hac ibadeti İslam’ın beş şartından biri olmasının yanı sıra hem beden hem de mal ile yapılması yönüyle diğer şartlardan ayrılmaktadır. Allah, Hac suresinde Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa işini bitirmesinden sonra ona hitaben şöyle buyurduğunu zikrediyor:
“İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler. Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin” (Hac 22/27-28).