Çağdaş Dünyada Kur’an’ı Anlama Metodolojisi

04 December 2025 46 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 7 / 12

5.1.1. Selefîliğin Görünüşçülüğüne (Zahirciliğine) Yönelik Eleştiri

Bu yaklaşımın eleştirisinde, Selef’in üstünlüğünü kanıtlamak için öne sürülen Kur’an ayetlerinin bunu ispatlamadığı söylenebilir; örneğin Bakara Suresi’nin 143. ayetinde “orta ümmet” kelimesini, Allah Resulü’nün (s.a.a) ashabına has gören ve bu nedenle, adaleti onların şahsına münhasır olarak değerlendiren Selefîlerin yorumlarının aksine, bu tabiri, (Allah Teala) “Hz. İbrahim’in (a.s.) ümmeti” gibi benzer tabirleri, Peygamber Ekrem’in (s.a.a) ümmeti ile karşılaştırdığında kullanılmıştır, ashap hususunda değil. Buna ek olarak, Maide Suresi’nin 54. ayetinde geçen Kur’an’ın sahabeye yönelik azarlamaları da Selefîlerin görüşüyle ​​çelişmektedir. Aynı şekilde bilgiyi belirli bir zaman coğrafyasıyla sınırlamak, İslam’ın bilgi arayışının ruhuna aykırıdır; bir bölge ve coğrafyayı bir hak ölçütü olarak kabul etmeyen ve ilim öğrenmek için uzaklara gitmeyi gerekli gören İslam’ın, din anlayışını belli bir zamana hapsetmesi gerçekten akıl almazdır.

Selefîlerin Selef’in ölçü ve kriter olduğuna ilişkin iddialarının kendi kendini baltalayıcı ve çelişkili olmasının yanı sıra, Selef ölçü ve kriter ise ne sahabeler ne tabiiler ne tabiin-i tabiinler geleneksel anlamda Selef’in kaynaklığı ve otoritesini iddia etmemişlerdir. Selefî merkezci yaklaşıma yönelik son eleştiri ise Selefler arasında usul birliğinin olmamasından kaynaklanır; örnek olarak, Cemal Savaşı’nın her iki tarafında bulunan sahabelerin iddiaları hakkında hüküm ne olurdu? Oysa ki her iki taraf da Seleftendir.

5.1.2. Neo-Selefîler ve Yöntem Konusunda Selefîlikle Farkları

Bugün, Selefîlik akımı kendisini Vahabilik içinden “Yeni-Selefîler” adı altında görmekte ve Kutub kardeşleri (Seyyid Kutup ve Muhammed Kutup), Selman el-Avde, Muhammed el-Massari, Aaidh el-Qarni… gibi büyük figürlerin merkeziyetinde yeni bir eğilimle geleneksel Selefîlik görüşlerini eleştirmektedirler. Geleneksel Selefîliğin büyüklerini taşlaşmış ve saray mollası olarak nitelendiren Neo-Selefîler, onları dinamizmden ve sosyal düzenden yoksun olarak görmekte ve Müslümanların sosyal birlikteliğini güçlendirmeye vurgu yaparak toleranslı ve hoşgörülü bir yaklaşımla kendi sosyal kimliklerini günümüz Arap ve İslam toplumu için inandırıcı kılmaya çalışmaktadırlar.

Belki de Yeni Selefîlerin temel meşguliyetinin sosyo-politik yönetişim konusuna odaklandığı ve bu konudaki inanç tutumunu güçlendirmeye çalıştığı söylenebilir. Bu nedenle Yeni Selefîlik çizgisindeki büyükler, tevhidin diğer yönleri yerine tektanrıcılığın hakimiyetini vurgulayarak, geleneksel Selefîlik’te yoğun bir vurgu ve dikkat konusu olan özünde ve sıfatlarında tevhit (zat ve sıfatlarında tevhit) gibi konular yerine dikkati, çağdaş dünyanın temel meselelerinin doğru anlaşılmamasına çekmekte ve İslam dünyasının temel meselesinin de devlet yönetiminde birlik (tevhit) konusu olduğuna vurgu yapmaktadırlar. (Massari, 2004: 138-143.) Ayrıca Neo-Selefîlerin geleneksel Selefîlik’teki yasaklarına karşı tevili tercih etmeleri, Neo-Selefîlerin dinî metinleri anlama yöntemine yönelik tutumlarındaki farklılığı göstermektedir. (Kutub, 1412: 929/9; Avde: 122.) Bu yaklaşım, geleneksel Selefîlerin yaklaşımından farklı olarak, dinî inançları anlamada bir haberin (haber-i vahit) kullanılmasında inatla sebat etmelerine ve dinî doktrinel konularda rivayetlerin kabulü için “tevatür” şartını kabul etmelerine neden olmuştur. (Kutub, 1412: 6/4008.)

Neo-Selefîlerin ısrarla üzerinde durdukları bir başka farklı bakış açısı da, içtihat kapısının kapandığı ve dört fıkhî mezhepten birinin taklit edilmesi gerekliliğine yapılan vurgudur. Neo-Selefîlerin gözünde bu yaklaşım, yasama konusunda benzeri görülmemiş bir kafa karışıklığının önlenmesi (Avde, 121.), Batılı ve sapkın fikirlerin teşvik edilmesini engellemeye (Hawli, 1405: 85.) atfedilir.

Bu arada, Neo-Selefîlerin çevremizdeki dünyaya karşı açık pozisyonlarını da ihmal etmemeliyiz ve bu bağlamda, üç sosyal etkileşim yöntemiyle üç farklı entelektüel gruptan bahsedebiliriz: Modern ve yaklaşık Neo-Selefîler olarak adlandırılabilecek birinci grup, İslam dünyasında maksimum yakınlaşmayı arayan bir gruptur ve amaçları ve arzuları maksimum katılımla bir İslam devleti kurmaktır. Hasan el-Benna liderliğindeki “Müslüman Kardeşler” hareketi birinci grup yelpazede değerlendirilebilir. (Paşapur, 1382: 119.)

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar