Prof. Dr. Mahmut ÇINAR[1]
Giriş
Kur’an, Yüce Allah’ın insanlık tarihi boyunca, insanların hidayeti anlamaları, benimsemeleri ve içselleştirerek yaşamaları için, Allah tarafından gönderilen vahyin, son halidir. Son vahiy olması itibariyle, iki açıdan kendisinden önceki kutsal kitaplardan ayrılmaktadır. Bunlardan biri evrensel oluşu ve hiçbir coğrafi, etnik ve sınıf farkı gözetmeden bütün insanları muhatap almasıdır. Bu durum, kıyamete kadar devam edecek ve Kur’an, muhatap aldığı bütün insanların anılan çerçevede ihtiyaçlarını karşılayacaktır. İkincisi ise hem son kitap hem de evrensel oluşunun neticesi olarak, ilahî vahyin kemale ermiş halini ifade etmesidir. Kadîm kutsal metinler, belirli bir etnik, coğrafî ya da tarihî kesite hitap ettiğinden, bilhassa söz konusu kitlenin ihtiyacını gidermekle yetinmekte olduğundan, ilahî vahyin bütününü kapsamamaktaydı. Kur’an’da yer alan Hz. Peygamber’in vefatına yakın bir zamanda nazil olan, “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmiyet’i beğendim.”[2] mealindeki ayet de bu hakikate işaret etmektedir.
Kur’an’ın bir hidayet kitabı olması ve son ilahî vahiy olarak bütün insanlara hitap etmesinden dolayı, insanın bireysel ve sosyal hayatıyla ilgili bütün alanlarla ilgilenmesi beklenir. Zira hidayet, insanın birey ve toplum olarak dünya ve ahirette kendi yararına olan sonuca erişmesi için kılavuzluk etmeyi ifade etmektedir. Bu kadar geniş ilgi alanına sahip olan Kur’an, doğal olarak insan hayatının, en önemli unsurlarından olan ve sadece etkisi dünya ile sınırlı kalmayıp ahireti de ilgilendiren siyaset konusunda da yol göstermektedir. Kuşkusuz bütün evrensel metinlerde olduğu gibi, Kur’an’da da siyaset konusu ana ilkeleriyle yer almakta, detaylar insanlara bırakılmaktadır. Kur’an’ın siyasetle ilgili düzenlemelerine değinmeden önce siyaset denildiğinde neyi kastettiğimizi belirlememiz gerekmektedir.
Siyaset, genel olarak “toplumun işlerini üstlenme ve yönetme işi” olarak tanımlanmaktadır.[3] Bu açıdan bakıldığında, siyasetin etki alanının oldukça geniş olduğu ve bütün insanları ilgilendirdiği anlaşılmaktadır. Küçük ya da büyük herhangi bir toplumu yönetme faaliyeti doğrudan siyasetin kapsamına girmektedir. Yönetme faaliyetinin bizzat kendisi siyasetin kapsamına girdiği gibi, yönetime gelme biçimi ve yönetişim tarzları da zaman zaman bu kapsamda değerlendirilmektedir. Ayrıca Hz. Peygamber’in döneminden itibaren, Müslümanların idealize ettikleri siyasi teori ve pratikler için de Kur’an’dan referanslar aranmış ve zaman zaman birtakım bağlantılar kurulmuştur. İlk dönem Müslüman topluluklar arasında yaşanılan bazı kötü tecrübeler, anılan arayışları daha da önemli hale getirmiştir. Bunların ne kadar Kur’an eksenli ya da tarihî tecrübelerin yansıması olduğunun tespiti de önem arz etmektedir. Ayrıca bütün dinlerde olduğu gibi, Müslümanlar arasında da kıyamet yakın bir zamanda, ilahî desteklerle desteklenen bir kurtarıcının geleceği ve bütün dünyayı adalet ev hakkaniyetle yöneteceğine dair oldukça fantastik idealler de bulunmaktadır. Bu inanç ve anlayışın referansları da zaman zaman Kur’an’dan aranmakta ve bazı ayetlerle ilgi kurulmaktadır. Çalışmamızda Kur’an’ın bir bütün olarak siyasete ilgisi, Müslümanların siyasi tecrübe ve pratiklerinin ne kadar Kur’an’la bağlantılı olduğu ve ideal siyasi yöntem olarak mehdilik üzerinde durulacaktır. Bu çerçevede aşağıdaki alt başlıklarda öne çıkan hususlar ele alınacaktır.
1. Kur’an’ın Siyasete İlgisi
İnsanın bireysel ve sosyal hayatının her alanıyla ilgili söz söyleyen Kur’an Kerim, hiç kuşkusuz siyasete de ilgisiz kalmamakta bu alanda da yol gösterici mesajlar vermektedir. Şu var ki, siyasetle ilgili mesajları daha çok genel ilkeler düzeyinde kalmakta, özellikle siyasilerin, yetkili ve etkili makamlara geliş yöntemi gibi, insanların gelenek ve medeniyet süreciyle doğrudan bağlantılı olan hususlara çok fazla değinmemektedir. Dolayısıyla Kur’an’ın siyasete bakışı, daha çok yönetenlerle yönetilenlerin uyması gereken temel prensipler düzeyinde kalmaktadır. Bu ilkeleri ana hatlarıyla şu şekilde sıralamak mümkündür: