Bu durumun daha anlaşılır olmasını sağlamak için daha somut olarak bir iki kaynağı esas alarak örneklemekte yarar vardır. Maturidi Akaidi’nin sahibi Nureddin Sabuni, eserinde konuya dair şunları ifade etmektedir: “Ehl-i sünnete göre akıllar yaratılıştan farklıdır; Mu’tezile buna muhalefet etmiştir. Bu gerçeği kabul etmemeye imkân yoktur. Öyle çocuklar vardır ki ne geçmiş bir tecrübesi ne de tahsil olmadan büyüklerin bile aciz kaldığı bazı şeyleri akıllarıyla bulurlar. Dinin tebliğcisi Peygamber Aleyhisselam: “onlar akılları eksik ve dinleri (dinî mükellefiyetleri) az olanlardır” buyurmak suretiyle kadınların aklî farklılığını ifade etmiştir. Dinin vazıı Allah Teâla da iki kadının şahitliğini bir erkeğin şahitliği yerine ikame etmiştir.[2] Bunun sebebi “zabt aleti”nin eksikliğidir ki bu da akıldır. Bununla beraber “akıl” ismiyle yâd edilecek kadar bir anlama gücünün bulunuşu ulu Yaratıcı’nın bilinmesi için kâfidir; böylesi Yaratıcı’sını bilmemekte ma’zur değildir.”[3] Alıntıda görüldüğü biçimiyle kadına dair değerlendirme “zayıf akıl sahibi” nitelemesidir. Burada dikkat çekilen husus, kadının sahip olduğu akıl, yalnızca yaratıcı olarak Allah’ı bilebilecek kadardır. Bu yaklaşım, salt inanç açısından kadına biçilen rolü belirlemiyor, aynı zamanda onun sosyal statüsünü de belirliyor. Yani kendi başına varlık gösterebilen değildir. Oldukça uzun bir serencamı olan bu bahsin birkaç cümleyle ifadesi şüphesiz kolay değildir, bu durum muvacehesinde kısa bir girişin ardından Müslüman kültürü ve Müslüman toplumunda kadına dair mevcut değerlendirmelerin altında yatan temel nedenler nelerdir? Buna dair bazı değinilerde bulunmaya çalışacağız.
1. Kadına Olumsuz Yaklaşımda Ayetlerin Yanlış Yorumlanması
Tarih boyunca dinî düşüncelerin oluşumunda ve şekillenmesinde kültürel ve tarihsel olanın temel rol oynadığı bilinen sosyolojik bir gerçekliktir. Bu durum bütün toplumlar için geçerli bir durum olduğu gibi, doğal olarak Müslümanım diyen toplumların yaşadıkları coğrafyada da egemen olmuştur. Dolayısıyla en temel sorun burada kültürel olanla dinî olanın nasıl ayrıştırılacağıdır, bir başka ifadeyle dinî olanla dinden anlaşılanın biribirinden tefrik edilmemesi ve sonraki nesillere bu durumun dinin amir hükümleri olarak aktarılmış olmasıdır. Kültürel olan, ya da dinden anlaşılan değerlendirmeler, o kadar yaygın bir şekilde tekrarlanmıştır ki Müslüman toplumu bu tarz yorumları dinin kendisi olarak benimsemeye ve buna aykırı her tür değerlendirmeyi de din dışı/profan olarak nitelemiştir. Kadına dair tekrarlanan bu yorumlama tarzı yalnızca erkekler tarafından dayatılmamış, belki daha fazla bir biçimde bizzat Müslüman olduğunu söyleyen kadınlar tarafından ilahî bir emir olarak nitelenmiş ve yaşamını buna göre dizayn etmeye çalışmıştır. Bu genel tespitin ardından şimdi Kur’an’ın konuya dair yaklaşımı nedir onu anlamak için birkaç ayet bağlamında değerlendirmeye çalışalım.
Öncelikle yaratılışta kadın-erkek arasında bir eşitlik var mıdır yok mudur? Buna dair ayete ve nasıl yorumlandığına bakalım:
“Ey insanlar! Sizi bir tek can(lı)dan yaratan, ondan eşini var eden ve her ikisinden pek çok kadın ve erkek meydana getiren Rabbinize karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun.”[4]
Klasik tefsir kaynaklarının en önemlilerinden, ayrıca dirayet/akılcı tefsir olarak kabul edilen Fahreddin Er- Razi’nin bu ayete dair yorumlamasına baktığımızda, ayette geçen “ezzevc” kelimesinden kastın Havva olduğu ve Havva’nın da Adem’den yaratılmış olduğu konusunda iki delilin bulunduğunu söylemektedir:
“Birinci görüş: Bu ekseri âlimlerin kabul ettiği görüştür. Buna göre, Allah Teâlâ Hz. Âdem’i yaratınca, O’nu bir süre uyuttu. Sonra da O’nun sol kaburgalarının birinden Havva’yı yarattı. Hz. Âdem uyandığında onu gördü, ona meyledip, onunla ünsiyet kurdu. Çünkü Hz. Peygamber’in “kadın eğri bir kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Eğer onu düzeltmeye kalkışırsan onu kırarsın. Onu eğri olarak bırakırsan ondan istifade edersin.”
İbn Abbas (r.a.) şöyle demektedir:
“Hz. Âdem’e “Adem” ismi verilmiştir. Zira Allah onu, yeryüzünün kızıl, siyah, güzel ve çirkin topraklarından yaratmıştır… Onun hanımını da “Havva” diye adlandırmıştır. Çünkü o Hz. Âdem’in kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Demek ki, o, canlı (hayy) olan birinden yaratılmış ve ona nispetle de “Havva” diye adlandırılmıştır.”[5]