İslam’ın yayılışından sonra Kur’an’ın entelektüel gelişim alanında önemli rol oynadığını ifade eden Wadud, Kur’an’ı anlama çabası ile birlikte birçok yorum ve metodolojisinin ortaya çıktığını ve bu metodların İslamî ilimler içerisinde birbirinden ayrı bilimleri oluşturduğunu ifade eder. Kur’an a dayanan disiplinlerinden bazılarını Şeriat, Nahiv, Edebiyat ve Siyaset olduğunu ifade eden Wadud bu ilimlerden her birinin ortaya geniş miktarda bir literatür çıkardığını, bu literatürlerin gelişirken merkezi önemlerinin belli bir süre sonra kendisine kaynaklık eden metni gölgede bıraktığını ifade etmiştir. Bunun sonucunda da belli bir süre sonra İslamî çalışmalar metnin kendisinin anlaşılmasından ziyade büyük oranda literatürün anlaşılması üzerinde yoğunlaşmıştır. Yani artık merkezde metnin kendisinin anlaşılmasından ziyade metnin yorumlarının anlaşılmasına efor harcanmıştır. Bunun sonucunda metin amacından sapmış ve tarihte mevcut kültür biçimi dinin yerine ikame edilmiştir.[8]
Ona göre, insanlığın gelişim seyri ile birlikte ortaya çıkan ihtiyaçlara göre cevaplar aranmış ve bu doğrultuda pek çok felsefî ve sosyal disiplin oluşmuştur, ancak bugüne göre sorun olarak görülen pek çok hususun geçmişte aynı şekilde problem teşkil etmediği gerçeğinden hareketle, her bir sorunun cevabının geçmişte aranmasının da beraberinde yeni sorun alanları oluşturduğunun da görülmesi gerekir. Bu sosyolojik gerçeklik dikkate alınmadığı için bugünün Müslüman dünyası, inandıklarını iddia ettikleri kitaplarında kadına tanınan temel hakları görme ve ona göre bir toplumsal yapı inşa etme yerine, tarihte mevcut ataerkil yaklaşımla bütün bu haklardan kadını mahrum bırakmakta hiçbir sakınca görmemektedir.
Wadud, her iki cinsiyetin görev ve sorumluluklarıyla ilgili kritik sorunun ancak yakın bir tarihte dile getirilmeye başlandığını söyler. “Toplumsal cinsiyet” kavramın Müslüman toplumlarında yeni yeni kullanılmaya başlandığını ve bunun ardından başta eğitim olmak üzere kadınların da bu temel haklardan yararlanabilmek için mücadele verdiklerini ifade eder.
Wadud, kadın hakları konusunda verdiği mücadelede temel kriter olarak Kur’an’ı esas aldığını söylemekte ve bu sorunun çözümü olarak Kur’an’ın ana metnine yeniden dönüşü göstermektedir. Ona göre: “Bütün insanlar için hidayet kaynağı olan Kur’an’la koparılan bağları yeniden kurmak” gerekir. İslam dünyasının içine girdiği çok yönlü krizden çıkış yolunun tekrar Kur’an’a dönmekle aşılabileceğini söyleyen Wadud, İslam’ın ilk asrından bugüne taşınan kültürün yeniden gözden geçirilmesi, dinin özüne ait olanla dinden İslam alimlerinin anlaşıldıklarının birbirine karıştırılmış olduğunu söylemektedir. İslam öncesi döneme ait kültürün yoğun bir şekilde Müslüman kültürüne taşındığı ve doğrudan bunun hayatın bütününe egemen kılındığı gibi özellikle de Müslüman kadınının hayatını şekillendirdiğine dikkat çekmektedir.[9]
Sonuç olarak, Kur’an’da kadını konu edinen bu çalışmanın temas ettiği iki önemli hususun olduğunu ifade eder. Birincisi, bu eser Kur’an’ın geçerliliğinin devamlı surette korunabilmesi için her an yeniden yorumlanması ve bunun tekrarlanması gerektiği konusundaki önerisidir ve bunu çok açık bir içimde ortaya koyar. İkincisinin, medeniyetin ilerlemesi kendisini, kadınların topluma katılım düzeyinde ve onların sahip olduğu kaynakların öneminin kabul edilişinde gösterdiğini ifade eder. O, İslam ve Müslümanlar açısından İslam medeniyetinin gelişme seviyesinin 1400 yıl önce vazedilen Kur’an’daki kadın kavramının anlaşılması olduğunu ortaya koymaya çalışır. Ve şu ifadeyi kullanır.
“Eğer Kur’an’da kadın kavramı tamamıyla uygulamaya geçirilebilseydi, İslam kadınların güçlenmeleri için evrensel bir itici güç olabilirdi.”[10]
Kur’an’ın öneminin onun zamanlar üstü olması ve ebedi değerleri ifade etmesi olduğunu ifade eden Wadud, Müslüman toplumların gelişim düzeylerinin henüz Kur’an seviyesine yükselmediğini söyler. Ona göre, Kadınları kısıtlayan Kur’an değil, metnin kendisinden daha önemli hale getirildiği yorumlardır. O, diğer dinlere mensup feministlerin meşruiyet kazanma adına kadınları söylemin bir parçası yapmak istediklerini oysa Müslüman kadının inkâr edilemeyecek kadar bir özgürlük kazanabilmesi için –dışlayıcı ve sınırlayıcı yorumlara bağlı kalmaksızın- metni okumasının yeterli olduğunun altını çizer.[11]
2.1. Varolan Metodlara Yönelik Eleştiri
Wadud kendi metodolojisine geçmeden önce Müslüman literatüründe mevcut olan metodolojilere eleştiri ile başlamaktadır. Ona göre hiçbir tefsir metodu tamamıyla objektif değildir ve her tefsir bazı öznel seçimler yapar. Tefsirde yer alan bazı ayrıntılar her zaman metnin gerçek maksadını değil, yorumlayanın öznel seçimlerini yansıttığını ifade eder. Fakat çoğunlukla metin ve yorum arasında bir ayırım yapılmadığını söyledikten sonra kadınla ilgili Kur’an tefsirlerini üç kategoride değerlendirir. “Geleneksel”, “Tepkisel” ve “Bütüncül.”