Yukarıda işaret ettiğim gibi dirayet tefsirinin en önemli temsilcilerinden olan ve aynı şekilde önemli bir kelamcı olan Fahruddin Razi, Kitâb-ı Mukaddes’te yaratılışa dair anlatımı alıntılarken, sadece bir değerlendirme veya yorumlama olarak aktarmamakta, tersine aksi iddia edilemez bir hakikat olarak zikretmektedir. Dolayısıyla Müslüman kültürüne egemen epistemoloji önemli oranda İslam öncesi din ve kültürlere ait olan inanç ve kültür biçimidir. Yaratılış bahsinde kadın Adem’in kaburga kemiğinden yaratılmış ve eğri olduğu için de düzeltilmesi mümkün olamayan bir arıza olarak kabul görmüştür. Müslüman kültüründe egemen olan bu yaklaşım biçimine İslamî ilimler olarak ifade edilen bütün disiplinlerde pek çok örnekle bunu görmek mümkündür. Kültürün inanç biçimine evrildiği bu değerlendirme sadece bir yorum olarak kalmamıştır, özellikle konumuzla ilgili kadın bahsinde hayatın bütün alanlarında kendisini esir alan bir hüviyete bürünmüştür.
Bu yaklaşım tarzı sadece tarihin bir dönemiyle sınırlı kalmadı, ne yazıktır ki geçmişi şekillendirdiği gibi günümüzün de sosyal yaşamını belirlemektedir. Dünyadaki sosyal ve kültürel değişim ve dönüşüm, hangi inanca mensup olursa olsun bütün bir dünyayı etkilemeye devam etmektedir. Tarihin belli dönemlerinde egemen olan bu yaklaşım biçiminin, günümüz dünyasında sürdürmek ne kadar mümkün, daha da önemlisi, bir tanrısal buyruk olarak dayatılan bu yaklaşımın aslında tarihin ve kültürün birer yansıması olduğu, Tanrının emri ve onun isteği olarak kadına dayatılan, aslında erkeğin kendi egemenliğini sürdürmenin bir aracı olarak dinî metinleri kendisine göre birer yorumlama biçimi olduğu ne zaman anlaşılacaktır? Bu ve benzeri çoğaltılabilecek pek çok soru doğru bir şekilde sorulabilseydi belki de bugün kadına yaklaşım biçimi daha farklı bir zeminde tartışılmış olurdu. Mevcut bu sorunu, tarihin ve kültürün yorumlama biçiminden ziyade, salt Kur’an merkezli bir şekilde tartışılabilme imkân ve zemini yaratılmış olsaydı daha sağlıklı bir değerlendirmeye ulaşılabilirdi. Ne yazık ki mevcut olana aykırı her türlü yorum ve değerlendirme, cahil bırakılmış Müslüman toplumlarında Batı’nın etkisi olarak yansıtılmış ve yansıtılmakta, “feminizm” kavramı kullanılarak bu alanda verilen mücadele toplum nezdinde kötülenmekte ve bu alanda mücadele veren Müslüman kadınlar da mahkûm edilmektedir.
Kadına biçilen rol sebebiyle özellikle akademik ve ilmî alanlardan uzaklaştırılmışlardır. İslamî ilimler alanında yakın döneme kadar neredeyse kadının izine bile rastlanmamaktadır. En temelde de Kur’an tefsiri bugüne kadar sadece erkekler tarafından yapılmıştır, doğal olarak Kur’an tabiri caizse erkek gözüyle ve onun sahip olduğu iktidar refleksiyle anlaşılmış ve yorumlanmıştır, doğal olarak bunun sonucunda kadın, erkek mantığına hapsedilmekte ve kadının aklı, hakları, dini erkeklerin eline teslim edilip onların lütufları doğrultusunda tahsis edilmektedir. Bu şekildeki değerlendirme birçok kadının dine karşı çıkmasında haklı bir sebep olarak kullanılır.[6]
Son dönemde özellikle feminizmin gelişmesiyle birlikte ve yöneltilen eleştiriler neticesinde konu tartışılmaya, daha fazla çalışılmaya, farklı bakış açılarıyla İslam’da Kadın konusu tekrar değerlendirilmeye başlanmıştır.[7] Bu girizgahın ardından, tarihin ve kültürün getirdiği yorum ve değerlendirmeye karşı Kur’an’ı merkeze alan yaklaşım ve değerlendirmeleriyle ,kadın konusuna getirdiği yeni yaklaşımlarıyla öncü bir kadın mücadelesi veren Amina Wadud ne demeye çalışmıştır, onu anlamaya çalışacağız.
2. Amina Wadud ve Konuya Yaklaşım Biçimi
Yukarıda kısa bir özetini verdiğimiz Müslüman coğrafyasında oluşan kadına dair değerlendirmeleri şekillendiren dinî literatür elbette ki özellikle modern dünyada Müslüman kadınlar tarafından da eleştirilmeye başlandı. Kur’an’ın muhatabı olduğunun farkında olan ve kendisini Müslüman kadın olarak değerlendirenler tarafından yeni bir yol aranmaya başlandı. İnsanlığın geçirdiği binyıllarla ifade edilebilecek uzunca bir tarihsel aşama sonrasında hayatın her alanında yeni gelişmelerle birlikte temel haklarla birlikte kadın hakları konusunda da büyük mesafeler almıştır. Doğal olarak bu yeni durum yukarıda da vurguladığımız gibi, Müslüman kadınını da etkisi altına almış ve bu hakları elde etme yöntemi olarak Müslümanların temel başvuru kaynağı olarak Kur’an’a kadın bakışıyla yeni bir değerlendirmeye sevk etmiştir. Bu yeni dünyada kadın hakları konusunda Müslüman kadın hakları savunucusu olarak öne çıkan önemli isimlerden birisi Amina Wadud’tur. Onun ayırt edici vasfı, kadına dair hakları ele alırken referans olarak Kur’an ve Müslüman literatürünü esas almasıdır. Yani Wadud’un temel iddiası Kur’an kadına temel haklar tanırken, tarihsel ve kültürel olan öne çıkarılmış ve bu haklar görünmez kılınmışlardır.