Okuduğumuz ayetin yan ısıra bu hikâye, Ehl-i Beyt’in derecelerinin yüceliğine, konumlarının yüksekliğine, üstün kişiliklerine, yüce Allah’ın ve Peygamber efendimizin (s.a.a) en sevdiği insanlar olduklarına, üstünlükte hiçbir insanın onlara yaklaşamayacağına delâlet eder.
Kur’ân, Peygamberimiz (s.a.a) dışında Ehl-i Beyt mensuplarından başka hiç kimsenin masum olduğunu belirtmemiştir. O Ehl-i Beyt ki, yüce Allah onları günah kirinden tamamen arındırmak istemiştir.[2] Gerçi Peygamber efendimizin (s.a.a) eşlerinin Ehl-i Beyt kavramının kapsamı içine girip girmedikleri konusunda, Müslümanlar arasında farklı görüşler ileri sürülmüştür; ama İmam Ali’nin, Hz. Fatıma’nın, İmam Hasan’ın ve İmam Hüseyin’in (hepsinin üzerine selâm olsun) bu ayetin kapsamında oldukları hususunda görüş birliği vardır.[3]
Bütün bu söylediklerimize dayanarak Ehl-i Beyt’i sevmenin, onların izini benimsemenin ve Kur’ân’ın açık beyanı[4] ile onların sevgisini onlar dışındaki herkesin sevgisine tercih etmenin gerekli oluşunun arkasında saklı olan sırrı kavrayabiliriz.
Her şeyden önce Ehl-i Beyt mensuplarının masum oluşları, yolların dallandığı ve arzuların farklılaştığı dönemlerde kurtuluşun onların izinden gitmekte olduğunun en tartışılmaz gerekçesidir. Çünkü yüce Allah’ın her türlü kirden arındırdığı bir kimse, arkasından gelenleri kurtuluşa iletir ve ona bağlı olanlar dalgalı denizde boğulmaktan kurtulur.
Abdullah b. Abbas’ın verdiği bilgiye göre, Peygamberimizin (s.a.a) yakınlarını sevmeyi teşvik eden ayet (Meveddet Ayeti / Şûrâ, 23) indiğinde bazı sahabîler, Müslümanlar tarafından itaat edilmeleri gerektiği vurgulanan söz konusu yakınlardan kimlerin kastedildiğini sordular. Peygamberimiz (s.a.a) de bu soruya: “Onlar; Ali, Fatıma ve onların iki oğullarıdır.” karşılığını verdi.[5]
Kur’ân-ı Kerim, Dehr (İnsân) Suresi’nde, sözü bize bırakmadan, Ehl-i Beyt’in sahip oldukları yüce ruhî nitelikleri ve itaatleri ile ibadetlerine eşlik eden ihlâslarını vurgulayan ayetlerinde onları üstün ilân etmenin sebeplerini şöyle açıklıyor:
Kendi canları çektiği hâlde, yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. “Biz size, ancak Allah rızası için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz ne de bir teşekkür. Biz, asık suratlı, sert bir günden dolayı Rabbimizden korkuyoruz.” Böylece Allah, onları o günün fenalığından korur ve onları parlaklık ve sevince kavuşturur. Sabretmelerine karşılık da, onları cennetle ve ipekle ödüllendirir.[6]
Tefsir ve hadis bilginlerinin çoğunluğunun yorumlarına göre bu sure, Hasan ile Hüseyin’in hastalığa yakalanmaları münasebeti ile Ehl-i Beyt hakkında indi. Oğullarının bu hastalıkları üzerine İmam Ali, eğer iyileşirlerse, yüce Allah’a şükür mahiyetinde üç gün oruç tutmayı adadı. Ardından Ehl-i Beyt bu adaklarını, anlamına tam uygun bir titizlikle yerine getirdiler. Bu titizlikte fedakârlığın her türünün en çarpıcı örneğini verdiler. Öyle ki, bunun üzerine yüce Allah şu ayetleri indirdi:
İyi kullar, kâfur karışımlı bir içeceği tastan içerler. Bu kaynak, Allah’ın iyi kullarının istedikleri yere akmasını sağlayarak içebilecekleri bir pınardır. Onlar verdikleri sözleri tutarlar ve kötülüğü yaygın günden korkarlar.[7]
Görüldüğü gibi yüce Allah bu fedakârlıkları ve sözlerine bağlılıkları sebebi ile kendilerine teşekkür babında onlara ahirette en güzel nimetlerini sunacağını belirttiği gibi, dünyada yeryüzüne ve onda bulunan her şeye vâris olacağı güne kadar Müslümanların imamı olmaları ayrıcalığını da bağışlamıştır.
İmam Hasan’ın Peygamberimiz Nezdindeki Konumu
Peygamberimiz (s.a.a), iki torunu Hasan ile Hüseyin’e, onların, nezdinde ne kadar yüce bir konuma sahip olduklarını belirten özel nitelikler izafe etmiştir:
1- O ikisi, Peygamberimizin (s.a.a) dünyadaki ve bu ümmet içindeki hoş kokulu reyhan çiçekleridir.[8]
2- O ikisi, yeryüzü halkının en hayırlı kişileridir.[9]
3- O ikisi, cennet ehli gençlerin efendileridir.[10]
4- O ikisi, ayakta olsalar da (kıyam etseler de), köşelerinde otursalar da imamdırlar.[11]
5- O ikisi, kıyamet gününe kadar Kur’ân’dan ayrılmayacak olan itretin, yani Ehli Beyt’in mensuplarıdır. O ikisine bağlılığını sürdüren ümmet doğru yoldan sapmaz.[12]
6- O ikisi, gemilerine binenlerin boğulmaktan kurtulmalarını garanti eden Ehl-i Beyt mensuplarıdır.[13]
7- O ikisi, dedeleri Peygamberimizin (s.a.a), haklarında şöyle buyurduğu kimselerdir:
Yıldızlar yeryüzü halkını denizde boğulmaktan koruyan güvenceler olduğu gibi, benim Ehli Beyt’im de yeryüzü halkını ihtilâfa düşmekten koruyan güvencedir.[14]
8- Çok sayıda sahabî, Peygamberimizin (s.a.a) Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin hakkında şöyle dediğini işittiklerini söylemişlerdir:
Allah’ım! Biliyorsun ki, ben bu ikisini seviyorum. Onları sen de sev [15] ve onları sevenleri de sev.[16]
Selman’dan nakledildiğine göre, Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: