Allâme Tabâtabâî’nin Düşüncesinde Genel Din Sistemi

04 December 2025 56 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 9 / 13

Allah Teâlâ, bu ihtilafların giderilmesi için tevhîd, itikat ve ahlâk esaslarına uygun kanunlar koymuştur. Diğer bir deyişle Allah insanları başlangıcından sonuna kadar hayatlarının hakikatine dair bilgilendirmek ve onlara sonraki hayatlarına uygun olacak şekilde nasıl yaşamaları gerektiğini öğretmek istedi. Öyleyse ilâhî kanunlar yalnızca ilme dayalıdır, başka bir şeye değil. İnsanın varış menziline varacağı bilgisine sahip olması, onun kendi yaşamını kulluk ve kul olarak yaşamak üzerine kurmasını gerektirir. Kur’ân, ilme davet ile doludur ve bu konuda Kur’ân’ın İslâm’dan öncesini cahiliye dönemi diye adlandırdığını söylemek bile yeterlidir. (Bkz. Tabâtabâî, 1387: c. 2, 119-120)

Fıtrat

Fıtrat, lügat ilminde hadsî (sezgisel) manaya sahip ve fetare fiilinin masdarıdır (Ragıb İsfehânî, h.1412: c. 1, s. 640), lügat ehlinden bazıları onun keyfiyetini daha önceki maddedeki bir tür masdara dayandırırlar (Zemahşerî, H.1417: c. 3, 39). Bu lügat maddesi için çeşitli anlamlar zikredilmiştir, onlardan bazıları şöyledir: 1. Hilkat (İbn Manzûr, h.1414: c. 10, 286; Cevherî, h.1376, c. 2, 781; İbn Fâris, h.1404, c. 4, 510). 2. İbraz (İbn Fâris, h.1404: c. 4, 510). 3. Süt sağmak anlamında haleb (a.g.e). 4. İhtilâl (Râgıb, h.1412: 640). 5. Yarmak/yırtmak (Cevherî, h.1376: c. 2, 499).

Gerçi lugavî bazı düşüncelere göre bu kavrama dair toparlayıcı bir anlama ulaşmak mümkündür.[20] Lakin lugat ehlinin hilkat kavramının fıtr maddesi içinde yer aldığına dair fikir birliği içerisinde olduğu dikkate alınarak fıtrat kelimesi kavramı, hilkatin keyfiyetinden kaynaklanan kendine has hâl, kavram ve kullanım yerlerine sahipliği açısından değerlendirilebilir. (Tabâtabâî, 1371: c. 16, 178)

Ahlâk ve dinin en güzel anlaşılacağı yer fıtrî ahlâk ve evrensel dindir. Bir taraftan fıtrî ahlâkın evrensel olduğunu anlatan, diğer taraftan dini insanın yaradılışına dair doğru sözlü bir şâhit tutan yönüyle insanın fıtriyesini anlamada inkâr edilemez role sahip olduğunu kabul eder.

Allâme Tabâtabâî’nin düşüncesinde fıtrat bahsine bakış sisteminin mihveri, bu konuların bu kavramın onun düşüncesindeki kullanım çerçevesinin, yine onun diğer görüşleriyle bağlantılı olarak değerlendirilmesini gerektirir. Konu dışı varsayımlara dayalı kısmî değerlendirmelerden ve yargılardan da kaçınılmalıdır.

Merhûm Allâme’nin fıtrat hakkındaki görüşü, ahlâkî düşünce sistemi üzerinde o kadar etkili ve renkli bir role sahiptir ki bu durum bazı araştırmacıların kendisini, Aristocu kadim Yunan felsefesine ve Aquinas’a göre ahlâkı yorumlayan doğabilimciler zümresinde saymalarına sebep olmuştur. Doğabilimci ahlâkî yorum, insanın saadete ulaşması için insanın doğal yaradılışını ve kapasitesini esas alma üzerinedir. Bu, doğabilimin insanın saadetini, ki ahlâkın da amacıdır, onun yaradılışsal hidayet unsurları, pratik bilgileri ve özündeki iyilikleri üzerine kurulu kapasitesinin ve doğal özelliklerinin tanınmasında araması anlamındadır. (Bkz. Dîvânî ve Dehkân, 1394) Ancak her şekilde onun fıtrat ahkâmı, insanın hilkatine teveccühün lüzumu ve insan doğası gereği sahip olduğu korku ve ümitler üzerinde çok fazla durmasını dikkate aldığımızda, saadet yolu haritasında fıtratın rolünü Allâme Tabâtabâî’nin düşüncesindeki fıtrat kavramı için anahtar unsur sayıyoruz.

Genel bir değerlendirme yapılacak olursa Tabâtabâî’nin düşüncesinde fıtrat kavramı, lügatteki kavram yelpazesiyle beraber dolaylı veya dolaysız insan hilkatinde veya çevresel faktörlerinde kökü olan tüm özellikler anlamındadır ve hatta bu yüzden çoğu zaman fıtrat ve tabiat eş anlamlı kabul edilmiştir. (Tabâtabâî, 1388 b: c. 1, 57-59 ve 62-63; a.e, 1383: c. 4, 297; c. 2, 412; a.e, t.y. D: c. 1, 187 ve …)

Yukarıda varılan sonuçlar dikkate alındığında açıkça görülür ki fıtrat kavramı veya fıtrî diye nitelendirilen şeyler, ilâhî yaratış olması bakımından güzel bir hilkat, hikmete dayanır[21] ve merhûm Allâme de bu yaklaşımla insanın fıtratının ve hilkat türünün tüm saadet sebeplerini kapsayan ve tüm kurtuluş gereçleriyle donanmış bir hakikat olduğuna inanır. Bu özelliğin, insanın kendi eksikliklerini tamamlaması ve ihtiyaçlarını gidermesi için yönlendirmede bulunduğunu, yaşamı boyunca kendisine faydalı veya zararlı olabilecek şeyleri hatırlattığını (Tabâtabâî, 1371: c. 16, 178) söyler. Hatta ona göre Allah’a iman hakikati de fıtrîdir. (a.g.e: c.1, 311)

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar