Bir kimse kendisinden daha bilgili biri bulunmadıkça ümmetin işlerinin yöneticisi olamaz meğer ki ümmetin o işi alçalmaya doğru gitmesin. Tıpkı o buzağıya tapan adamlar gibi. Geçmişte İsrail Oğulları Harun’u terk etti ve buzağıya tapındı. Halbuki Harun’un Musa’nın yerinde olduğunu biliyorlardı. Bu ümmet de Ali’yi terk etti. Halbuki Allah’ın Resulü’nün Ali hakkında şöyle dediğini duymuşlardı: Senin bana olan nispetin, Harun’un Musa’ya olan nispeti gibidir. Sadece şu fark var ki benden sonra peygamber gelmeyecektir.”
Allah’ın Resulü (s.a.a), kendi kavminden kaçtı; halbuki onları Allah’a davet ediyordu. O kadar ki hatta mağaraya çekildi. Eğer yardımcı bulabilseydi onların yanından (Medine’ye) gitmezdi. Ben de -ey Muaviye- eğer yardım edecek kimseler bulabilseydim sana biat etmezdim.
Allah, Harun’a ruhsat verdi; onu zayıflatıp hatta neredeyse öldürecekleri bir sırada, o İsrailoğullarına karşı çıkabilmek için kendisine yardım edecek birini bulamadı. Allah’ın Peygamberi kendi kavminden kaçtığında ve kendine yardım edecek birini bulamadığında Allah ona ruhsat verdi: “Allah bana ve babama da ümmet bizi terk edip başka birine biat ettiğinde ve biz de yardımcı bulamadığımızda barış yapalım diye ruhsat verdi.” Bunlar birbiri ardınca gerçekleşen örneklerdir.[12]
Halkın Basiretsizliği
Halkın bilgisizliği, cahilliği, dini meseleler konusundaki bilgisizliği, imama ve imamet makamının konumuna dair bilinçsizliği, İmam Hasan’ın yalnız kalmasının ve Muaviye ile barış yapmak zorunda kalmasının bir diğer sebebiydi.
İmam Sadık şöyle buyuruyor:
“Allah’ın Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: Zamanının imamını tanımadan ölen kimse cahiliye ölümü ile bu dünyadan gitmiş olur. Allah’ın Resulü’nden (s.a.a) sonraki imam Ali’ydi (a.s). Fakat başkaları Muaviye’nin (imam) olduğunu söyledi. Sonra İmam Hasan (a.s), ardından İmam Hüseyin (a.s) imam oldu; fakat bazıları Yezid bin Muaviye’nin (imam) olduğunu söyledi. Sonra Hüseyin bin Ali, sonra Muhammed bin Ali Ebu Cafer (Bakır) imam oldu. Şiiler, Ebu Cafer’den önce haccın menasiklerini, helal ve haramlarını dahi bilmiyordu. Ebu Cafer kapıları onlara açtı haccın meselelerini helalleri ve haramları onlara açıkladı ve halk imama ihtiyacın farkına vardı. İmama ihtiyaç olduğunu fark etikten sonra iş bu şekilde devam etti ve yeryüzü imamdan eksik kalmadı. Zamanının imamını bilmeden ölen kimse cahiliye ölümü üzere bu dünyadan gitmiş olur.”[13]
Halkın bilinçsizliği ve basiretsizliği, daima imamların ve dini önderlerin yalnız kalmasına sebep olmuştur. Günümüzde de halkın bilinç ve basiret düzeyini yükselterek onların velayeti korumasını sağlamak gerekir.
Levh-i Mahfuz Haberleri
Bu faktörler, Hz. Peygamber’den nakledilen Levh-i mahfuz haberlerinden ayrıdır. Kafi’de geçtiğine göre Hz. Fatıma’nın yanındaydı. Cabir bin Abdullah Ensari, bu haberleri Hz. Zehra’nın huzurunda gördü ve bu haberleri İmam Bakır’a nakletti. Onda tek tek imamların görevleri belirtilmişti. Her biri kendisine belirlenen görevi yerine getirmiş ve şöyle buyurmuştu: “Biz Allah’ın meşiyetinin araçlarıyız.” Bu rivayetlerin birinde Muaz bin Kesir, İmam Sadık’tan (a.s) şöyle nakletmiştir:
İmam Sadık şöyle buyurdu: “Allah Teala, kuluna (Hz. Muhammed’e) vefatından önce bir yazı gönderdi ve sonra buyurdu ki: Ey Muhammed bu senin Ehlibeytinin necibine vasiyetindir. Hz. Peygamber dedi ki: Ey Cebrail, ehlibeytimin necibi kimdir. Cebrail, “Ali bin Ebu Talib’dir” dedi. Vasiyet üzerinde altın bir mühür vardı. Vasiyeti Hz. Ali’ye verdi ve onu açıp yazılanlara göre amel etmesini buyurdu. Hz. Ali (a.s) yazıyı açtı ve içindekilere göre amel etti. Sonra vasiyeti oğlu Hasan’a verdi. O da açtı, amel etti ve sonra onu Hüseyin’e verdi. O, yazıyı ve üçüncü mührü açtı. Orada şöyle deniyordu: Savaş ve öldürülünceye kadar öldür. Bir topluluğu şehadet için yanında götür. Onlar için şehadet yalnızca seninle olsun. O, amel etti sonra onu Ali bin el-Hüseyin’e verdi…”[14]
Bu ve benzeri rivayetlerden anlaşıldığına göre imamlardan her biri Allah tarafından belirli bir görevle görevlendirilmişti. İmam Hasan da orada barışla görevlendirilmişti. O, Allah’tan aldığı emri yerine getirdi.
Sonuç
Söylenenlerden anlaşılıyor ki İmam Hasan’ın (a.s) barış yapmasına sebep olan faktörler şunlardır:
1- İnsanların değişmeleri ve dünya eksenli olmaları.
2- Bilinç ve basiretten yoksun olmaları ve aralarında ihtilaf yaşamaları.
3- Halkın imamı tanımadaki zayıflığı ve imamın makamını idrak edememeleri, dini konularla mesafeli olmaları.
4- Komutanların ihaneti, halkın İmam’a yardımcı olmaması.
5- İmam’ın taraftarlarının hayatını korumak istemesi, İmam Hasan’ın barış yapmasının en önemli sebepleri arasında yer almaktadır.
[1] El-İrşad fi Marife Hucecullah ale’l İbad, Muhammed bin Numan Mufid, Müessese-yi Alu’l Beyt, Kum, birinci baskı. 1413 hicri, c. 2, s. 14
[2] Biharu’l Envar, Muhammed Bakır Meclisi, Müessesetu’l Vefa Beyrut, 4. Baskı. Hicri 1404. C. 36, s. 289.