Allah’a yemin ederim ki bunlar benim için Muaviye’den daha beterler. Onlar benim taraftarım olduklarını iddia ediyorlar. Halbuki beni öldürmek ve mallarımı yağmalamak peşindeler. Allah’a yemin ederim ki kendi canımı korumak, Allah’ın halkını hidayet etmek ve ailemi korumak için benimle Muaviye arasında anlaşma yapılması benim ve ehlibeytimin öldürülmesinden daha iyidir. Allah’a yemin ederim eğer ben Muaviye ile savaşmaya kalkarsam bunlar beni yakalar ve Muaviye’ye teslim eder. Allah’a yemin ederim benim sağ ve aziz olmam, esir edilip öldürülmemden veya Muaviye’nin beni serbest bırakmasından daha iyidir. Böylesi bir durum Haşimoğulları için ebedi bir utanç olur Muaviye ve çocukları ise bizim sağ kalanlarımıza ve ölülerimize övünç taslar.
Zeyd diyor ki: “Hz. Hasan’a şöyle arz ettim: Ey Peygamber’in evladı! Sizin taraftarlarınız tıpkı çobansız bir sürü gibi kalır.”
İmam şöyle buyurdu:
“Ben ne yapabilirim? Allah’a yemin ederim ki güvenilir kimselerden bana ulaşanı biliyorum.” İmam
Hasan daha sonra şöyle buyurdu:
Bir gün babam beni sevinçli gördü ve bana buyurdu ki: Oğlum Hasan seni sevinçli görüyorum. Babanı öldürdüklerinde, Ümeyyeoğullarıhilafete sahip olduğunda, onların emiri ne kadar yerse yesin doymayan biri olduğunda, doğuya ve batıya hakim olduğunda, insanlar onun dinine girdiğinde, hükümeti uzun süreli olduğunda, bidatleri ve sapkınlıkları yaygınlaştırdığında , Hakkı ve Resulün sünnetini ortadan kaldırdığında, malları kendi ailesi arasında taksim ettiğinde, layık olanlara ise bir şey vermediğinde, onun yönetiminde mümin zelil fâsık ise güçlü olduğunda, mal ve mülk onun dostları arasında dolaştığında, Allah’ın kulları köle edildiğinde, hak gizlenip batıl aşikar olduğunda, dürüstler ya dışlanıp veya öldürüldüğünde batılın taraftarları saygı gördüğünde, işler bu şekilde devam edip de Allah ahir zamanda birini gönderdiğinde nasıl olacaksın?…”[4]
Bu sözler açıkça gösteriyor ki İmam’ın Muaviye ile barış yapması, dostlarının ona ihanet etmesi ve onu yalnız bırakması sebebiyleydi.
Ayrıca İmam Hasan’ın barış yapması konusunda şunları okuyoruz:
Ravi şöyle diyor: İmam Hasan’ın (a.s) yanına gidip ona şöyle arz ettim: Ey Peygamber’in evladı, (barış yaparak) bizi ve taraftarlarını ebediyen zelil etmedin mi? İmam Hasan: “Niçin ve nasıl?” diye sordu. Ravi şöyle diyor: “Hilafeti şu azgına (Muaviye) vererek…” Bunun üzerine İmam Hasan şöyle buyurdu: Allah’a yemin ederim ki ben hilafeti onunla savaşacak dostlarım olmadığı için Muaviye’ye bıraktım. Eğer dostlarım olsaydı işi bitirinceye kadar gece gündüz onunla savaşırdım. Ben Kufelileri iyi tanıyorum, onları defalarca sınadım. Onlar ıslah olmayacak fasit kimselerdir. Ne vefaları var ne verdikleri ahde bağlı kalıyorlar ne de iki kişi birbiriyle uyumludur. Görünüşte bize sevgi duyuyorlar; ama fiili olarak düşmanımızla birlikte oluyorlar.” [5]
Hz. Hasan (a.s) hutbede şöyle buyurdu:
Eğer Allah’ın düşmanlarına karşı benimle birlikte savaşacak dostlarım olsaydı, asla hilafeti Muaviye’ye bırakmazdım. Zira hilafet Ümeyyeoğullarına haramdır.[6]
İbn Esir şöyle diyor: “Onu (İmam Hasan’ı) yalnız bıraktıkları için o da barışı imzaladı.”[7]
Şeyh Mufid de İmam Hasan’ın (a.s) barış yapmasının ana sebebini, taraftarlarının zayıflığı ve gevşekliği, onunla işbirliği yapmamaları ve İmam’ın ordusunun komutanlarının ihaneti olarak açıklıyor.[8]
Ordusu Olmayan Komutan
İmam Hasan’ın ordusunun komutanları Muaviye’nin vaatlerine kapılarak birer birer İmam’ın ordusundan ayrılıp Muaviye’nin safına geçtiler. Sabahleyin insanlar gelip Ey İmam, “el-ceyşu bila emir” yani ordu komutansız kaldı diyorlardı. İmam Hasan (a.s) da buna karşılık “el-İmamu bila raiyye” yani “İmam da halksız kaldı” diye buyurmuştu.[9]
İmam Hasan barış yaptıktan sonra şu şiiri söylemişti:
“Ben öyle bir topluluğun utancına tahammül ediyorum ki onların içlerinin dışları gibi olmadığını görüyorum. Eğer zaman beni huzursuz ederse sabrederim. Devamı olmayan her bela azdır. Eğer zaman beni mutlu ederse buna sevinmem devamlılığı olmayan her sevinç küçüktür.”[10]
İmam Hasan (a.s) son ana kadar Muaviye ile barış yapmasının halkın kendisine yardım etmemesinden kaynaklandığını, barış yapmadığını aksine kıyam ettiğini ve Allah’ın bereketinin de halkın üzerine indiğini vurguladı.
Selim bin Kays şöyle naklediyor:
Muaviye iktidarı ele geçirip yönetimi işgal edince İmam Hasan minbere çıktı, Allah’a hamd edip Resulüne selat ve selam gönderdikten sonra şöyle buyurdu: Ey İnsanlar, Muaviye benim onu hilafete layık gördüğümü, kendimi ise bu makama layık görmediğimi sanıyor. Fakat Muaviye yalancıdır. Ben Allah’ın kitabına ve Peygamber’in sözlerine göre bu işe insanların en layığıyım. Allah’a yemin ederim ki eğer insanlar bana biat edip emirlerime itaat etseydi, bana yardım etseydi, gökyüzü rahmet yağmurlarını indirir yeryüzü bereketini ortaya çıkarırdı ve sen ey Muaviye, hilafete asla tamah edemezdin.”[11]
Rivayetin devamında Hz. Peygamber’den şöyle naklediyor: