İmam Hasan (a.s) ile Muaviye arasındaki anlaşmanın metninin dördüncü maddesine göre o (Muaviye) Darabgerd’in vergisinden bir milyon dirhemi Emirülmünin’in yanında öldürülen Cemel ve Sıffin şehitlerinin varisleri arasında paylaştırmak zorundaydı. Fakat ne yazık ki Muaviye anlaşmanın bütün maddelerini ayağının altına aldı. Darabcerd vergisi konusunda da anlaşmanın şartını uygulamadı. İmam Hasan (a.s) Muaviye’den Kufe beytülmalında ne varsa ona vermesini istedi. Toplam beş milyon dirhem tutuyordu. Fars’ın Darabcerd vergisi ve haracını da ona vermeliydi. (Her yıl). Basralıların ödenmesine mâni olduğu (bu feyin kendi hakları olduğunu ve onu asla başkasına vermeyeceklerini söylediği) Darabcerd vergisi de Muaviye’yi teşvik ve tahrik ediyordu.[36]
8. Siyasî Konuşmalar ve Vasiyetnameler
İmam siyasî programının çoğunu konuşmalar aracılığıyla beyan ediyordu. İmam’ın konuşmalarından onun siyasî tutumunu ve pozisyonunu çıkarmak mümkündür. İmam, konuşmalarında hamd ve senadan sonra orada hazır bulunanlara ilkin babasının şan ve mevkiini açıklar ve ardından Muaviye’den kendilerine ve İslam toplumuna yönelen tehdidi anlatırdı. İmam, kalabalık dinleyicilere verdiği bir hutbede şöyle demişti:
“Muaviye kendisini hilafete layık görmekle yalan söylüyor. Biz, Allah Azze ve Cellenin Kitabında ve Rasül’ün (s.a.a) siretinde hükümete tüm insanlardan daha layıkız.”[37]
İmam barıştan sonra çeşitli münasebetlerle çok sayıda konuşma yaptı. Bu konuşmalar siyasî bahislerin hangi ölçüde İmam’ın (a.s) sözlerine ve konuşmalarına yansıdığını göstermektedir. Bu konuşmalardan bir kısmı Mevsuatu Kelimati’l-İmami’l-Hasan (a.s) kitabında biraraya getirilmiştir.
İmam Hasan (a.s), kardeşi İmam Hüseyin’e (a.s) şöyle vasiyet etti:
“Bu, Hasan b. Ali’den kardeşi Hüseyin b. Ali’ye vasiyettir. Bir tek olan Allah’tan başka mabud olmadığına ve ortağı bulunmadığına şahitlik eder. İbadete layık olduğu için ona ibadet eder. Mülkünde ortağı yoktur. Onun zelil ettiğini koruyacak kimse yoktur. Hakikat şu ki herşeyi o yaratmıştır. En güzel şekilde ve eksiksiz ölçüsünü takdir etmiştir. Kulluğa layık olan odur. Hamdü senayı hakeden sadece odur. Ona itaat eden doğru yolu bulmuştur. İtaatsizlik eden ise sapkınlık ve şaşkınlığa düşmüştür. Ona yönelene hidayet edilmiştir. Ey Hüseyin, sana ailemi, çocuklarımı ve varislerimi vasiyet ediyorum. Kötü işler yapanlarını affet, salih olanlarını kabul et ve onlar için müşfik bir baba ve halife ol. Beni Allah Rasülü’yle (s.a.a) birlikte defnedin. Çünkü ben ona ve onun evine başkalarından daha layıkım. Eğer buna engel olurlarsa Allah’ın sana verdiği yakınlık hakkıyla ve Allah Rasülü’ne (s.a.a) yakınlığın nedeniyle vallahi bu yolda benim yüzümden hacamat miktarınca bile kan dökülmesine izin verme. Bu sayede Allah Rasülü’nü (s.a.a) görebilir, şikayetimizi ona iletir ve bu insanların ondan sonra başımıza getirdiklerini ona haber veririz.”[38]
Bunları söyledi ve dünyadan ayrıldı. Allah’ın selamı ona olsun.
9. Aşura Hareketine Zemin Oluşturma
İmam Hüseyin de (a.s) kıymetli kardeşi İmam Mücteba gibi barış anlaşmasına ve taahhüdüne bağlı kaldı. Dolayısıyla eğer İmam Hüseyin, Muaviye’nin asrında hareketini başlatsaydı Muaviye rahatlıkla halkın genel kanaatini İmam Hüseyin’in kıyamına karşı seferber edebilirdi. Çünkü insanların hepsi İmam Hasan ve İmam Hüseyin’in anlaşmaya bağlı kaldığını ve Muaviya hayatta olduğu sürece onun hükümetini kabul edeceklerini biliyordu. Bu nedenle İmam Hüseyin’den (a.s) gelecek herhangi bir hareket, bir yandan Muaviye’nin Hazret’i fırsatçı, karışıklık çıkarmak isteyen ve tefrika peşinde biri olarak göstermesine sebep olacaktı. Nitekim Muaviye’ye Hüseyin b. Ali’nin ona karşı kıyama hazırlandığı haber verildiğinde Hazret’e hitaben yazdığı mektupta şöyle dedi: “Bir kısım işlerinin haberi bana ulaştı. Eğer doğruysa bunları sana yakıştırmıyorum. Anlaşma yapan kimse ona vefa göstermelidir. Özellikle de senin gibi büyük ve şerefli bir kimse. Allah’ın nezdinde sahip olduğun makam ve mevki bunu gerektirir. Şimdi kendine hâkim ol ve ahdine vefa göster. Eğer bana karşı çıkarsan ben de sana karşı çıkarım. Eğer kötülük yaparsan kötülük görürsün.”[39]
Öte yandan İmam Hüseyin’in Muaviye döneminde kıyam etmesi insanlarda kardeşi İmam Hasan’ın imzaladığı barışı aslında desteklemediği fikrinin oluşmasına sebep olurdu. Halbuki İmam Hüseyin bu barışa tamamen taraftar olduğunu ve bu görüşle ilgili hiçbir hoşnutsuzluğu bulunmadığını her defasında göstermekte ısrarcıydı. Bu meselenin şahidi, İmam Hüseyin’in, Ali b. Muhammed b. Beşir Hemedanî’ye ve Süfyan b. Leyla’ya verdiği cevaptır. Bu ikisi İmam Hasan hayattayken İmam Hüseyin’e dedi ki: “Kıyam taraftarı bir grup İmam Hasan’ın yanına gitti. Hazret’ten, Muaviye’ye karşı kıyam etmesini istediler. Fakat İmam Hasan onların teklifini kabul etmekten kaçındı. Onlara İslam toplumunun böyle bir kıyama hazırlıklı olmadığını anlattı.” İmam cevabında şöyle dedi: