İmam Hasan’ın Yaptığı Barışın Şekillenmesinde Etkili Psikolojik Operasyon Taktikleri

04 December 2025 47 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 13

İmam Hasan’ın (a.s) imamet ve hilafeti döneminde Ümeyyeoğulları psikolojik harekâtı kullanarak Irak, Hicaz ve Şam halkının fikrî ve zihnî dokusunu, alaka, motivasyon, davranış ve söylemini etkilemeye ve onları kendi hedeflerine doğru sevketmeye çalıştı. Psikolojik harekât uygulayarak ortamı istikrarsız göstermeye ve İmam Hasan’ın (a.s) hükümetine darbe vurmanın şartlarını oluşturmaya uğraştılar. Böylece bu kavmin (Ümeyyeoğulları) harekete geçip saldırıya başlamasının zeminini hazırlamış olacaklardı. Ümeyyeoğullarının bu şeytanî hedefini gözönünde bulundurarak bu acı ve hazmedilmesi zor hadisenin meydana gelmesinde psikolojik harekâtın etkilerini tayin etmek için İmam Mücteba’nın (a.s) yönetimi altındaki beldelerin durumunu özet biçimde incelemek gerekmektedir. Ama adı geçen bölgelerdeki durumun[1] incelenmesinden önce, psikolojik harekât taktiklerinin bu hadisedeki rolünü anlayabilmeye ilaveten bahsi geçen bölgelerdeki psikolojik vaziyeti ve onun bu olayın meydana gelmesindeki etkisini tasvir etmeyi daha mümkün kılacak silahlı güçlerin halini açıklamakta yarar vardır. Ali (a.s) Nehcu’l-Belağa‘da 53. mektupta İslam’ın siyasî nizamında silahlı kuvvetlerin yeri hususunda şöyle der:

“فَالجُنُودُ بِإِذنِ اللهِ حُصُونُ الرعِیهِ وَ زَينُ الوُلا َهِ وَ عِزالدينِ وَسُبُلُ الاءَمنِ وَ لَیسَ تَقُومُ الرعِیهُ إِلا بِهِم”

 “Askerlere gelince, onlar, Allah’ın izniyle raiyyenin sağlam surlarıdır. Ve valilerin zineti. Din onlarla izzet bulur. Yollar onlarla emniyetli hale gelir. Raiyyenin işi onlar dışında istikamet kazanmaz.” (Deştî, 1379: Mektup 53).

Hz. Ali’nin (a.s) bu sözü, hadisenin meydana gelmesinin sebebini en güzel şekilde ifade etmektedir. Çünkü İmam Hasan’ın (a.s) hilafeti döneminde valilerin bu zineti, dinin izzeti ve halkın müstahkem surları gerçek anlamda mevcut değildi.

a) Kufe’nin Durumu:

Kufe, farklı toplumsal sınıfları ve siyasî saikleri olan bir şehirdi. Bu durum, bu belde halkının birbirine zıt tepkiler vermesine sebep oluyordu. Hz. Ali (a.s) çeşitli münasebetlerle bu halkın kaderini belirleyecek girişimleri gerçekleştirmeye yardımcı oldu. Kufe’yi şöyle şöyle tavsif ediyordu:

“اءَيهَاالناسُ المُجتَمِعَةُ اءَبدَانُهُم المُختَلِفَةُ اءَهوَاؤُهُم کَلامُکُم يُوهِی الصم الصلابَ وَ فِعلُکُم يُطمِعُ فِیکُمُ الاءَعدَاءَ! تَقُولُونَ فِى المَجَالِسِ کَیتَ وَ کَیتَ فَإِذَا جَاءَ القِتَالُ قُلتُم حِیدِى حَیَادِ مَا عَزت دَعوَةُ مَن دَعَاکُم وَ لا َ استَرَاحَ قَلبُ مَن قَاسَاکُم اءَعَالِیلُ بِاءَضَالِیلَ وَ سَاءَلتُمُونِی التطوِيلَ دِفَاعَ ذِی الدينِ المَطُولِ لا َ يَمنَعُ الضیمَ الذلِیلُ وَ لا َ يُدرَکُ الحَق إِلا بِالجِد اءَی دَارٍ بَعدَ دَارِکُم تَمنَعُونَ وَمَعَ اءَی إِمَامٍ بَعدِ تتُقَاتِلُونَ المَغرُورُ وَاللهِ مَن غَرَرتُمُوهُ وَ مَن فَازَ بِکُم فَاَز بِالسهمِ الاءَخیَبِ وَ مَن رَمى بِکُم فَقَد رَمى بِاءَفوَقَ نَاصِلٍ اءَصبَحتُ وَ اللهِ  َلا اءُصَدقُ قَولَکُم وَ لا َاءَطمَعُ فِی نَصرِکُم و لا اءُوعِدُ العَدُو بِکُم مَا بَالُکُم؟ مَا دَوَاؤُکُم؟ مَا طِب کُم؟ القَومُ رِجَال اءَمثَالُکُم اءَ قَولا بِغَیرِ عِلمٍ! وَ غَفلةا مِن غَیرِ وَرَعٍ! وَ طَمَعا فی غَیرِ حَق؟”

“Ey bedenleri bir ama fikirleri darmadağınık halk. Sözleriniz -cesurca laf ederken- en sert kayaları bile eritir. Halbuki yaptıklarınız düşmanlarınızda size karşı açgözlülük uyandırıyor. Mecliste oturur, savaşa hazır olduğunuzu iddia edersiniz, ama savaş yüzünü gösterdiğinde ondan kaçarsınız. Sizi çağıran kişinin davetiyle zaferin yüzünü göremezsiniz. Sizin rahatınız için sıkıntılara tahammül gösteren ise asla rahat ve huzur yüzü görmez. Yaptığınıza sebep göstermek için bir avuç bâtılı bahane ediyorsunuz. Tıpkı hep geri ödemeyi ertelediğiniz borç gibi. Başı ezilmiş zelil zulmü kendinden defedemez. Hak, gayret sayesinde olmadıkça elde edilemez. Evinizin içine girerlerse hangi evi düşmandan koruyabilirsiniz? Benden sonra hangi imamla düşmana karşı savaşacaksınız? Allah’a yemin olsun, kandırılmış[2] kimse, yalan vaade kanmış olandır. Sizin gücünüzle zafer kazanacağını zanneden, kumar oklarından biri nasibi olan kişidir. Kârı da herkesten azdır. Sizi ok gibi düşmana fırlatan kimse savaşacak durumda olmayan kırık oku yayına sürmüş demektir. Allah’a yemin olsun ki, artık sözünüze inanmayacak, yardımınıza umut bağlamayacak ve düşmanı sizinle korkutmayacak yere vardım. Size ne oluyor? Derdinizin devası nedir? İlacınız hangisidir? Düşmanınız da tıpkı sizin gibi insanlar. Ne söylüyorsanız hepsi cahillikten mi? Yoksa gaflet ve takvasızlıktan mı kaynaklanıyor? Yahut hakkınız olmayan şeye mi tamah ettiniz?” (Hutbe 29: paragraf 3-5).

b) Medine’nin Durumu:

Bu bölgenin halkı, Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) rıhletinden sonra Peygamber-i Ekrem’in Ehl-i Beyt’in mevkii hususundaki talimatlarına rağmen biatını[3] bozdu ve bu biat bozma hali Aşura vakasına kadar devam etti. Hz. Ali (a.s) 70. mektupta Medine valisine hitaben bu bölge halkını şöyle tarif etmektedir:

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar