Mes’udî bu grup hakkında şöyle der: “Bunların ekserisi gizlice Muaviye ile yazışıyordu. Ona vaadde bulundular. Bu vesileyle onunla yakınlaştılar.” (İbn Esir, c. 2, s. 42). Bu grup, fırsatçı bir hainin işleyeceği en çirkin cinayeti gerçekleştiriyordu. Kirli faaliyetleri yalan ve nifak perdesi altında çok fazla gizli kalamazdı. Vazife çağrısı gelip çattığında pislikleri aşikâr olacaktı. Bu süre boyunca bahsi geçen grup her hoşnutsuzluğun başını çekmiş, zorluklarda ve karışıklıklarda kenara çekilmiş ve İmam Hasan’ın (a.s) Haşimî hükümetinin hakimiyet alanında düşmanın ihanet parmağı olmuştu.
2. Haricîler: Hakem olayından sonra Ali (a.s) ve Muaviye’ye düşmanlık etmeye bel bağlamış gruptu. Bu grubun Kufe’deki liderleri şunlardı: Abdullah b. Vehb el-Rasibî, Şebes b. Rebiî, Abdullah b. el-Kevaî, Eş’as b. Kays, Şimr b. Zilcevşen. Haricîler biatın ilk günlerinden beri Muaviye ile savaşmaya Kufe halkının hepsinden daha ısrarlıydı. Hasan b. Ali’ye (a.s) biat ederken saldırganlar ve sapkınlarla (Şam) savaşmayı şart koşmuşlardı. Ama Hazret onların biatını iade etti. Savaşta ve barışta tam itaat ve kayıtsız şartsız takip şartıyla biat etmeleri gerektiğini söyledi. Bunun üzerine kardeşi İmam Hüseyin’in (a.s) yanına gittiler ve dediler ki: “Elini uzat sana biat edelim, babana biat ettiğimiz gibi. Şartımız şu ki, Şamlı sapkınlar ve saldırganlarla savaşacaksın.” Hazret onlara cevabında şöyle dedi: “Hasan hayattayken biatınızı kabul etmekten Allah’a sığınırım.” Bu durumu görünce mecburen İmam Hasan’ın (a.s) yanına döndüler ve İmam’ın (a.s) söylediği şekilde ona biat ettiler. (El-Dineverî, 1383, s. 150).
Her ne kadar tarih bunlardan bir kısmını İmam Hasan’a (a.s) düşmanlıktan aklasa da o dönemin olayları çok yönlü araştırıldığında görülecektir ki, en bunalımlı ve en vahim anlarda bu grup, üstesinden gelinemeyecek hadiselerin patlak vermesinin baş sebebidir. Nitekim bazı tarihçiler, liderlerinden ve büyüklerinden iki kişinin Kufe’de en kirli ve en çirkin Emevî komplosuna katıldığını nakletmiştir. Bunlar, halkı kuralları çiğnemeye teşvik etmek, fitne ve karışıklık çıkarmak için en etkili ve en gizli metotları kullandılar. Çeşitli araçlarla insanların inancını sarstılar. Ziyad b. Ebih, Haricîlerin propagandasını şöyle tavsif ediyordu: “Sözleri, kalpte için için yanan ateşten daha tutuşturucuydu.” Muğire b. Şu’be onlar hakkında şöyle diyordu: “Bir şehirde iki gün kalsalar kendileriyle temas kuran herkesi fasık yaparlar.” (Taberî, c. 6, s. 109). Bu grup (Haricîler) bâtıl sözü söylüyor ama onu hak zannediyorlardı. Çirkin bir iş yapıyor ama onu iyi görüyorlardı. Allah’a yaslanıyorlardı ama Allah’la meşru hiçbir irtibatları yoktu.
3. Şüpheciler: İmam Hasan’ın ordusunu oluşturan bir diğer grup şüphecilerdi. Şüpheciler olarak adlandırılmalarının nedeni, Haricîlerin propagandasının etkisi altında kalmaları, ama onların parçası olmaksızın sürekli tereddüt ve kuşku içinde bulunmalarıydı. Seyyid Murtaza da Emalî kitabında onlara “şüpheciler”e yakın bir isim vermiş ve onları kâfir saymıştır. Onun görüşüne göre bu grup dinin aslı hakkında tereddüt ve kafa karışıklığı içindeydiler. (Emalî, c. 3, s. 93). Her halükârda bunlar Kufe sakinlerinden bir kesim ve o toplumun bayağı insanlarıydılar. Kendiliklerinden ne iyilik yaparlardı ne de kötülük yapacak güçleri vardı. Varlıkları, fitne fesat peşindekilerin elinde şerrin sermayesi, fesadın aracı ve iradesiz aletten ibarettiler.
4. El-Hamra: Bu grup, Taberî’nin tarihindeki ifadesiyle, Kufe’de yirmibin silahlı adamdı. Kufe bölündüğü sırada müttefikleri Benî Abdulkays taifesinin bulunduğu kısma yerleştiler. Bu grup aslında ne Kaysoğullarındandı ne de hatta Araptı. Irkları karışıktı, köle ve azatlıların çocuklarıydı. Çoğunluğu Hicrî 12-17 yıllarında Aynu’t-Tamr ve Celevlâ’da esir edilmiş Farisî cariyelerin çocuklarıydı. Bunların hem 41 yılında hem de 61 yılında, yani İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin’le (a.s) ilgili iki krizde silahı ve savaşçısı vardı. Bu grup Ziyad b. Ebih’in korumalarıydılar. Hicrî 51 yılında da Şia’ya karşı malum faciaları icra ettiler. Hulasa bunlar, ücreti karşılığında here cinayeti işleyebilecek insanlardı. Genellikle de güç sahibi insanların etrafında toplanır ve muktedir zorbaların elinde muzaffer kılıç olurlardı. Bu grup, Hicrî birinci yüzyılda Kufe’nin muhtelif hadise ve fitnelerine katılmaları neticesinde tedricen güçleri artıp mevkileri yükseldi. O kadar popüler oldular ki Kufe şehri artık onlara nispet ediliyor ve “el-Hamra’nın Kufesi” deniyordu. (İmam Hamenei, 1363, s. 105).