Allâme Tabâtabâî’nin Burhân-ı Sıddîkîn’inin Arılığı

04 December 2025 44 dk okuma 10 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 10 / 10

Gerçeğe ve Önermeye Dönük Burhan

Allâme’nin burhanı gerçeğe yöneliktir. Yani gerçeği inkâr etmek ya da ondan şüpheye düşmek inkâr ya da şüphe edilen şeyin gerçek anlamda inkârına ya da şüphesine eş sayılacaktır. Bu burhan beyan edilen önermenin doğru olmasına yönelik değildir. Bu durumda onunla uyuşabilmesi için gerçek olması gerekir (gerçekliğin doğruluğu her ne kadar önermenin doğruluğundan da çıkarsansa da). Dolayısıyla ağırlıklı olarak önermeye odaklanan eleştirmen Allâme’nin burhanına yabancı olmamasına rağmen onun gerçekte sözü edilen şeye dönük olmadığını [gözden kaçırabilmiştir].

Sonuç

Biraz önce de açılımını yaptığımız gibi Allâme’nin burhanı hiçbir nazariyeye dayanmamakta, aksine sadece evveliyâtı referans almaktadır. Söz konusu burhanı aşağıdaki şekilde açmak mümkündür:

  • (Safsatanın zıddı olan) gerçeklik, zatı itibariyle bâtıllığı ve yokluğu kabul etmez. (bedîhi-i evvelî)
  • Zatı itibariyle yokluğu ve bâtıllığı kabul etmeyen her şey Vâcibu’l-Vücûd bi’z-Zât’tır. (bedîhi-i evvelî)
  • Dolayısıyla (safsatanın zıddı olan) gerçeklik, Vâcibu’l-Vücûd bi’z-Zât’tır. (netice)

Allâme’nin birinci öncül için sunduğu burhan hiçbir nazariyeye dayanmamaktadır. Dolayısıyla hakkaniyetli olmak gerekirse bu burhanın felsefenin hiçbir nazarî önermeye dayanmayan ilk meselelerinden birini teşkil ettiğini belirtmek gerekir. Bu burhana bir temel teşkil etmesi adına “mutabakat” ya da “nefsü’l-emr” gibi nazariyeleri önceden kabul etmeye lüzum yoktur. Aksine nefsü’l-emrin bazı nazariyeleri bu burhana göre kritik edilebilir [edilmelidir]. Ayrıca bu burhan vahdet-i vücûd ilkesini de temel almamıştır.

Kaynakça

Allâme Tabâtabâî, Seyyid Muhammed Hüseyin, Nihâyetü’l-Hikme, Kum: Müessesetü’n-Neşri’l-İslâmî, 1362.

Allâme Tabâtabâî, Seyyid Muhammed Hüseyin, Ta‘lîkât-ı Allâme ber el-Hikmetü’l-Müteâliyeti fi’l-Esfâri’l-Akliyyeti’l-Erba‘a, Beyrut: Dâru’t-Turâsi’l-Arabî, 1981.

Morvârîd, Mahmûd, “Teemmülî der Burhân-ı Sıddîkîn be-Takrîr-i Allâme Tabâtabâî“, Nakd ve Nazar, Yıl 12, 1. ve 2. sayılar, İlkbahar-Yaz 1386.

Muallimî, Hasan, “Teemmülî der Yek Burhân            “, Maârif-i Aklî, Faslnâme-i Tahassusi-i Merkez-i Pejûheşi-i Dâiretu’l-Maârif-i Ulûm-i Akli-i İslâmî, 4. sayı, Yaz 1386.

[1] Bakır’ul Ulum Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi, Felsefe Anabilim Dalı

[2] Bir ilimde/bilimde kendisini delille ispatlayabileceğimiz şeyi “mesele” olarak adlandırırız. Eğer bir bilimde bir önerme bedîhî ve istidlâle gerek duymayan bir nitelikteyse o önerme söz konusu bilimde “mesele” olarak adlandırılmayacaktır. Dolayısıyla her ilimde mesele burhanla ispatlanabilen teorik (nazarî) bir önermedir.

[3] Ta‘lîkâtu’l-Hikmeti’l-Müteâliye, s. 15.

[4] “Zorunlu aklın doğası” ibaresini üstad Âbidî Şâhrûdî’nin huzurundaki derslerden faydalanarak/yola çıkarak zikrettim.

[5] Morvârîd, s. 5.

[6] Muallimî, s. 88.

[7] Nihâyetü’l-Hikme, s. 4.

[8] Fâsılı kaldırmak modern mantığın bir yasasıdır. Buna göre bir munfasılamız (ayrık önermemiz) olduğunda ve iki bileşenden birini varsayarak neticeye ulaşmak istediğimizde bunlardan çıkan sonuç munfasılanın kendisinden hâsıl olacak ve bu netice mantıksal açıdan munfasılanın sonucu olacaktır.

[9] Bkz.: Morvârîd, Mahmûd, “Teemmülî der Burhân-ı Sıddîkîn be-Takrîr-i Allâme Tabâtabâî”, Nakd ve Nazar, Yıl 12, Sayı 45- 46, İlkbahar-Yaz, s. 2-35.

[10] Morvârîd, s. 7.

[11] a.g.e., s. 8-9.

[12] a.g.e., s. 9.

[13] a.g.e., s. 10.

[14] a.g.e., s. 9.

[15] a.g.e., s. 13.

[16] a.g.e., s. 14.

[17] a.g.e., s. 14.

[18] a.g.e., s. 15.

[19] Morvârîd, s. 14.

[20] a.g.e.

[21] a.g.e., s 15.

[22] a.g.e., s. 16.

[23] a.g.e., s. 17.

[24] a.g.e.

[25] a.g.e.

[26] a.g.e.

Önceki Sayfa 8 9 10 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar