4. Kur’an’ı Anlamanın Tekelci Olmaması
Allame Tabatabaî’nin ayetlerin zâhirlerinin hüccet taşıdığını kabul ettiği gözönünde bulundurulduğunda Kur’an’ın anlamına erişmeyi sadece belli bir grubun tekelinde görmeyecektir. Kur’an’ı anlamaya giden yolun kimseye kapalı olmadığını ve ilahî beyanın ve zikr-i hâkimin bizzat kendisinin onu anlamak için en iyi yol olduğunu savunur. (Tabatabaî, 1390, c. 3, s. 133). Herkes Kur’an dilini bilerek ve Kur’an’ın geneline aşina olarak Kur’an’ı anlamaya nail olabilir. Allame, Kur’an der İslam kitabında şöyle yazar:
Bir kelam türü olan Kur’an-ı Mecid, diğer sıradan sözler gibi delaletinde asla dilsiz değildir ve Kur’an’ın muradının Arapça lafzından anlaşılandan başka bir şey olduğuna da hariçten bir delil yoktur. (Tabatabaî, tarihsiz, s. 24-25).
Sözünün devamında Kur’an ayetlerine istinat ederek Kur’an’ın muhatabının insanların geneli olduğunu belirtir ve bu yoldan Kur’an’ın anlaşılır olacağına istidlalde bulunur:
Zira Kur’an-ı Kerim pek çok ayette müminler, kafirler, hatta insanların genelini kendine muhatap yapmış ve onlara deliller getirmiştir. Yahut meydan okurken onlardan, Kur’an’ın Allah kelamı olduğundan kuşku ve tereddütleri varsa onun benzerini getirmelerini istemiştir. Açık olan şudur ki, insanlarla anlatım özelliğine sahip olmayan lafızlarla konuşulmasının anlamı yoktur ve onlara, açık ve belirgin bir mananın anlaşılmadığı bir şeyin benzerini getirme yükümlülüğü yüklenmesi kabul edilemez. (A.g.e.)
Allame’nin öne sürdüğü diğer bir delil şudur:
Kur’an ayetleri, Allah Rasülünün asrını idrak etmiş ve etmemiş olan kâfir ve mümin tüm insan bireylerini Kur’an üzerinde akletmeye ve dikkatlice düşünmeye davet eder. Özellikle de “أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ ۚ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللَّهِ لَوَجَدُوا فِيهِ اخْتِلَافًا كَثِيرًا” (Nisa 82) ayeti. Bu, Kur’an maarifinin, her ilim insanının onun üzerinde düşündüğü ve çalıştığı takdirde onu kavrayabileceği ve bu sayede ilk bakışta ayetlerde gördüğü ihtilafın ortadan kalkacağı türden bir maariftir. (Tabatabaî, 1390, c. 3, s. 130).
Allame, Kur’an’ı anlamayı herkes için mümkün görür ve bunun sahabenin ve talebelerinin anlaması, hatta Allah Rasülü’nün (s.a.a) açıklaması şartına bağlı olmadığını savunur:
Bu makamda Peygamber’in konumu sadece ve sadece kitabı öğretmektir. Öğretmek de öğrencinin zihnine nispetle bilgili bir öğretmenin yol göstermesinden ibarettir. Öğretmenin işi, öğrencinin zihnini, ulaşmak onun için güç olan maarife yönlendirmektir [böylece bizzat kendisi onu anlamayı başarabilecektir]. Öğretme işinin, öğretilmeksizin anlaşılması muhal olan kimi mevzuları anlamaya yönlendirmekten ibaret olduğu söylenemez. Öğretmek, anlama yolunu kolaylaştırmak ve maksada yaklaştırmaktır. (A.g.e., s. 131).
Allame Tabatabaî, el-Mizan tefsirinin mukaddimesinde çeşitli mezhep sahiplerinin ihtilafının lafızların anlamlarını değil, örneklerini teşhisten kaynaklandığını savunur. (A.g.e., c. 1, s. 14). Çünkü Kur’an lafızlarını anlamak ayetlerin muradını anlamaktan farklıdır. Kur’an’daki gizli ilim ve öğretilerin değişik dereceleri ve mertebeleri vardır ve ayetlerin onlara delaleti bir değildir. Bu maariften bir kısmını anlamak insanların geneli için kolaydır ve ayet- kerimelerin ona delaleti aşikardır. Herkes Kur’an’ın dilini bildiği ve Kur’an’ın geneline aşina olduğu takdirde tefsire ihtiyaç duymaksızın o maarife ulaşabilir. Ama ayetlerin manalarının diğer mertebelerini anlamak çoğu insan için tefsir olmaksızın mümkün değildir. (Hosrovpenah, 1388, c. 2, s. 95). Allame’nin kanaati şudur:
Birkaç bin küsur Kur’an ayeti arasında manasını anlamada kafa karışıklığına yol açacak şekilde anlamı karmaşık ve üstü kapalı bir tek ayet bile bulunamaz. Çünkü Kur’an en fasih sözdür. Fasih olmanın şartı da sözün karmaşa ve kayıtlanmadan uzak bulunmasıdır. Hatta Kur’an’ın müteşabih ayetleri bile anlam bakımından son derece barizdir ve hiçbir müşkül barındırmaz. Müteşabihlik ayetlerin lafızlarını anlama konusunda değil, bu ayetlerden neyin murad edildiği konusundadır. (Tabatabaî, 1390, c. 1, s. 14).
Kur’an’ın anlaşılmasının mümkün olduğu ve anlama konusunda tekel bulunmadığına dair Allame Tabatabaî’nin diğer önemli delili, Kur’an’ın her türlü İslamî tefekküre kaynak olması ve diğer dinî kaynaklara itibar ve hüccet kazandırmasıdır. Allame, işte bu sebeple Kur’an’ın herkes için anlaşılabilir olması gerektiğini savunur. (Tabatabaî, 1383, s. 109). Bu ön kabulün kendisi Allame’nin ayetleri anlamada nesnelci olduğuna delildir. Zira kanaati şudur: Kur’an ayetlerinin tamamı anlam bakımından son derece barizdir ve lafızların hakiki anlamı herkesin anladığı şeydir. Umumun anlayışının eşit olması, anlaşılan mananın nesnel olduğuna delildir.