Hermenötiğin Yeni Söylemi ve Kur’an’daki Anlamın Belirginliği ve Çokluğu

04 December 2025 53 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 13 / 13

Kıraat-i Nebevî ez Cihan, Kur’an’ın Peygamber zamanından günümüze kadar vahyedilmiş kelam olarak bilinmekle birlikte vahyin kendisi değil, vahyin ürünü olduğu düşüncesine dayanır. Şebüsteri’nin inancına göre Allah’ın İslam Peygamberi’yle vahiy vasıtasıyla konuşması insanlar arasındaki sözlü irtibat türünden olmamıştır. Çünkü böyle bir ilişkinin öncülleri o alanda mevcut değildir. Bu yüzden Allah’ın Peygamberle konuşmasının ne ve nasıl olduğuna dair açık bir tasavvur geliştirilemez. Şebüsterî açısından İslam Peygamberi evrenle anlama-yorumlamaya dayalı bir ilişki kurmuş ve onun vahye ilişkin dinî tecrübesi de evrene dair yorumlayıcı anlamayla aynı şey olmuştur. Peygamber bu tecrübede kâinatın gerçekliğini Allah’ın simgesi olarak anlamıştır. Bu nedenle Allah’tan bahsetmesi onun kâinata ilişkin anlayış ve tefsiriyle bir tek şeydir. Bu şekilde Kıraat-i Nebevî ez Cihan yazarının inancında Kur’an, Peygamber’in evrene dair dinî-tefsirî anlayışından kaynaklanan sözlü fiilidir. Bir diğer ifadeyle, “Kur’an, evrene ilişkin nebevî okumadır”. (A.g.e., birinci ve ikinci makale).

Şebüsterî bu bakışı Kur’an’dan ayetlere dayandırmaya çalışır. Ama eksene aldığı istidlal şu linguistik varsayım üzerine oturur: Dil insanî bir fenomendir ve sadece insanların araöznellik dünyasında ve hayat tarzlarında ortaya çıkar, anlam kazandırır ve anlaşılır. Şebüsterî Kur’an’a ilişkin meşhur anlayış olarak Allah’ın sözü tanımını tartışmaya açar ve onu tefsirin yıkıcı faraziyesi sayar. Bu anlayışın sonucunun da vahyedilmiş sözün anlaşılmazlığı olacağını savunur. Peygamber yerine metin yazarını ve onun sözlü fiilini Kur’an’ın araöznel anlaşılması ve tefsirinin mevzusu kabul eder. Bu nedenle Kur’an metni üzerinde çalışmak için epistemolojinin, insanın linguistik hasılalarını araştırmada kullanılan tüm araçlarından yararlanılabileceğini savunur. Hermenötik, dil felsefesi, tarihsel ve linguistik tenkit gibi araçlar. (A.g.e., birinci, üçüncü ve yedinci makale).

Kıraat-i Nebevî ez Cihan yazarı, Feramurz Mu’temed Dezfulî ile “Şoma Kur’an ra Çegune be Fehm Der mi Averid?*” başlıklı röportajında şu noktaya değinir: İslam’ın tefsir geleneğinde metni tefsir etmenin hedefi daima bir delaletin medlulünü anlamak şeklinde olmuştur. Oysa Şebüsterî hermenötik anlamayı “bir şeyi bir şey olarak” anlama kabul eder ve bir metni anlarken daha önce müellif tarafından anlaşılmış manayı anlamanın peşine düşmek gerektiğine inanır. Hal böyle olunca genel hermenötikte okuyucu ile metin arasındaki suje-obje bağını kutsal metinlerin hermenötiğindeki suje-obje bağına dönüştürmüş olmaktadır. Çünkü onun kanaatine göre Kur’an metni Peygamber’in evrene ilişkin din-tefsir temelli anladığıdır. Bu yüzden müfessir, Kur’an metnini anlayıp tefsir ederken “Peygamber’in evrene ilişkin yorumlayıcı anlamasını anlama”nın peşindedir. (Müctehid Şebüsterî, Şoma Kur’an ra Çegune be Fehm Der mi Averid?) ve (Vahdat, s. 218-219).

Şebüsterî bu anlayış biçimiyle romantik hermenötikle aynı noktada yer alır ve romantizmler gibi metni anlamanın diğerini anlamaya bağlı olduğunu düşünür. O, Kur’an’ı bir tek metin olarak tanıtır. Şu anlamda: Kur’an’ın bir tek mevzusu vardır ve bu mevzu da Allah’ın birliğidir. Kur’an ayetlerinin tamamı ve onlardaki tema da bir şekilde Allah kelimesiyle irtibat halindedir. Bu sayede Kur’an metninin fenomenolojik analiziyle metindeki anlamın iç disiplini anlaşılabilir. (Aynı yer).

Bu yaklaşım Şebüsterî’nin sonraki yazılarını romantik hermenötike doğru yönlendirir. Fichte[16] ve Schilling[17] gibi romantikler, yazarı metnin yaratıcısı ve metni de yazarın yaratıcılık ve dehasının tecellisi farzeder. Dönemin bazı felsefî düşünceleri ve şiirsel yaklaşımlarıyla aynı istikametteki bu görüş, metnin, anlamın iç disiplini ve birliğini taşıdığı; metinleri anlama ve yorumlamanın hedefinin de “metnin sistematik birliği”ne erişmek olduğu yönündeki he

Önceki Sayfa 11 12 13 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar