Hermenötiğin Yeni Söylemi ve Kur’an’daki Anlamın Belirginliği ve Çokluğu

04 December 2025 53 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 12 / 13

Gadamer’in felsefî hermenötiği modern hermenötiğin önde gelen akımıdır. Şebüsterî bu eğilime, metnin anlamının ne olduğu konusunda ortaya atılmış görüşlerden biri olarak değinir. Müctehid Şebüsterî, Gadamer açısından metnin anlamının okuyucudan ve yazardan bağımsız olduğunu anlatarak Gadamer’in hermenötik söylemine ilişkin yetersiz ve aşağı yukarı çarpıtılmış bir tasvir yapar. (A.g.y., Hermenötik, Kitab ve Sünnet, s. 291). Bu tasvir büyük ölçüde Gadamer’in hermenötik düşüncelerine yabancıdır. Çünkü Gadamer’in hermenötiğinde metnin anlamı okuyucudan bağımsız değildir. Aksine o, metni anlamayı, okuyucunun hermenötik ufku ile metnin hermenötik ufkunun içiçe geçmesinin ürünü olan bir vaka sayar. (Gadamer, Truth and Method, s. 305). Gadamer’in felsefî hermenötiğinde okuyucunun rolüne göz kapamak aslında modern hermenötiğin bu seçkin teorisyeninin elindeki “ufuk”, “hermenötiğin konumu” ve “diyalog” gibi kavramları gözardı etmek demektir. Müctehid Şebüsterî gerçi Mutun-i Dinî ve Hermenötik‘te ufuk kavramına değinir ve hermenötiğin bu kavramına ilişkin daha açıklayıcı bir çerçeve çizer. (A.g.y., Mutun-i Dinî ve Hermenötik, s. 134-135). Yine Hermenötik-i Felsefî ve Mutun-i Dinî başlıklı konuşmasında[14] Gadamer’in, metni anlamanın okuyucunun tarihsel ufku ile metnin tarihsel ufkunun buluşmasıyla meydana geldiğine yönelik felsefî hermenötik öğretisine işaret eder. (A.g.y., Temmülatî der Kıraat-i İnsanî ez Din, s. 15). Bununla birlikte birkaç sayfa sonra empatik anlama öğretisini Gadamer’e nispet eder. (A.g.e., s. 20). Oysa Gadamer bu öğretiyi eleştirir ve hermenötiğin sahasını ondan daha ferah görür. Çünkü müellifle empati yapmak sınırlayıcıdır. (Gadamer, Philosophical Hermeneutics, s. 58). Aslında empatik anlamadan sözeden Dilthey’dir. Ona göre okuyucu metni anlamak için yazarın yaşadığı tecrübeyi çözümlemelidir. (Dilthey, s. 159-161).

Müctehid Şebüsterî’nin yazılarında Gadamer’in düşüncelerinin yetersiz aktarılması ve biraz da çarpıtılması, gelenek kategorisini ele aldığı ve Gadamer’in anlayışıyla bu alana değindiğinde bir kez daha göze çarpmaktadır. Gadamer’in gelenek kategorisiyle ilgili anlayışının anlamın ilk ve cevher manasını içerdiğini savunur. Yani geleneğin kesintisiz biçimde rafine ve modifiye edilmesindeki hedefin ona ulaşmak olduğu mana. (A.g.y., Hermenötik, Kitab ve Sünnet, s. 299). Halbuki Gadamer metinde nihai ve gizli anlamı kabul etmez. Şebüsterî yine de okuyucunun kendi ön kabulleri ve önyargılarını test edip ölçmek için önce kendi ön kabulleri karşısında metnin otoritesini kabul etmesi gerektiği düşüncesinde felsefî hermenötikle aynı istikamettedir. Heidegger, anlamanın ön yapılarını (önceden sahip olunan, öngörü, önsezi) deneyden geçirmek için “şeylerin kendisi”ne başvurmaktan bahseder. (Heidegger, s. 205). Gadamer de tamamlanmışlığın öngörüsü[15] tasarımıyla benzer bir hedefi takip eder. Bu yolla metnin keyfi yorumları karşısında bir engel oluşturmaya çalışır. Böylelikle bu öngörü sayesinde okuyucu metni sadece anlamlı bir bütün olarak tasavvur etmekle kalmaz, metnin anlamını da hakikat sayabilir ve kendi önyargılarını onun karşısında deneyip gözden geçirebilir. (Gadamer, Truth and Method, s. 294-364). Müctehid Şebüsterî de yorumcunun kendi ön kabullerini sürekli yeniden anlaması ve eleştirmesi gerektiğine inanmaktadır. (Müctehid Şebüsterî, Hermenötik, Kitab ve Sünnet, s. 299).

Müctehid Şebüsterî, eski makalelerinde Gadamer’in felsefî hermenötiğine dair yetersiz ve çarpıtılmış bir anlayışı tasvir ettiği her defasında metinde ilk ve cevher bir anlamın mevcut bulunduğu kanaatini güçlendirmenin peşindedir. Onun felsefî hermenötikten anladığı adeta Gadamer’in metinde nihai ve gizli bir anlam bulunduğuna inandığı yönündedir. Oysa bu, Gadamer’in hermenötik düşüncelerine hemen hemen yabancı bir yaklaşımdır. Bununla birlikte Hermenötik, Kitab ve Sünnet‘in yazarı, Kıraat-i Nebevî ez Cihan‘daki makalelerinde olduğu gibi sonraki konuşmaları ve yazılarında Gadamer ve Heidegger’in düşünceleri ile felsefî hermenötiğe ilişkin daha doğru bir tasvir ortaya koyar ve vahyedilmiş kelamda ilk ve cevher anlamın varlığına inançla arasına tedricen mesafe koyarak felsefî hermenötiğin düşüncelerine eğilim gösterir. Kıraat-i Nebevî ez Cihan‘da vahyedilmiş sözün ne olduğu ve onu anlayıp yorumlamanın mekanizmaları meselesini kelam ve tefsir paradigmasının tamamen dışına çıkararak hermenötik söylemde ele alır. Şebüsterî, bu kitabın ikinci makalesinin başında “evrene dair nebevî okuma”yı ilahî kelamın hakikati hakkında bir felsefe veya ilahiyat teorisi olarak görmez. Bilakis onu, “Kur’an metnini anlamanın niteliği” hakkında bir teori sayar. (Müctehid Şebüsterî, Kıraat-i Nebevî ez Cihan, ikinci makale).

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar