Hermenötiğin Yeni Söylemi ve Kur’an’daki Anlamın Belirginliği ve Çokluğu

04 December 2025 53 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 9 / 13

Suruş, Kabzu Bast-i Teorik-i Şeriat‘ta ve yine Tefsir-i Metin-i Metn‘de Kur’an’ı tefsir tarihinin, vahyedilmiş sözün farklı ama aynı hizada ve paralel tefsir ve anlayışlarıyla dolu olduğunu göstermek üzere birkaç noktaya değinir. Bu konulardan biri, Müslüman müfessirlerin Kur’an’daki muhkem ve müteşabih kavramlarına ilişkin farklı anlayışları ve Kur’an’ın muhkemat ve müteşabihatı içerme sebebi hakkındaki değişik düşüncelerdir. Kur’an’da neden muhkem ve müteşabih ayetler geçtiği hakkında birkaç değişik görüşü beyan eder ve sonra bu konuda ortaya konan görüşlerin tamamının metni tefsirin gereklerine kayıtsız kaldığını savunur. Kendi inancına göre Kur’an’da müteşabih ayetlerin bulunması tefsirin zemin ve yatağından kaynaklanmakta ve metni anlamanın doğal icabı olmaktadır. (A.g.y., Tefsir-i Metin-i Metn, s. 7). Allame Tabatabaî de farklı bir ifadeyle “muhkemat” ve “müteşabihat”ı metni tefsir etmenin araçlarından sayar ve bu ikisi arasındaki nispeti izafî bir ilişki görür. (Tabatabaî, el-Mizan, c. 3, s. 74). Bu itibarla Suruş ve Tabatabaî’nin anlayışı aynı neticeye varır: Kur’an ayetlerinin muhkem ve müteşabih olarak vasıflandırılması tefsirden kaynaklanır ve metin tefsir edilmediği takdirde de bir ayetin muhkem veya müteşabih olduğu söylenemez. Ama Suruş müteşabihleri mutlak olarak Kur’an’a münhasır görmez. Bilakis bütün metinlerin, özellikle de vahyedilmiş metinlerin muhkem ve müteşabih içerdiğini savunur. Kutsal metinlerin bu özelliğini de dinî bilginin daralıp genişlemesinin [kabzu bast] sonucu sayar. (Suruş, Tefsir-i Metin-i Metn, s. 7). Allame Tabatabaî her ne kadar diğer metinlerdeki muhkem ve müteşabihten bahsetmiyorsa da muhkem ve müteşabihin her metne uygulanabileceği kanaatinde olduğu bellidir. Çünkü Allame müteşabihliği lafızların değil, anlamın özelliklerinden biri görür. Yani onun bakışıyla bir anlam hem kastedilene hem de başka şeye delalet ediyorsa bu durumda müteşabihtir. (Tabatabaî, el-Mizan, c. 3, s. 79).

Allame ile Suruş’un görüşü arasında ortaya çıkan fark, bu iki mütefekkirin kutsal metnin yorumuna din içi ve din dışı bakışındadır. Belki de bu farklı bakış itibariyle Suruş’un Allame Tabatabaî’nin muhkem ve müteşabihlere ilişkin izahına ilgisizliği açıklanabilir. Çünkü Allame’nin bu kavramlarla ilgili anlayışı, onun tefsire dair varsayımlarından derinlemesine etkilenmiştir. Bu bakımdan onun anlayışı metni tefsirin gereklerini temel alıyorsa da Allame’nin bu meseleye bakışı din içi alanda ve belli bir metni, yani Kur’an’ı tefsirin gereklerine dayanmaktadır. Oysa Suruş bu meseleyi din dışı bakışaçısıyla ele almaktadır.

Suruş, Allame Tabatabaî’nin, dinî maarifi çağdaş bilgiler ışığında açıklasa da bazı yeni felsefî başlıklardan uzak kaldığını düşünmektedir. Mesela eserlerinde, diğer beşerî bilgiler coğrafyasında bağımsız episteme konumunda bulunan dinî bilgi etrafındaki tartışmadan haber yoktur. (Suruş, Tabatabaî der Came-i yek Mütekellim*, s. 95-97).

Din dışı söylemden dinî metni anlama ve yorumlama olgusunu analiz etmeye çalışan Suruş, Allame Tabatabaî gibi tanınmış bir müfessirin Kur’an tefsirinde belli bir epistemolojik zemine basmasına rağmen nasıl olup da vahyedilmiş sözün tefsirinde disiplinli ve sistematik bir hermenötikten sözetmekten nasipsiz kaldığını göstermekten çekinmez. Onun varsayımına göre hermenötik söylem, Allame ve diğer Kur’an müfessirlerinin şimdiye dek nasiplenemedileri şeydir. Bu yüzden bu söylemi bizzat kendisi inşa etmeye çalışır. (Dabashi, s. 122-123). Bununla birlikte Suruş, Kabzu Bast-i Teorik-i Şeriat‘ı bir dinî bilgi teorisi olarak ortaya atıp tasarlamış olmasına rağmen dinî metinlerin anlaşılması ve yorumu konusunda hiçbir hermenötik teori ortaya koymaz. Tersine, Gadamer’in kutsal metinleri anlama ve yorumlamanın mekanizmasını izah etmek için kullandığı felsefî hermenötiğin bazı öğretilerinden yararlanır yalnızca. Bu bakışın sonucu da aralarında kutsal metinlerin de bulunduğu her metin linguistik bir sistem ve kelimeler bütünü olarak daima bunun aynısı olsa bile linguistik fenomen ve tarihsel kategori sayılması itibariyle metnin ardarda yorum zincirinden başka bir şey olmadığı anlayışıdır. Suruş, haber analiz sitesi Zeytun‘la röportajında dinî metinlerden bahsetmese de dini yorumlar bütünü gördüğünü açıkça belirtir. (Suruş, Zeytun‘la röportaj).

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar