“السَّارِقُ” ve “السَّارِقَةُ” lafzı hırsızlığı alışkanlık haline getirmeyi kapsar. Bundan kastedilen de hırsızlığın onların [şahsiyetlerinin] ayrılmaz vasfı ve alışkanlığı olmasıdır. Buradan anlaşılmaktadır ki, bir veya iki kere hırsızlık suçunu işleyen kişinin eli hırsızlığı alışkanlık haline getirmediyse kesilmez. Çünkü el kesme onu yapamaz hale getirecektir ve bu da onda umutsuzluk sağladığı takdirde doğrudur. (Ebu Aliyye, 3/247).
Lugatı esas aldığını düşünen ve fiil ile ism-i fâil arasında fark bulunduğunu varsayan Demenhurî’nin tefsiri karşısında Reşid Rıza’nın talebelerinin kurduğu Hayatu’l-İslam Cemiyeti, Tenviru’l-Ezhan ve Tebsira Ehlu’l-İman fi’r-Reddi alâ Kitabi Ebi Zeyd el-Müsemma el-Hidaye ve’l-İrfan fi’t-Tefsiri’l-Kur’an bi’l-Kur’an kitabında bu iddiayı Arap edebiyatına aykırı bulmuş ve burada hata edildiğini belirtmiştir. Çünkü onlara göre fiilin bir işin zamanla birlikte vuku bulduğuna delalet etmesi ve fâilin de o işin vukuuna ve fiili yapana delalet etmesi dışında fiil ile fâil arasında fark yoktur. Demenhurî’nin, ism-i fâilin tekrar gerektirdiği iddiası hakkında da dil metinlerinde bu iddianın yer almadığını ve bu nazariyenin lisan kaidelerine aykırı olduğunu söylemişlerdir. Buna mukabil dilin kurallarına göre ism-i fâildeki “ل” ism-i mevsuldür ve vasıf onu fiilin yerine geçirir. Dolayısıyla Maide suresi 38. ayetin takdiri şöyle olacaktır: “الذی سرق و التی سرقت فاقطعوا ایدیهما” (Hırsızlık yapan erkek ve kadının ellerini kesin.) Cemiyet bu tefsiri tenkit ederken “اقطعوا” ile birlikte “فاء” harfinin gelmesinin alışkanlığı değil, hırsızlık vasfını bu hükmün illeti yaptığını ilave etmiştir. (A.g.e., 248).
Demenhurî, “الزَّانِيَةُ وَالزَّانِي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا مِئَةَ جَلْدَةٍ” (Nur 2) ayet-i şerifesinin tefsirinde de aynı doğrultuyu tercih etmiş ve zinanın hükmünü, zina ile tanınan, tabiatı ve alışkanlığı zina olan kişilerle ilgili kabul etmiştir. (A.g.e., 252; Zehebî, 2/543).
Sonuç
1.Kur’aniyyun, Ehl-i Sünnet içinde, dinde Kur’an’ın yeterli olduğunu savunup Sünnet’in hüccet oluşturduğu, alınabileceği ve tespit edilebileceğini inkar ederek dinin öğrenilmesinde Sünnet’in rolünü kaldırmaya ve dinî öğretileri idrakte Kur’an’ın kâfi geleceği anlayışını yerleştirmeye çalışan çağdaş tefsir cereyanları arasındadır. Araştırmacılar bu düşüncenin kökeni ve ortaya çıkış sebepleri hakkında ortak kanaat sahibi değildir. Fakat anlaşıldığı kadarıyla bu düşünce ilkin Hind alt kıtasında gündeme getirilmiştir. Halihazırda Mısır, Suriye, Libya, Sudan, Türkiye, Malezya ve diğer bazı İslam ülkelerinde Ehl-i Sünnet’in bir kesimi bu akımın takipçilerinden sayılmaktadır.
2. Kur’aniyyun ve kollarının kendi içindeki görüş ayrılıkları bir yana bırakılırsa eserleri ve fikirleri incelendiğinde görülecektir ki sözkonusu cereyanın Kur’an’ı anlama ve tefsir etmede esas aldığı vazedilmiş ilkeler; Kur’an’daki hakikatlerin tafsilatla kapsayıcılığı, Kur’an üzerinde düşünme ve akletmeye izin verilmesinin imkanı sayesinde dinî ahkam ve bilgilerde belirsizliğin reddi, dinî öğretileri anlayıp idrak etmede Sünnet’in rolünün inkarı şeklindedir. Fakat bu prensipler, Kur’an ayetlerine seçici yaklaşım, ayetlerin siyakına önem vermeme, Kur’an’ın muteber zâhirlerini terketme, kendi reyini eksene alma ve ayetlerden keyfi sonuçlar çıkarma, Peygamber’e (s.a.a) itaat ve tâbi olma zaruretini beyan eden ve onu Kur’an ayetlerinin müfessiri ve açıklayıcı olarak tanıtan ayetlere karşı çıkma gibi sorunlarla yüzyüzedir.
3. Bu akımın mensupları ve teorisyenleri, Kur’an’ı anlayıp tefsir etmede
Sünnet’in rolünü reddetmekle Sünnet’in hüccet oluşturduğunu inkar ve onun
Peygamber’e (s.a.a) nispetinin tespit edilebileceğini kabul etmeme nedeniyle
Kur’an ayetlerinin anlam ve maksatlarını keşfedip istihraç ederken reycilik
kapısını ardına kadar açmışlardır. Aynı şekilde burhana dayalı aklın rolünü
görmezden gelme, Arap edebiyatının kaidelerini önemsizleştirme ve cılız
dayanaklara yaslanma ile de birçok yerde Kur’an’ın muteber zâhirlerini
terkederek reyi eksen alan ve burhana dayalı aklı yok sayan tevil ve izaha
yönelmiştir.
Kaynaklar
Kur’an-ı Kerim.
Abdulhalık, Abdulgani; Hücciyetu’s-Sünne, Kahire, Daru’l-Vefa, kameri 1314.
Ağayî, Seyyid Ali; “Kur’anbesendegi ve İnkar-i Hücciyyet-i Hadis: Berresi-yi Hastgah ve Endişehâ-yi Ehl-i Kur’an/Kur’aniyyun”, Ma’rifet-i Kelamî, birinci yıl, sayı 3, şemsi 1389, s. 91-112.
Ahmad, Kassim; Hadith: Are-Evaluation ,Tuscon University of Arizona press, 1997
Ahund Horasanî, Muhammed Kazım; Kifayetu’l-Usûl, Tehran, Kitabfuruşi-yi İslamiyye, tarihsiz.
A’zamî. Muhammed Mustafa; Dirasatun fi’l-Hadisi’n-Nebevî ve Tarihi Tedvinihi, Riyad, yayıncısı belli değil, kameri 1401.
Brown, Daniel; Rethinking Tradition in modern Islamic Thought, Cambridge University press, 1996.
Buharî, Muhammed b. İsmail; el-Camiu’s-Sahih, Beyrut, Daru İhyai’t-Turasi’l-Arabî, kameri 1400.
Burkaî, Seyyid Ebu’l-Fazl; Ahkamu’l-Kur’an, basım yeri belli değil, Müessese-i Matbuatî-yi Atayî, tarihsiz.