1- Mezhepler Arası Dostluk

04 December 2025 34 dk okuma 8 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 8

Acaba Sahih-i Müslim'in 26. babında Müslüman'ı tekfir etmek küfürdür denilmemiş midir? Ve yine Sahih-i Müslim'in 33. babında "Ensar'a ve İmam Ali'ye muhabbet ve sevgi imanın alametlerinden ve onlara olan kin ve nefret de nifakın alametlerindendir." diye zikredilmemiş midir? Bugün hangi Müslüman Ensar ve Hz. Ali'yi sevmiyor da onları tekfir ile suçluyorlar? Öyleyse tekfir etmek, katletmek ve tefrikayı yaymak hangi hadis doğrultusunda cereyan ediyor?

Sormak lazım acaba Kur’an ayetleri ‘Bismillah’ ile, ‘Bismillah’ da ‘Rahman’ ve ‘Rahim’ diye iki rahmet ile başlamıyor mu? Rahmaniyet kâfirleri dahi kapsamaktadır ve Rahimiyet kıyamette yalnızca müminler ile sınırlıdır. Acaba bunlar muhabbet ve sevgi için birer ders değil midir? Acaba infak nedir diye soran bir kişiye Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim'de: "قل العفو" "İnfak, De ki; Affetmektir." Bakara/219, buyurmamış mıdır?

Acaba yüce Allah Gafur, Rahim, bağışlama sahibi ve ayıpları örten değil midir? "سبقت رحمتی غضبی" "Rahmetim gazabımın önüne geçmiştir." buyurmuştur. Şimdi Müslümanların bunlardan ders alması gerekmez mi?

İslam Mezhepleri Arasındaki Dostluğun Engelleri

Şimdi akıl, Kur’an ve hadislerin naklettikleri doğrultusunda; dostluğa davet edinildiğini açıkça görmekteyiz. Onlarca ayet-i kerime ve yüzlerce hadis-i şerif bizleri birbirimize karşı muhabbetli olmaya, dostluğa, ikramda bulunmaya, tartışmadan uzak durmaya, husumetleri gidermeye, düşmanlık ve kötü ahlakı yok etmeye, tekfir edip öldürmekten sakınmaya davet eder. Şimdi Müslümanlar arasında tefrika ve ayrılığa neden olan, İslam mezhepleri arasındaki dostluğu engelleyen başlıklara geçelim. Çünkü bu hastalığın nedenlerini bilmeden ona karşı sağlıklı bir çare yolu bulamayız.

Birinci Unsur: Cehalet

Eğer ilim ve bilgiyi rivayetlerde de geçtiği üzere nur ve ışık olarak değerlendirirsek hiç şüphesiz cehaleti de zulmet ve karanlık olarak addetmemiz gerekir. Ayrıca rivayetlerde şöyle gelmiştir:

" الناس اعداء ما جهلوا " "İnsan bilmediğine düşmandır."

Âlimler hiçbir zaman birbirlerine düşmanlık etmezler ve eğer aralarında bir düşmanlık görülürse bilin ki onların arasına cehalet girmiştir. Bu düşmanlığın sebebi ilimlerinden değil cahillikleri ve bununla alakalı olan diğer unsurlardandır. İlim hiç bir zaman düşmanlığı doğurmaz. İlim muhabbet ve sevgiyi getirir başka bir şeye gebe değildir.

Bilgisizlik ve cehalet belası çok tehlikelidir. İşte bu yüzden Kur’an-ı Kerim enbiyanın risaletini ilim öğrenmek ve nefsi güzelleştirmek ile özetlemiştir. Çünkü toplum içerisinde vuku bulan birçok olumsuz olay, onların cahilliğinden kaynaklanmaktadır. Bu yüzden ilk aşamada Müslüman toplumlar arasında dostluk ve ünsiyet için onların birbirlerini tanımalarını sağlamak, ilim ve bilgi ile onları tanıştırmak gerekmektedir.

İkinci Unsur: Dünyayı İstemek

Daha önce zikrettiğimiz Kur’an ayetinde görüldüğü üzere; dünyalık arzu ve işler müminin bu dünya arzuları yüzünden imanının yok olmasına neden olan en büyük etkendir. Peygamber-i Ekrem de (s.a.a) birçok hadis-i şerifinde bu konuya defalarca değinmiştir. Sahih-i Buhari, Müslim ve diğer muteber kitaplarda şöyle nakledilmektedir:

اِنّی لستُ اخشی علیکم ان تشرکوا بعدی و لکّنی اخشی علیکم الدنیا ان تتنافوا فیها و تقتتلوا فتهلکوا کما هلک من کان قبلکم

"Ben kendimden sonra sizlerin müşrik olmanızdan endişe etmiyorum. Benim endişem daha önceki kavimlerin helak olması gibi dünya arzusu yüzünden birbirinizin canına kastetmeniz ve helak olup gitmenizdir."

Üçüncü Unsur: Taassup

Hadislerde şöyle gelmiştir; "müminin (en büyük) alameti hakkı bâtıla, doğruyu da yalana tercih etmesidir." Yani hak ve doğruluğun kendi zararına, bâtıl ve yalanın da kendi menfaatine olduğu bir durumda bunu yapması, Allah'ı kendisine tercih etmesi demektir. İşte bu imanın başlangıcıdır; ama taassup bunun tam aksi bir durumdur. Kendimizi ve bizle alakalı şeyleri, doğruluğa ve Allah'ın rızası olan şeylere tercih etmektir. Kur’an-ı Kerim onlar için; duyduğu her güzel sözü kabul ederler diye müjdelemektedir ve o güzel söz de mutlaka her zaman bizim yararımıza olan manasını taşımamaktadır. Ama taassup buna engel olmaktadır ve bu yüzden Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

" یا ایّها الذین آمنو کونوا قوامیّن بالقسط شهداء لله و لو علی انفسکم اوالو الذیبن و الاقربین ان یکن غنیّناً او فقیراً فالله اولی بهما فلا تتبّعوا الهوی ان تعدلوا و ان تلو و او تعرضوا فانّ الله کان بما تعملون خبیراً "

"Ey iman edenler! Öz benliğiniz, anne-babanız, yakınlarınız aleyhine de olsa, zengin veya fakir de olsalar, adaleti dimdik ayakta tutarak Allah için tanıklık edenler olun. Allah, ikisine de sizden daha yakındır. O halde, nefsinizin arzusuna uyarak adaletten sapmayın. Eğer dilinizi eğip büker yahut çekimser kalırsanız, Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır." Nisa/135

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar