Taassup, insanı akraba ve yakınlarınızı, yabancı ve uzak insanlara tercih etmek demektir. Bu da Allah'ın yolundan çıkmak manasına gelmektedir. Birçok bâtılın, sapma ve tartışmaların çıkış nedenidir. Öyleyse hakikate teslim olmak, bâtıldan ve taassuptan kurtulmak yaşanan tartışmaları sona erdirecek en büyük etkendir.
Taassubun temelinde nefse uymak ve kendi nefsimizi Allah'a tercih etmek vardır. Bu davranış da hiç şüphesiz küfür kokusu vermekte ve onun rengine bürünmeyi gerektirmektedir. Bu da imanın azalıp, adaletin yok olmasına sebep olmaktadır. Yani tam manası ile Kur’an'ın ve Peygamber Efendimizin (s.a.a) sünnetinin aksine bir davranıştır. Kur’an'a ve sünnete bağlı olduklarını iddia edenlerin kendilerini bu vesile ile acaba bu tehlikeden uzak mıyız yoksa henüz tehlikenin içerisinde miyiz diye bir gözden geçirmelerinde yarar vardır.
Acaba hala içimizde kabilecilik, milliyetçilik, dil, akraba ve renk taassubu etkili midir yoksa değil midir? Acaba hala bizim için Arap ve Acem, siyah ve beyaz, uzak ve yakın insanlar eşit midir değil midir? Peki, şu ya da bu mezhebe bağlı olanlar? Ya da aynı memleketten ve aynı dilden olanlar?
Dördüncü Unsur: Nefse Uymak
Bu unsur birinci etken haricinde diğer tüm etkenleri yani dünyayı istemek ve taassup gibi unsurları içerisinde barındırmaktadır. Bir başka değişle cehalet hariç diğer tüm unsurları hava-yi nefsin içerisinde sayabiliriz. Bunlar bir şekilde bu etkene geri dönmektedirler ve hal böyle olunca da bu unsurun diğerlerinin çıkış noktası olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu etken yalnızca Müslümanlar ve İslam mezhepleri arasındaki dostluğu engellemiyor; hatta insanların yoldan çıkmasına, imanlarının yok olmasına ve verilen ilâhî sözlerin göz ardı edilmesine neden oluyor.
Allah Teâlâ şöyle buyurmakta:
افرأیت من اتخذ الهه هواه فاضّله الله علی علم و ختم علی سمعه و قلبه و جعل علی بصره غشاوه فمن یهدیه من بعد الله افلا تذکّرون
"Kendisinin ilahı olarak kendi duygu ve arzusunu almış kişiyi gördün mü? Allah onu bir ilim üzerine saptırmış, kulağı ve kalbi üzerine mühür basmış, gözünün üstüne de bir perde çekmiştir. Allah'tan sonra ona kim kılavuzluk edecektir. Hâlâ düşünüp ibret almıyor musunuz?" Casiye/23
Beşinci Unsur: Dar Görüşlü ve Katı Kalpli Olmak
Kur’an-ı Kerim'de buyrulduğu üzere:
فمن یرد الله ان یهدیه بشرح صدره للاسلام و من یرد ان یضلّه یجعل صدره ضیقاً حرجاً کانّما یصّعّدُ فی السماء که لک یجعل الله الرحمن علی الذین لایومنون
"Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü İslam'a açar, kimi de saptırmak isterse onun göğsünü, (o kimse) göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar. Allah, inanmayanların üstüne işte böyle pislik (sıkıntı) çökertir." (En'am/125)
Ve aynı şekilde bir başka ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:
افمن شرح الله صدره للاسلام فهو علی نور من ربّه فویل للقاسیه قلوبهم من ذکر الله اولئک فی ضلال مبین
"Allah'ın, göğsünü İslam'a açtığı kimse, Rabbinden bir nur üzerinde değil midir? Allah'ı anmaya karşı yürekleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun. Onlar apaçık bir sapıklık içindedirler." Zümer/22
Söz konusu ayetlerde de görüldüğü üzere göğsün ferahlığı, duyulan farklı görüş ve düşüncelere tahammül edebilmek, değişik yaklaşımlara olan bakış açısı, diğer insanlara tahammül edip, onlara karşı hoşgörülü olmak ve son olarak da ruhun büyüklüğü hidayete ulaşmanın belirtilerinden sayılmaktadır. Lakin dar görüşlü, katı kalpli ve merhametsiz olmak, Allah'ı anınca kalbin etkilenmemesi imansızlık alameti ve yoldan çıkmışlık olarak kabul edilmektedir.
Kötü huyların, yoldan çıkmışlıkların ve tekfir etmenin temelinde dar görüşlülük, katı kalpli olmak, kişisel düşmanlıklar, kendini büyük görme, nefse uyma, başkalarına tahammül edememe vardır. Tüm bunlar o insanları kontrol etme ve köle gibi görme arzusunun eseridir.
Altıncı Unsur: Ahlaki Çöküş ve Doğru İslam Terbiyesi
Güzel ahlaklı olmak, İslam dininde en büyük fazilet olarak görülmektedir. Bakara Suresi 83. ayet-i kerimede: "قولوا للناس حسناً" İnsanlara güzel söz söyleyin şeklinde buyrulmaktadır. Allah'a kulluk ve O'nu birlemekten sonra gelen üçüncü emir ana-babaya, akrabaya, yetim ve fakirlere ihsanda bulunup, halka karşı güzel söz söylemektir.
İşin güzel tarafı bu emrin namaz ve zekâttan daha önce nazil olduğudur. Bu da insanlara karşı saygılı ve edepli olmanın önemini göstermektedir. Öyleyse Kur’an-ı Kerim'e göre edepli ve saygılı olmak yalnızca müminlere has bir ilâhî emir değildir. Bu emir tüm insanları kapsamaktadır. Kâfir olsun ya da münafık, mümin olsun ya da fasık hepsi; ama hepsine iyi sözle hitap edilmelidir. Kur’an-ı Kerim bir başka ayette insanoğlunun keramet ve faziletleri hakkında şöyle buyurmaktadır:
"ادعُ الی سبیل ربک بالحکمه والموعظه الحسنه وجادلهم بالتی هی احسن"
"Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et ve onlarla, en güzel olan neyse o yolla mücadele et." Nahl/125