Mevlânâ'nın Hayatı ve Eserleri
Ali Naki Fakihî
Mevlânâ adıyla tanınan Celaleddin Muhammed Belhî, yedinci asrın meşhur şairlerinden, seçkin sûfîlerinden ve âriflerindendir. Hicrî kameri 604 yılında Belh’te dünyaya geldi ve 672 yılında Konya’da vefat etti. Kabri de bu şehirdedir. Mevlânâ’nın yaşamı üç dönemde özetlenir: Tahsil, tehzip ve tasavvuf. Kendi deyimiyle bu üç dönem hamlık, pişme ve yanma dönemidir.
Ömrümün özeti şu üç sözden ibarettir
Hamdım, piştim, yandım.
Burada Mevlânâ’nın hayatının üç dönemini özetlemeye çalışacağız.
Tahsili
Mevlânâ hayatına ilim, irfan ve edep ailesinde başladı. Dedesi zamanının büyüklerinden ve altıncı yüzyılın meşhur âlimi, yazarı ve şairi olan Raziyüddin Nişaburî’nin üstadı Celaleddin Hüseyin bin Ahmed Hatibî’ydi. Babası Bahaüveled diye meşhur (543-628 k.) Bahaüddin Muhammed meşhur bir âlim ve ârif idi. Maarif kitabının müellifi büyük sûfî Şeyh Necmeddin Kübra’dan (ö. 618 k.) eğitim almıştı.
Mevlânâ o zaman revaçta olan edebiyat, kelam, hadis, tefsir, usul ve fıkıh gibi ilimleri babasından ve diğer üstatlardan öğrendi. Hayatının bu döneminde meydana gelen ve o çağın siyasî, toplumsal ve kültürel şartlarını bazı açılardan gösteren bazı olaylar yüzünden on üç yaşındayken babası ve ailesinin diğer üyeleriyle beraber Belh’ten hicret etti. Bu hicretin iki sebebi vardır:
Zihinlerinin rahat olmaması: Bahaüddin Veled halk tarafından ilgi gören ufku geniş bir vaizdi. Sahip olduğu sûfî bakış sebebiyle minberde filozofları ayıplıyordu. Onların zâhire esir olduklarını düşünüyor ve savunucularının da yoldan çıktığını söylüyordu. Bu durum o çağın filozoflarının imamı olan Fahr-i Râzî’ye, felsefî eğilimleri olan Sultan Muhammed Harezmşah’a ve kendisinin de dâhil olduğu; ama arasının iyi olmadığı Kübreviye silsilesine bağlı olanlara ağır geldi ve Bahaüddin Veled’e düşmanlık etmeye başladılar. Bu sebeple Sultan’ın yanında kalmasını tehlikeli ve Belh’ten çıkışını maslahat olarak gördüler.
Moğol saldırısı korkusu: Hicrî kamerî 616 yılında Moğolların iktidarı ve Belh beldelerine hücumlarının yakın olması benzersiz havadislerin, faciaların, amansız cinayetlerin, yağmaların ve şehirlerin viran edilmesinin habercisiydi. Özellikle de Horasan beldelerinde sefahat, gurur, fesat ve hamlıkla dolu bir hükümet sulta sürüyorken ve ölçülüp biçilmemiş işleriyle ortamı Moğolların saldırısına hazırlıyorken bunlar kaçınılmazdı.
Bu korkutucu haber halkın korkmasına ve endişelenmesine sebep oldu. Âlimlerin ve düşünürlerin çoğu o kadar korktular ki hicret etme ve emniyetli bir yere sığınma kararı aldılar. Bazıları Hindistan’a, bir grup Fars’a, bazı kişiler Irak ve Şam’a, Bahaüddin Veled’in de içinde bulunduğu diğer bir grup da Rum’a ve Anadolu’ya hicret ettiler.
Yazdıklarına göre Bahaüddin Veled, oğlu Mevlânâ’yla ve diğer aile üyeleriyle Belh’ten çıktı, Nişabur’a vardığında ünlü sûfî ve şair Feridüddin Attâr’ı (ö. 618 h.) ziyarete gitti. Şeyh Attâr Esrarnâme adlı kitabını Mevlânâ’ya hediye etti ve Bahaüddin Veled’e hitaben şöyle dedi:
“Bu çocuk yakında âlem halkının gönlüne ateş verecek ve onları yakacak, yüce makamlara ulaşacaktır.”
Bahaüddin Veled uzun bir yol kat ederek Konya’ya gitti ve Selçuklu sultanı Alaaddin Keykubat (ö. 632 h.) ve âlim , ilim aşığı veziri Muinüddin Pervane (ö. 675 h.) tarafından sıcak bir şekilde karşılandı. Konya şehri Sadreddin Konevî (ö. 673 h.) ve Fahrettin Irakî (ö. 688 h.) gibi âlimlerin bir araya toplandığı bir merkez olduğundan yaşayabilecekleri uygun bir mekân olarak gördü ve oraya yerleşti. Vaaz halkasını kurdu ve 628 yılında hayata gözlerini kapayıncaya dek orada kaldı.
Mevlânâ Konya’da tahsiline ve ilmini ilerletmeye devam etti. Aklî ve naklî ilimlerde yeterli birikime ulaşınca şer’î ilimler müderrisi olarak tanındı. Fıkıhta içtihat mertebesine vardı ve bu sebeple ismi Tabakat-ı Hanefiye kitabındaki fakihler arasına kaydedildi.
Arınma ve Tasavvuf
Mevlânâ babasının vefatından sonra onun vasiyetiyle, müritlerin ricasıyla ve Sultan Alaaddin Keykubat’ın onayıyla babasının yerine oturdu, dinî ilimler tedrisine ve vaaz vermeye başladı. Mevlânâ yirmi beş yaşına kadar bir sûfi ve ârif olarak tanınmıyor, onların üslubuyla konuşmuyordu. Sadece vaiz, fakih ve din âlimiydi. Bu arada onun hayatına başka bir yön kazandıran bazı olaylar vuku buldu. Bunlardan biri Burhaneddin Muhakkık Tirmizî’nin (ö. 638 h.) şehre gelişiydi. O Horasan’a bağlı Tirmiz şehrinin âlimlerinden ve Bahaüddin Veled’in seçkin müritlerinden ve öğrencilerinden biriydi. Yazılanlara göre kişilerin niyetlerinden ve düşüncelerinden haberdar olabildiği için “Seyyid Sırdan / Sır bilen Efendi” diye meşhur olmuştu. Mevlânâ Mesnevî’de onu şöyle anlatır:
Piş, ol da bozulmadan kurtul
Yürü Burhan-ı Muhakkık gibi nur ol
Kendinden kurtuldun mu, tümden Burhan kesilirsin
Kul yok oldu mu, sultan olur-gider.