Emirel müminin Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır: "Dinin evveli O'nu tanımak, O'nu tanımanın kemali O'nu tasdik etmek, O'nu tasdik etmenin kemali onu bir bilmek, O'nu bir bilmenin kemali O'na karşı ihlâslı olmaktır. O'na karşı ihlâslı olmanın kemali, ondan sıfatları nefyetmektir. Zira her sıfat mevsuftan (sıfat sahibinden) ayrıdır. Hakeza her mevsuf da sıfattan ayrıdır. Dolayısıyla Allah'ı vasfeden onu başkasına eşlemiş olur. Onu eşleyen onu ikilemiş olur. O'nu ikileyen onu tecezzi etmiş (cüzzlere ayırmış) olur. O'nu tecziye eden onu tanımamış olur."
Tahayyüzün Reddi
Tahayyüz mekânda bulunma ve yöne sahip olmadan ibarettir, bu da maddi varlıkların özellikleri ve cisimlerin gereksinimlerindendir. Başka deyişle boş bir kap doldurulup herhangi bir mekânda karar kılınırsa bu açıdan yöne ve boyutlara sahip olmuş olur (sağ, sol, ön, arka, yukarı, aşağı).
Yüce Allah'ın zatı böyle bir tahayyüzden uzaktır; çünkü o salt tinsel varlıktır. Yani madde ötesi ve bütün maddi özelliklerden münezzeh bir varlıktır.
Fakat Ehlisünnetin Eşaire mezhebi tahayyüzü kabul etmiştir ve böylece yüce Allah için mekan ve yöne inanmıştır. Bu inançlarını ispatlamak için de kendilerince Kuran-ı Kerim'den bazı ayetleri zikretmişlerdir. Örneğin:
"Rahman, Arş'a kurulmuştur."
"Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür ve sonra O'na yükselir."
"Onlar, üstlerindeki Rablerinden korkarlar."
"Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz?"
"Güzel sözler ancak O'na yükselir. Salih ameli de güzel sözler yükseltir."
"Rabbinin emri gelip melekler sıra sıra dizildiği zaman."
"Onlar, ille de buluttan gölgeler içinde Allah'ın ve meleklerinin gelmesini mi beklerler? "
Eşaire, bu inancına yani Allah'ın bir mekan ve yönde bulunduğuna delil olarak yukarıdaki ayetler gibi Kuran'dan otuz kadar ayet getirmiştir.
İmamiye de, Mutezile gibi muhkem ayetlerden biri olan, "O'nun benzeri hiçbir şey yoktur." Ayetine binaen Allah'ı mahlûklara benzemekten müberra bilmiştir, bu yüzden de Eşaire ve benzerlerinin müteşabih kıldıkları mezkûr ayeti tevil etmişlerdir.
Öncelikle bu kabil ayetlerden istifade edilen arş, kürsü, suud, nüzul, yükseklik, sema ve istiva gibi kavramları açıklamalıyız:
Arş: Kuran-ı Kerim'de arş kelimesi Rabbe oranla yirmi bir defa, kürsü kelimesi bir defa ve istiva terimi yedi defa zikredilmiştir. Arştan kasıt tedbir arşıdır. Nitekim Allah Kuran'da şöyle buyuruyor: "Sonra da işleri yerli yerince idare ederek arşa istiva eden Allah'tır." Ayette arş (taht, saltanat tahtı) gerçek manası ile ele alınmamıştır ve genellikle bu kelime Arapçada mecazi anlamıyla kullanılır. Birçok ayette mecazi anlamını ifa etmesi için arş kelimesi "Tedbir" kelimesi ile eş anlamda kullanılmıştır, yüce Allah buyuruyor:
"Şüphe yok, Rabbimiz, öyle bir Allah'tır ki gökleri ve yeryüzünü altı günde yaratmıştır da sonra Arşa istiva etmiştir; aceleyle ve durmadan geceyi takip eden gündüze gecenin örtüsünü atar, o örtüyle örter onu ve güneş de onun emrine râm olmuştur, ay da, yıldızlar da. İyice bil ki yaratış da onun, buyruk da. "
Dikkat edilirse her iki ayette de tedbir kelimesi "Arşa istiva eden" cümlesinden sonra gelmiştir, özellikle ikinci ayette önce yaratma sonra da arşa istila dillendirilmiştir. Son olarak her ikisini bir yerde toplamış ve "Yaratmak da, buyruk da yalnız O'na mahsustur" demiştir. Ayetteki "el emru-emretmek" ten kasıt tedbirdir. Bu "Arşa istiva eden" ayetinin de tekrarıdır.
Diğer surelerde de "Arşa istila etmek" "Tedbir" kelimesiyle eşanlamlı kullanılmıştır. "Hakka" suresinde Hakk Teâlâ'nın kıyamet gününde Ceberut meydanındaki kapsayıcılığının dillendirildiği yerde arştan da bahsedilmektedir. "O gün Rabbinin arşını, bunların da üstünde sekiz (melek) yüklenir." Bu yüzden arş mecazen tedbirden başka bir şey değildir. İmam Ali b. Musa el Rıza (a.s) arşın açıklamasında buyuruyor ki: "İlim ve kudret, arş ismi ile yâd edilir."
Kürsü: Kürsüden kasıt yüce Allah'ın bütün varlık âlemine mutlak egemenliğidir. "O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır." Ayetinden maksat melekûtun kapsayıcılığı ve Allah'ın mutlak hâkimiyetidir, nitekim ayetin devamında şöyle denilmektedir: "Onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez."
İstiva: Eğer "ila" istiva ile yakın anlamda kullanılırsa örneğin, "Sümmesteva ilas sema-sonra göğe istiva etti" ayetinde olduğu gibi dayanmak anlamındadır, yani kast etmek ve teveccüh etmektir. Eğer "ala" ile kullanılırsa örneğin, "Sümmesteva alal arş-Arş'a istiva eden" ayetinde olduğu gibi hâkimiyet ve tedbirin kuşatıcılığı anlamındadır. Şairin aşağıdaki şiiri de bu kabildendir.
Beşr Irak'a istiva etti,
Kılıç kullanmadan ve kan dökmeden.
Sonuç itibariyle arş, kürsü ve istiva terimlerinin geçtiği ayetlerde bunların mecazi anlamları göz önünde bulundurulmuştur. Bu yüzden gerçek anlamları ile ele alındıkları düşünülmemelidir.