Orada sadece “hikmet” ve “determinizm” hakimdir. Burada ise “meşiyet” ve “okasyonalizm”. “Hakim” burada yalnızca onun “hikmet”ini görür, “kelamcı” ise burada onun iradesi demek olan “kelam-ı nefsi”sini. Orada Tanrı sadece “ilk muharrik”tir, burada ise her hareket ve “oluş bozuluş”ta hazır ve nâzırdır. Orada değişmekten tamamen münezzeh, edilgen olmayan bir Tanrıyla karşı karşıyayızdır. Burada ise karşımızda gazap ve rıza, rahmet ve intikam sahibi bir Tanrı vardır. Orada konu deizmdir, burada ise teizm bahis konusudur. Mutezile'nin Tanrısıyla da bunların Tanrısı farklıdır. Orada fuzuli akıl kendisini Tanrıya egemen görür, olayları ona mecbur ve gerekli kabul eder. Ama burada hiçbir şey Tanrıya gerekli ve mecbur değildir. Orada Tanrı sadece dünyayı izler, amellerimizi gözlemler, dünyaya müdahale etmez ve kıyameti bekler. Duamızı cevap vermeksizin sadece dinler. Ama burada vasıtasız tüm dünyayı, bu cümleden olarak da tabiat ve insanı çekip çeviren Tanrı gözlemci değildir. Duamızı işitir, ona icabet eder vs.
3. Eş'ariler ve Meşşai Felsefe
Eş'ari sistemi, Mutezile sistemini eleştirirken Yunan felsefesine dair bağımsız bir tenkit de yaptı. Zira onlar, Mutezile'yi bile Yunancılıkla suçluyordu. Böylece Gazali ve Fahruddin Razi gibi isimlerin felsefesinin ortaya çıkmasına zemin hazırlanmış oldu. Bu sayede geldiler ve Meşşai felsefeye hücum ettiler. “Bu süreç, İslam'da paralel iki akımın ortaya çıkmasını sağladı. Bir akım ruhen Yunan'a eğilimliydi, diğeri ise dine meyyaldi. Bu ikisi pek çok konuda karşı karşıya geldi. Temel farklılıkları, muhteva farklılıklarına da yolaçan metodlarındaydı. İkinci grup ise her ne kadar zaman zaman filozoflardan bazı görüşler iktibas ediyorlardıysa da ruhen onlardan bağımsızlardı ve hiçbir şekilde felsefecilerin mukallidi olmadılar. Bilakis onları hep tenkit ettiler.”
Eş'ari kelamının Meşşai ve Yunan felsefesiyle karşılaşmasının zirvesi, Gazali ve İbn Rüşd arasında Tehafütü'l-Felasife ve Tehafütü't-Tehafüt'te vuku bulmuştur. Çoğu kişinin inancına göre Gazali'nin Meşşai filozoflara yönelik eleştirileri İslam dünyasında bu felsefenin gövdesine öyle hasar verdi ki İbn Rüşd'ün savunmaları bile bu felsefeyi İslam dünyasındaki eski konum ve mevkiine geri döndüremedi. Gazali, Tehafüt'ünde şöyle der:
“Allah, âlemin ilk mebdei, dileyen ve takdir edendir. Ne isterse onu yapar ve herşey onun meşiyetine tabidir. Emir verir, istediği zaman ve şekilde benzer ve farklı şeyler yaratır.” Filozoflar Allah'ı, “Ölü hale yakın farzediyorlar. Çünkü âlemde olup bitenden haberi olmuyor. Ölüden tek farkı, kendi zâtını idrak etmesidir.”
Şu halde “Gazali'nin Tanrısı, filozofların mutlak varlığı değildir. Bilakis teşbihî sıfatlara sahiptir ve diridir. Bunlar da, onlar aracılığıyla Allah'ın insanı sevdiği, insanın da ona aşk duyduğu sıfatlardır.” Bu dindarlık motivasyonu dikkate alındığında bu iş garip gelmeyecektir. Tıpkı Gilson'ın söylediği gibi: Nerede ilahiyat veya yalnızca iman varsa orada insanlara, “dindar ve pâk nefisler hiçbir tarafın felsefi bilgisine bağlanmaz. Esasen felsefi tefekkür, ihlas ve teslimiyet üzerine bina edilmiş dinî hayatla bağdaşmaz” diyen heyecanlı müminler ve kelamcılar vardır.
4. Malebranche ve Meşşai Felsefe
Onyedinci yüzyılda Galileo ve Newton, Aristo'yu bilimin dışına çıkardı. Descartes ise modern felsefeyle birlikte onu felsefenin de dışına çıkardı. Dolayısıyla Malebranche'tan, kendine has teolojik görüşleriyle onu Hıristiyan ilahiyatının da dışına çıkarması bekleniyordu. Malebranche'a göre “Herşeyin zâtı ve kuvveti Tanrının iradesinden başka bir şey değildir. Herşey Tanrı tarafından, onun hükmü ve takdiriyle hasıl olur. Sadece o, bize tesir etmeye kadirdir. Herşeyi varederek koruyan odur. Herşeyin yaratıcısıdır. Hiçbir şeyin onun karşısında direnemeyeceği bir kudrettir. Yaratma ve varetmede hiçbir aracı ihtiyaç duymaz. İradesinde zaaf yoktur ve 'ol' der, olur.” “Sadece o aramızda hazır ve nâzırdır. O, sadece, dünyayı izleyip iyi ve kötü amellerimize gözlemci değildir. Bilakis o, cemiyetimizin, birbirimizle olan dostluk bağı, diyalog ruhu ve ortak davranmanın esasıdır. Ben sizinle yalnızca onun çepeçevre kuşatması ve gücü sayesinde konuşmayı muktedirim. Yalnızca onun bana verdiği kuvvet yoluyla size okşayabilir veya size zarar verebilirim. O, fail sebep olduğu gibi gaye sebeptir de. Tek başımıza hiçbir işe yaramayız ve yalnızca onun ilahi kudreti sayesinde bir işe yapmaya güç yetirebiliriz.”
Bundan dolayı Malebranche da Tehafütü'l-Felasife'nin beklentisini taşıyordu. Bu beklentiye cevap da vermiştir. Hakikati araştıran kitabında (The Search after Truth) Aristo'ya ve onun felsefesine ezici ve toksik hücumların gerçekleştiğini görüyoruz. Ama hayli dikkat çeken meselelerin, bir yandan Malebranche'ın bu kitapta Meşşai felsefesine muamelesiyle, diğer taraftan Gazali'nin Tehafüt kitabında Meşşai felsefeye tepkisiyle büyük benzerlikler taşıdığı görülmektedir.
5. Meşşai Felsefesine Karşıtlıkta The Search after Truth ve Tehafütü'l-Felasife'nin benzerliği