2- İlahi İrade Ve Determinizmin Reddi

04 December 2025 53 dk okuma 14 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 14

1. Bu kitapların her biri, Aristo felsefesini ve Aristocuları belirsiz, anlaşılmaz ve çelişkili saymıştır. Gazali şöyle der: “Hataları büyük, anlaşmazlıkları çok, düşünceleri dağınık, metodları birbirine uzak ve zıttır. O halde, mutlak filozof ve muallim-i evvel olan önderlerinin inançlarındaki çelişkiyi ortaya koymakla yetineceğiz.” Malebranche da âlim filozofların metod ve sözlerinin kapalı ve belirsiz olduğunu söyledikten sonra şöyle devam eder: “Aristo, filozofların onun hakkında son derece titiz araştırma yaptığı felsefenin babası olması nedeniyle onların önderi sayıldığından hemen hemen her zaman, his yoluyla elde edilen karışık düşünceleri veya belirsiz, somut olmayan, genel tasavvurları temel alarak çıkarımda bulunur.” Yine birçok yerde Aristo felsefesini ve onun kavramlarını açıklıktan yoksun ve aydınlatılmaya muhtaç görür. Onun inancına göre “Onlar, kendilerinin bile anlamadığı biçimde konuşmayı tercih ederler.”

2. Her iki felsefe de Aristo felsefesini küfür ve onu izlemeyi ilhad sayar. Gazali, birçok yerde filozoflara küfür nispet eder ve İslam dünyasındaki filozoflar konusunda şöyle der: “Onların küfrü, Yahudi ve Hıristiyanların alışkanlıkla taklit etmesi gibi herhangi bir şeye dayanmamaktadır.” Malebranche da Aristo felsefesini “nefret uyandıran” felsefe olarak nitelendirir ve Hıristiyan filozofların şaşkınlıklarını sayarak şöyle der: “Bunlar, ilhad felsefesine ve hislere tabi olmakla aklı maruz bıraktığımız şaşkınlıklardır.”

3. Her ikisi de din felsefesinin en büyük zorluk ve sıkıntısını kadim filozofları taklit etmek olarak görmektedir. Malebranche “hakikati bilmeni engelleri”ni göstermek için çok sayıda fasıl açmıştır. Bu fasıllardan birinin başlığı “Kendi düşüncemizi kullanmak yerine neden şahısların mukallidi olmayı tercih ediyoruz” şeklindedir. Burada en önemli sorunun taklit olduğunu savunur ve bunun için delillerini ortaya koyar. Yedinci delilde dile getirdiği mevzu, günümüzde “garpzedelik” dediğimiz şeye oldukça benzemektedir. Sonuç itibariyle kadim Yunan ve Müslüman doğu Malebranche için o gün, bizim için bugünkü batının rolünü oynamaktadır: “Yersiz saygı, beğeni garabeti ve ahmakça yabancılaşma bizi, zaman ve mekan açısından bizden uzak, bizim için garip ve acaip şeylere (özellikle de kadim zamanlarda ve uzak diyarlarda ise) saygı göstermeye ve onlara övgüler düzmeye zorluyor. Bazıları, kadim zamanlardaki isimleri övüp kutlamamız gerektiğini söylüyor. Aristo, Eflatun, Epikür gibi büyük insanlar hata yapmış olamaz mı? Bunların da bizim benzerimiz insanlar olduğunu neden gözönünde bulundurmuyoruz?” Bunu Gazali'nin sözüyle karşılaştıralım. Şöyle der: “Onların (filozofların) küfrü, Sokrat, Hipokrat, Eflatun, Aristotales ve benzeri, sarsıcı büyük isimleri dinlemelerinden kaynaklanmaktadır. Ne zaman bu isimleri işitseler... kendilerini küfre götüren inançlarla donatırlar.” Özellikle de “büyük” ve “sarsıcı” kelimelerine dikkate edilirse tam tamına Malebranche'ın yaklaşımını çağrıştırmaktadır.

4. Gazali der ki, Müslüman filozoflar, “Kendilerini faziletli kimseler arasında sayıp onların mesleğinde olduklarını zannederek ve bu yolla da insanlara üstünlük taslayarak küfre götüren inançlarla donanırlar.” Malebranche, beşinci delilde filozofların birtakım şahsiyetleri taklit etmesi hakkında şöyle der: “Beşinci delil: Ahmakça gurur bizi, kendimizi üstün nitelikli insanlar arasında saymak için arzu duymaya zorlar. Çünkü biz âlimleri en iyi ve fazla eğitimi almış kimseler olarak görüyoruz. Tartışma, polemik ve avamın övgüsünü kazanmak için başkalarının inançlarını bilmek, düşünce yoluyla elde edilen hakiki felsefeden daha münasip geliyor.”

Gazali, kendini başkalarından daha zeki görme ve üstünlük taslamaya “aptallık damarı” adını vermektedir. Tıpkı Malebranche'ın “aptalca gurur” demesi gibi.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar