2- İlahi İrade Ve Determinizmin Reddi

04 December 2025 53 dk okuma 14 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 14

Bu, cesurca ve büyük gayretle felsefeyi savunarak Gazali'nin karşısına dikilmiş, onun Tehafüt'üne karşı Tehafütü't-Tehafüt'ü yazmış olan İbn Rüşd'dür. Yine ilginç olan şu ki, Malebranche'ın zikrettiği gibi, İbn Rüşd'den aktarılan cümleler, Tehafütü't-Tehafüt'ün birinci kitabının üçüncü konuşmasına aittir. Adeta Gazali dirilmiş ve İbn Rüşd'den intikam almak üzere onun aleyhinde başka bir Tehafüt tedarik etmektedir. Malebranche, İbn Rüşd'ü, “kafir bir filozofun aşağılık şarihi” olarak görür. Onu deli, ahmak ve lüzumsuz konuşan biri olarak niteledikten sonra şöyle devam eder: “Bununla birlikte bu şarihin eserleri Avrupa'nın heryerinde, hatta en uzak memleketlerde bile yaygınlaşmıştır. Eserleri Arapça'dan İbraniceye ve İbraniceden Latinceye, hatta belki başka birçok dile tercüme edilmiştir. Bu da, ilim ehlinin onları nasıl alıp kabul ettiğini göstermektedir.

Fakat İbn Rüşd, Müslüman bir filozof olarak, Malebranche'ı mümince saikle karşılık vermeye ve tartışmaya zorlayacak türden birisi değildir. Malebranche, Hıristiyanlıkta yüksek makam sahibi kimsenin peşine düşmelidir, tıpkı Müslümanlarda İbn Sina'nın sahip olduğu makam gibi.

Hıristiyanlık uzmanı, düşünce tarihçisi ve ortaçağ kültürü araştırmacısı, Aquinas'a sıkı sıkıya gönülden bağlı yeni Thomasçı filozof Gilson, bize, Malebranche'ın hesaba kattığı Hıristiyan filozofun, Aziz Thomas Aquinas'tan başkası olmadığını söyler: “Malebranche, Aquinas'ın günahını, Hıristiyan geleneğin en yüksek örneği olan Augustin'e tabi olmak yerine müşrik Aristo ve onun aşağılık şarihi İbn Rüşd'ün peşine düşmek olarak görür.”

Malebranche'a göre Aquinas, müşrik Aristo'yu Musa'nın, sefil İbn Rüşd'ü Aziz Augustin'in önüne geçirmiştir. Aristoculukta aşırıya kaçması neticesinde aklı müşrik ve kalbi mümindir. Başka bir yerde şöyle der: “Bundan dolayı Aristo'ya şiddetle meyyal olan birisi, Aristo'dan başka hiçbir şeyi sindiremez. Herşeyi Aristo'yla irtibatlandırarak incelemek ister. Aristo'ya aykırı düşen her görüş onun nazarında hatadır. Daima Aristo'dan birtakım bahisler aktarmaya, sonra da bu iktibasları her fırsatta ve her mevzuda gündeme getirmeye hazırdır.”

Evet, eğer müşrik Aristo'yu Hıristiyan kelamından silip atmaya karar verilirse Aristo'ya hücum etmede Aquinas hiçbir şekilde nasipsiz kalmayacaktır. Çünkü o, onüçüncü yüzyılda Aristo'yu Hıristiyan felsefesi ve kelamına sokan kişidir. Her mevzuda söze Aristo ile başlayan ve ondan bir cümleyle bitiren de odur. Bu bakımdan, Aristosuz Hıristiyanlığa sıkı sıkıya bağlı ve Augustin hayranı Malebranche, her ne kadar Hıristiyanlar onu aziz kabul ettiği için adını açıkça belirtmese de birçok yerde Aquinas'a saldırır.

O halde Tehafüt öyküsü iki kez tekrarlanmış olmaktadır. Bir kez hicri beşinci yüzyılda, diğeri ise miladi onyedinci yüzyılda. Aristo her iki yerde de muallim-i evvel ve Meşşailerin önderi olarak rolünü korumuştur. Lakin Gazali, İbn Sina ve Farabi yerini, sırasıyla Malebranche, İbn Rüşd ve Aquinas'a bırakmıştır.

Aristo karşıtlığında Malebranche ve Gazali arasındaki müşterek motivasyon dikkate alındığında her ikisinin de, Aristo'yu hatalı buldukları çoğu meselede, hatta Aristo'ya verdileri çoğu cevapta ortak ve aynı oldukları görülecektir. Benzerliklerini saymayı sürdürürken bahsi sadece iki konuda ele alacağız:

a) Gazali'nin filozoflara hücumuna ve onları mahkum etmesine sebep oluşturan ilk mesele, âlemin zamansal kıdemidir. “Kadim ve geç dönem herkesin görüşü, âlemin kıdemi yönündedir. Yani kainat Allah ile birlikte hep mevcuttu. Onun icabı ve sonucuydu, zaman bakımından da ondan sonra değildi.”

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar