2- İlahî Maârif Mertebeleri

04 December 2025 39 dk okuma 9 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 9

Edep, maârif sırlarını öyle bir yerde açıklamayı gerektirir ki ne maârife zulüm olsun, ne de muhataba. Onu ehil olmayanlara ve liyakatsizlere anlatmak zulümdür ve onu liyakati olanlardan uzak tutmak da zulümdür. Bu yüzden orta yolu seçmeli ve herkese kendi kabiliyeti ölçüsünde sır verilmelidir.

İlahî Maârif Mertebeleri

Varlığın çok sayıda ve çeşitli mertebeleri olduğu gibi insanın da böyle mertebeleri vardır. Varlığın ehadiyet, vahidiyet, a’yân-ı sâbite, mutahhar ruhlar, mukaddes nefisler ve tabiat mertebeleri olduğu gibi insanın da tabiat, nefis, kalp, ruh, sır, hafi ve ahfa mertebeleri vardır. İnsanın bu zikredilen mertebelerinden her birinin, kendi kemâlleri ve gereklilikleri vardır. Öyle ki ona ulaşmazsa, kendisine layık olan kemâle ulaşmamış demektir. İnsanın en mühim veya tek mahsus kemâli marifettir. Bununla beraber insana mahsus olan marifetlerin de çeşitli mertebeleri vardır. Peygamberlerin peygamberlikle görevlendirilmeleri ve onlara vahyî maâriflerin verilmesi insanı kendine layık ve şahsına münhasır kemâle ulaştırmak için olduğuna göre ilahî maâriflerin, ister vahiy olsun ister hadis, insan varlığının mertebeleri adedince mertebeleri vardır ve onlardan her biri kendisiyle irtibatlı olan mertebeyi tekmîl eder ve insanı o mertebeye ulaşmaya layık hale getirir.

İnsanlar kendi kabiliyetlerinden hangisini aktif hale getirdiklerine ve ilahî maariflerden hangi mertebeye ulaştıklarına göre sınıflandırılırlar. Bazıları tabiî taraflarının diğer mertebelerine ağır basması nedeniyle tabiat ehlidirler ve bazıları nefsânî mertebelerinin tamamen zuhur etmesi sebebiyle nefis ehlidirler. Bu şekilde herkes ağır basan tarafları ve zahirdeki mertebelerine göre belli kemâller ile daha fazla uyum içerisindedirler. Bu açıdan daha çok, varlık mertebesiyle daha fazla uyum içerisinde olan ilahî maârif mertebesine ulaşma gücüne sahiptirler.

Her ne kadar varlık mertebeleri veya ilahî maârif mertebeleri ya da insan mertebeleri yedi mertebe şeklinde şöhret bulmuş ve buna dair deliller öne sürülmüşse de bu sayı sınırlama anlamına gelmemekte, aksine çokluğu göstermekte ya da beşerî kelimelerin sınırını ve bu kelimelerle ifade edilebileceği kadarını göstermektedir.

Bu yedi mertebeden her biri çok sayıda mertebe barındırır. Bunlar, avam ya da havas olan insanın betimleyebileceği ve ayrıntılarıyla tanımlayabileceği şeyler değillerdir. İlahî maârif mertebeleri de bu şekildedir. Bu mertebeler her ne kadar dörde, yediye veya daha fazlasına taksim edilmiş olsa da bunlarla sınırlı değildir. Bu açıdan baktığımızda, bazı rivayetlerde Allah’ın kitabının mertebeleri dört mertebe olarak geçmekte, diğer bazı rivayetlerde ise sonsuz ve derin denizlere benzetilmektedir. Bu mertebelerden her biri böyle özelliklere sahiptir. Örneğin İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah’ın kitabı dört şey üzeredir; ibare, işaret, letaif ve hakikatler. İbareler avam içindir, işaretler havas içindir, letâifler evliyâ içindir ve hakikatler enbiyâ içindir.”

Bu hadis-i şerifte Kur’anî maârif mertebeleri dört gruba ayrılmıştır ama diğer bazı rivayetlerde, onun bazı mertebelerinin halkın ulaşamayacağı kadar derin, geniş ve dakik olduğunu söylemişlerdir. Örneğin Emirü’l-Müminin (a.s), onun sonsuz deryasından ancak bir nem kadarının –daha fazlasının değil- alınabileceğini nakletmiştir. Zira marifetin bu mertebesi, uluhî ve vücubî mertebeye mahsustur, mahlûkat ve mümkünat mertebesine değil. Daha önce değindiğimiz Muhammedî evliyanın öğretileriyle irtibatlı rivayetler ile Kur’an’ın tıynetiyle ve bâtınıyla, Peygamber’in ve ailesinin (a.s) hakikatiyle ilgili rivayetler de böyledir.

Uluhî ve vücubî mertebeye mahsus olmayanlar da bütün âlimler ve talebeler arasında müşterek değildir. Zira mahlûkat mertebesinin kendisi de birçok mertebeyi barındırır ve bu mertebelerden her biri, mahlûkatın ilahî maârif mertebelerinden bazılarına ulaşma kapasitesine sahip değillerdir.

Ayetullah Tabatabâî gibi büyük âriflerin konumlarıyla biraz aşina olabilmek amacıyla ilim ve maârif mertebelerini şerh etmek, bu yazının asıl amacıydı ve şimdi bu konuyu işlemeye geçeceğiz.

Daha önce de değindiğimiz gibi ilâhi maârifin birçok mertebeleri vardır. Bunların vasfedilmesi mümkün değildir ve sıradan insanın bunları ne söylemeye gücü vardır, ne de dinlemeye. Ancak:

Deniz suyunu tamamen çekmek mümkün olmasa da/ Marifet miktarınca tadına bakmak gerekir.

Bu yüzden bu yazının kapasitesi miktarınca bu mertebelerden bazılarına değineceğiz.

Özel Ehadiyet Mertebesi

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar