2- İlahî Maârif Mertebeleri

04 December 2025 39 dk okuma 9 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 9

Bu gruptaki insanlar, o aileye olan aşırı benzerlikleri ve yakınlıkları sebebiyle, yine o aileden sonra varlıkların en üstünü ve en kâmilidirler. Bu açıdan diğerlerinin elde edemeyeceği ve mahrum oldukları derin ve yüce maârifleri elde etme kabiliyeti ve liyakatine sahiptirler. Bunlar mukarreb meleklerden, mürsel enbiyâdan ve kalpleri sınanmış müminlerden bile daha önde ve daha yücedirler. Bunun neticesinde onların berrak semavî ve ilahî maâriflerdeki payı, diğerlerinden fazladır. Bu grubun sahip oldukları ve olabilecekleri, mukarreb meleklerden bile fazladır.

Ebu Sâmit İmam Sâdık’ın (a.s) şöyle söylediğini nakletmiştir:

ان حديثنا صعب مستصعب، شريف، كريم، ذكوان، ذكي وعر لايتحمله ملك مقرب و لا نبي مرسل و لا مؤمن ممتحن، قلت: فمن يحمله جعلت فداك؟ قال: من شئنا يا أبا الصامت؟، قال ابوصامت: فظننت أن لله عباداً هم افضل من هؤلاء الثلاثة

Diğer rivayetler arasında kırmızı bir yakut gibi benzeri az görülen, bu az görülmesi de muhatap eksikliğinden kaynaklanan hadis-i şerif, Peygamber ailesinin (a.s) hadis, söz ve ilminin sahip olduğu şerafet, keramet, paklık, ihlas ve azametinin, mukarreb meleklerin, mürsel enbiyânın ve sınanmış müminlerin bile idrak ve tahammülünün ötesinde olduğunu açıkça beyan etmektedir. Bu durumda diğerleri ne yapsın.

İlim ve marifetin bu mertebesi, bu aileye mahsus olan önceki mertebeden farklıdır. Bu, o ailenin iradesine mazhar olmuş kimselerle alakalıdır ve onlar, yaratılışta bu aileye en çok benzeyenlerdir. Yazarın görüşüne göre bunlar, o pak aileye karşı halisane ve sadıkane bir muhabbet besleyen, nihâî amaca, yolun sonuna ve en son menzile ulaşmış kimselerdir.

İlim ve marifetin bu mertebesinden kasıt, bazılarının söylediği gibi değildir. Onlara göre bu hadisten veya ilim ve marifetten kasıt, herkesin kaldıramayacağı acayip ve şaşkınlık verici şeylerdir. Bu yüzden şaşırtıcı şeyler karşısında, kabul edilemez ve anlaşılamaz bile olsa teslim olunmalı ve doğruluğu itiraf edilmelidir. Nitekim mucizeleri ve kerametleri anlamak ve hakikatine ermek mümkün olmadığı halde kabul edilmektedirler. Oysa bahsettiğimiz türdeki ilim ve marifet, diğerlerinin onaylayıp kabul ettiği alanın da dışındadır. Daha sonra dördüncü mertebede bu mertebeye değineceğiz.

Peygamber ailesinin (s.a) hakîm iradesine mazhar olanlar dışında kimsenin elde edemeyeceği, hatta kabul etmeyeceği ilimden kasıt, tevhidin hakikatinin zahiri ve bâtını mertebesidir. Bu hiç kimsenin, adı geçen üç grubun dahi onu elde etme gücünün de, kabul etme gücünün de olmadığı mertebedir. Zira iman, ikrar ve itiraf idrak ve anlayışın bir parçasıdır. Sadece bir grubun anlayışı buna yettiği için, yalnız onlar bunu ikrar ve itiraf ederler.

Bazılarının dediğine göre bu kastedilen hadis ve ilim, adı geçen üç grubun anlayışının da ötesinde olan tevhid hakikati mertebesidir ve Peygamber’e ve pak ailesine (a.s) mahsustur, acayip ve şaşırtıcı şeyler değillerdir. Kastının şaşırtıcı şeyler olmadığında şüphe yok ve bu babdaki diğer hadislere bakarak bunu kesin kabul etmek de mümkün ama bu derecedeki ilim ve anlayışın, Peygamber’e ve Peygamber’in ailesine (a.s) mahsus dereceyle aynı olduğu, daha önce zikredilen hadisteki نحن نحتمله ibaresiyle, şimdi bahsi geçen hadisteki من شئنا ibaresinin aynı anlamda olması durumunda idrak ve kabul edilebilir.

Önceki hadiste Ebu Sâmit, üç grubun kaldıramayacağı ilim hakkında soru sorduğunda İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurdu: نحن نحتمله Bu, söz konusu ilmin Peygamber ailesine (a.s) mahsus olduğunu göstermektedir. Ancak şimdi bahsedilen hadiste, bu sorudan sonra şöyle buyurdu: من شئنا Bu da, söz konusu mertebeye sadece Peygamber ailesinin (a.s) isteyeceği kimselerin ulaşabileceğini göstermektedir. من شئنا ibaresinin, o ailenin kendisi olduğunun söylenmesi, akla yakın değildir. Hatta yazarın kusurlu aklına göre böyle bir şey düşünülemez, özellikle de hadisin sonunda Ebu Sâmit’in فظننت ان لله عباداً هم افضل من هؤلاء الثلاثة dediğini hesaba katarsak. Ebu Sâmit’in böyle derin ve ağır bir hadisin muhatabı olması, onun anlayışının ölçüsünü gösterir. Peygamber ailesi (a.s) herkesle anlayışı ölçüsünde konuşurdu. Nitekim bu unvanın altında sırların, yüce ve derin rivayetlerin ifşa edilmesinin men edilmesi de vardır.

İlim ve ilim mertebelerine dair soru sorabilecek ve anlayabilecek idrake sahip bir kimse, Peygamber’in ve ailesinin (a.s) Allah’ın yarattıklarının en üstünü olduklarını bilmeyecek bir kimse değildir. Mesela bu alanda söylenmiş birçok rivayeti duymamış olamaz ki şimdi kalkıp “Allah’ın bu üç gruptan üstün olan kulları olduğunu anladım” desin. Eğer bu üç gruptan üstün kimselerden kasıt Peygamber’in ailesi (a.s) olsalar, Ebu Sâmit ve onun gibiler, bu hadisi duymadan önce de bunu biliyorlardı. Zira onların üstünlüğü, Allah’ın diğer kullarının bilmediği bir şey değildi ki bu, Peygamber ailesinin (a.s) seçkin şialarının gözünden kaçmış olsun.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar