Bu noktaları dikkate alarak evvela Peygamber ve onun ailesinin (a.s) mertebesiyle diğer üç grubun mertebeleri arasında bir mertebenin, hatta mertebelerin var olabilmesi imkânı uzak bir ihtimal olmadığı gibi, çeşitli mertebelerin, hatta sayısız mertebenin varlığına dayanarak böyle bir mertebenin varsayılması kesindir. İkincisi نحن نحتمله ve من شئنا ibarelerinin arasında çok fark vardır. Üçüncüsü Ebu Sâmit’in sözü, onun bu hadis-i şerifi duymadan önce bilmediği bir şeyi anladığını göstermektedir ve bu, Peygamber ailesinin (a.s) diğerlerine olan üstünlüğü değildir. Zira bu durum sadece Ebu Sâmit’in değil, ondan daha düşük seviyede olanların da açıkça bildiği bir şeydir.
Dördüncüsü kadri yüce Allâme (ki ârif ve kâmil bir kişi olan Kadı Tabatabâî hazretlerinin (r.a) öğrencilerindendi ve bu makale de o yüce dereceli üstada olan bağlılığı göstermek için yazılmıştır) talikatında bu konuyla ilgili hadislerden bir diğerini, Peygamber’in ailesinin (a.s) ilmi ve ilahî maârifi anlayış derecesini, dinin hakikati olan tevhidin kemâli, yani velayet şeklinde tefsir etmiştir. Bunu kâmilen anlama ve kabul etme mertebesinin ise mukarreb meleklere, mürsel enbiyâya ve sınanmış müminlere mahsus olduğunu söylemiştir. Bu söylenenleri tasdik eden ibareleri vardır. O şöyle demektedir:
و لا ينال المرتبة الكاملة منها الا من ذكروه بل يظهر من بعض الاخبار ما هو أعلي من ذلك و أغلي
İlimde bir mertebe vardır ki anılan üç grup dışında kimse onu kabul ve itiraf etmemektedir. Buna ilaveten ondan daha yüce, daha derin ve daha değerli diğer bir mertebe daha vardır. Merhum Allâme’nin tabiriyle bu mertebe, daha âlâ ve daha kıymetlidir. Hatta bahsi geçen üç grubun bile kabul ve itiraf etmediği bu mertebe, kimlerle ilgilidir? Bu mertebenin Peygamber ailesine (a.s) mahsus olamayacağı açıktır. Zira onlara mahsus olsa kabul, itiraf ve iman etmeleri anlamsızdır. Daha yüce olan mertebe onlara mahsus olsa, o mertebeye iman, kendine iman etmek olacaktır. Bu varsayım bir şekilde açıklanabilse de incelik ve akıcılıktan yoksundur.
Doğrusu Peygamber ailesinin (a.s) ilim mertebeleri o kadar çok, yüce ve geniştir ki bunlardan bazılarını avam anlar ve iman eder, bazılarını havas anlar ve ikrar eder, bazılarını mukarrebler ve sınanmışlar tanır ve itiraf eder ve bazıları mukarreblerin, sınanmışların ve resullerin varlık kapasitesinin ötesinde olduğundan başka bir topluluk onu ikrar ve itiraf eder.
Üç grubun kapasitesinin ötesinde olan ve من شئنا diye tabir edilen mertebedeki ilahî maârifin son kategorisini anlıyorlar ve kabul ediyorlar ve bu, Peygamber ailesine (a.s) mahsus olan mertebeden farklıdır. Mahsus olması hükmünce de kimsenin bundan haberi yoktur ki onu itiraf ve kabul etsinler ya da etmesinler. O ailenin mertebesiyle ilgili olan ilim, Hz. Resulullah’ın (s.a.a) علمني ربي ve دبني ربي ve de أبيت عند ربي şeklinde tabir ettiği, İmam Sâdık’ın (a.s) da نحن نحتمله tabirini kullandığı ilimdir.
Mukarreblerin Mertebesi
İlahî maârifin bu mertebesi üç gruba mahsustur:
a. Mukarreb melekler, b. Risalet sahibi peygamberler, c. Sınanmış müminler.
Ebu Hamza Somali, İmam Muhammed Bâkır’dan (a.s) şöyle nakletmiştir:
ان حديثنا صعب مستصعب لا يحتمله الا ثلاث: نبي مرسل، أو ملك مقرب أو مؤمن امتحن الله قلبه للايمان
صعب kelimesinden kasıt anlamanın güçlüğüdür ve مستصعب kelimesinden kasıt güçlüğün artmasıdır. صعب kimsenin kendisine binemediği ve söz geçiremediği deveye denir. مستصعب ise birini görünce kaçan deveye denir. Bazı develere kimsenin musallat olamadığı ve bazı develeri de kimsenin kolayca göremediği gibi, bazı ilahî maârif de istiareli söylemle bu şekildedir. Onun bir derecesine kimse ulaşamaz ve onu ihata edemez. Başka bir derece daha vardır ki kimse bir an bile ona bakamaz. Bu bakış hangi araçla olursa olsun, ister akıl, ister keşif, isterse de şuhud, ona ulaşabilecek bir kement yoktur.
Diğer bazı hadislerde adı geçen üç gruba ilaveten başka bir grup da beyan edilip eklenmiştir. Örneğin Şuayb b. Haddad İmam Ca’fer Sâdık’tan (a.s) şöyle nakletmiştir:
ان حديثنا صعب مستعصب، لا يحتمله الا ملك مقرب أو نبي مرسل أو عبد امتحن الله قلبه للايمان أو مدينة حصينة
Şuayb “Medine-i hasîne nedir?” diye sorunca İmam şöyle buyurdu: “Müçtema kalp.”
Bu hadis-i şerifi kısaca şerh etmeden önce başka bir hadisten bir bölümü hatırlatacağım. Bunun açıklamasında söylenecekler, faydalı olacaktır.
Muhammed b. Sinan İmam Ca’fer Sâdık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
ان حديثنا صعب مستعصب، لا يحتمله الا صدور منيرة أو قلوب سليمة أو أخلاق حسنة
Acaba Peygamber ailesinin (a.s) öğrettiği ilahî maârif ve hadislerin bu mertebesini anlamak üç grupla mı ilgili, dört grupla mı? Ayrıca üç gruba eklenenler kimler?
a. Mukarreb melekler, b. Risalet sahibi enbiyâ, c. Sınanmış müminler veya a. Nuranî kalpliler, b. Selim kalpliler, c. Güzel ahlâklılar.