Ebu Talib Mekkî (Hicrî 386), Kuvvetu'l-Kulûb kitabının -ahlak konusunda yazılmış bir eserdir- dördüncü ve beşinci bölümünde evliliğin faziletinden bahsetmiştir. Sözünün arasında evliliğin önemini göstermek ve buna teşvik etmek için şöyle yazar: “Hasan b. Ali ikiyüzelli kadınla, hatta söylendiğine göre üçyüz kadınla evlilik yapmıştı.” Bunun ardından -senet zikretmeksizin- İmam Ali'nin (a) İmam Hasan'ın (a) çokça boşanmasından memnun olmadığına ilişkin rivayete değinerek şöyle yazar: “Ali (a) onun çok sayıdaki evliliklerinden dertliydi. Hasan'ın (a) eşlerinden boşanması onun için utanç sebebiydi. İzdivaçlarını hoş karşılamıyor ve şöyle diyordu: ‘Hasan mıtlaktır. Onu kızlarınızla evlendirmeyin.’ Hemdan kabilesinden bir adam dedi ki: ‘Allah'a yeminle, kızlarımı ona eş olarak vereceğim. Beğenirse yanında tutar. Beğenmezse boşar.’ Ali (a) Hemdanlının sözlerinden mutlu oldu ve bir şiir okudu: Eğer cennetin kapıcısı ve perdedarı olursam Hemdan'a diyeceğim ki: Selamet ve emniyetle gir ona.” (Ebu Talib Mekkî, 1417, c. 2, s. 412).
Seâlebî, rivayetlerin tamamından farklı bir rivayette -senet zikretmeksizin- şöyle nakleder: Hasan b. Ali b. Ebi Talib'e (a) denildi ki: “Ey Allah Rasülü'nün (s) evladı, neden bu kadar çok evlenyor ve boşanıyorsun?” Şöyle dedi: “Ben serveti ve güçlü olmayı (evlilik bunu sağlar) seviyorum. Çünkü Allah diyor ki: Evlenmemiş olanlarınızı ve salih kölelerinizi ve cariyelerinizi evlendirin. Eğer darlık çekiyorlarsa Allah onları kendi fazlıyla muhtaç olmaktan kurtaracaktır.” (Seâlebî, tarihsiz, s. 168).
Bunlardan sonra İhyau Ulûm'da (1351, c. 4, s. 159) Gazalî (Hicrî 505), Tarihu Medineti Dımeşk (1415, c. 13, s. 249) ve Tercemetu'l-İmami'l-Hasan'da (1400, s. 152-153) İbn Asakir (Hicrî 571), Tehzibu'l-Kemal'de (1406, c. 6, s. 236) Mizzî (Hicrî 742), Siyeru A'lami'n-Nübela (1413, c. 3, s. 253-267) ve Tarihu'l-İslam'da (1407, c. 4, s. 37) Zehebî (Hicrî 748), Tarihu'l-Hulefa'da (tarihsiz, s. 209) Suyutî (Hicrî 911) gibi seçkin isimler, İmam Hasan'ın (a) yetmiş kadınla evliliğini veya İmam Sâdık (a) rivayetini nakletmişlerdir. Aynı şekilde İbn Kesir de (Hicrî 774) kendi tarihinde farklı iki şekilde ve muttasıl senet zikretmeksizin İmam Ali'nin (a) Kufe halkına İmam Hasan'la (a) izdivacı men ettiğini ve onu “çok boşanan” olarak tanıttığını açıklamıştır. (İbn Kesir, 1408, c. 8, s. 42).
3. Şiî rivayetlerin senet incelemesi
Birinci rivayeti Berkî Mehasin kitabında Hasan b. Mahbub'tan nakletmiştir. Hasan b. Mahbub Hicrî 224'te vefat etmiştir ve Berkî bir görüşe göre Hicrî 274'te, başka bir görüşe göre de Hicrî 280'de vefat etmiştir. (Burucerdî, 1386, [a], c. 26, s. 974). Yine Berkî'nin doğup büyüdüğü ve yetiştiği yer Kum'dur. (A.g.e., 1386 [b], c. 22, s. 16). Halbuki İbn Mahbub Kufelidir. (Tûsî, 1420, s. 224). İkisi de birbirlerinin şehrine seyahat etmemiştir. Dolayısıyla Berkî, vasıta olmaksızın Hasan b. Mahbub'tan rivayet nakledemez. (Murtazavî, Şemsi 1385, s. 132). Bu sebeple Berkî'nin rivayeti muttasıl değildir ve munkatıdır. Netice itibariyle de zayıf senetli olmaktadır. Kâfî'nin birinci rivayetinin -hemen aşağıda gelecektir- bu rivayete benzediğini söylemekte yarar vardır. Ama senet açısından durumu farklıdır.
İkinci ve üçüncü rivayete Kuleynî Kâfî'de yer vermiştir. Kuleynî'nin birinci rivayeti muttasıl senetlidir ve sika râvilere sahiptir. Abdullah b. Sinan sikadır ve İmamiyye mezhebindendir. (Tûsî, 1420, s. 291). Muhammed b. Ebi Umeyr'le aynı kişi olan Muhammed b. Ziyad b. İsa sikadır ve İmamiyye mezhebindendir. (A.g.e., s. 405). Hasan b. Muhammed b. Semaa sikadır ve Vakıfî mezhebindendir. (Necaşî, 1365, s. 255). Hamid b. Ziyad hakkında iki görüş vardır: Şeyh Tûshi onu sika ve İmamiyye mezhebinden kabul etmiştir. (Tûsî, 1420, s. 155). Ama Necaşî onu sika ve Vakıfî olarak tanıtmıştır. (Necaşî, 1365, s. 132).
Necaşî'nin haberi itibariyle ve sonucun iki öncülün daha aşağıdakine tâbi olduğu prensibine göre rivayet kriterler açısından mevsuk kabul edilmelidir.
Murtazavî bu rivayeti Hamid b. Ziyad'ın senette bulunması ve onun Vakıfî olması nedeniyle zayıf kabul etmiştir. (Bkz: Şemsi 1385, s. 133). Bu değerlendirmenin doğru kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Çünkü Hamid b. Ziyad'ın mezhebî eğilimi bir yana iki büyük rical âlimine göre o sika biridir. Bu rivayetlerin senedinde bulunan mesele, Necaşî'nin sika olduğundan bahsederken yazdığı Abdullah b. Sinan hakkındaki bir noktadır: “کان خازنا للمنصور و المهدی و الهادی والرشید” (Mansur, Mehdi, Hadi ve Reşid'in hazinedarıydı) (Necaşî, 1365, s. 214). İleride geleceği gibi galiba bu cümleyle -tabii ki onun güvenilirliğine halel getirmez- hadisin şifresini çözmek mümkündür.