İkinci rivayette Yahya b. Ebi'l-Alâ el-Razî meçhul biridir ve rical kitaplarında sika olduğu belirtilmemiştir. (Hoî, 1413, c. 20, s. 25). Necaşî'nin Rical'inde, Yahya b. Ebi'l-Alâ'dan başka biri olan Yahya b. Ebi'l-Alâ el-Razî'nin sika kabul edildiğini belirtelim. (Necaşî, 1365, s. 444). Yahya b. Ebi'l-Alâ'nın meçhul biri olduğuna bakarak Allame Meclisî de Mir'atu'l-Ukûl'da bu rivayeti meçhul olarak sınıflandırmıştır. (Meclisî, 1404, c. 21, s. 96).
Deâimu'l-İslam'da yer alan dördüncü rivayete gelince, o Berkî ve Kuleynî'den sonradır ve rivayeti senetsiz olarak İmam Bâkır'dan (a) nakletmiştir.
4. Sünnî rivayetlerin senet incelemesi
Ehl-i Sünnet'in rivayet ve haberlerinin senetleri, Şiî rivayetlerin senetlerinden göreceli olarak daha karışık bir durumdadır. İmam Hasan (a) için yetmiş hanımdan bahseden Medâinî'nin ve ikiyüzelli, hatta üçyüz hanım sayan Ebu Talib'in haberi Masum'a da, sahabe ve tabiine de dayanmamaktadır. Bundan dolayı hiçbir rivayet değeri taşımaz. Tarihsel değeri de yoktur. Buna ilaveten, Ebu'l-Hasean Medâinî (Ali b. Muhammed b. Abdullah b. Ebi Süfyan) esasen zayıf rivayet aktarma özelliğiyle bilinir. İbn Adiyy onun hakkında şöyle yazar: “Hadiste kuvvetli değildir. Mesnetli rivayetleri çok azdır.” (İbn Adiyy, 1409, c. 5, s. 213). Müslim, Sahih'inde onun rivayetine yer vermekten kaçınmıştır. (Zehebî, 1382, c. 3, s. 138). Medâinî, çoğunlukla Avane b. Hakem'den hadis rivayet ediyordu. Halbuki Avane tabiinden hdis rivayet etmiştir ve senetli hadisleri çok azdır. Bunun yanısıra Osman'a meyyal biriydi ve Ümeyyeoğulları yararına hadis uyduruyordu. (İbn Hacer, 1390, c. 4, s. 386).
Ebu Talib Mekkî'nin sözünde karışıklık (doğrularla yanlışlar içiçe) vardır. (A.g.e., c. 5, s. 300 / Zehebî, 1382, c. 3, s. 655). İbn Cevzî şöyle der: “Kuvvetu'l-Kulûb'ta aslı esası olmayan hadisler mevcuttur.” (Safedî, 1420, c. 4, s. 87). Yine bu kitapta inkar konusu olan şeyler bulunduğu söylenmiştir. (İbn Hacer, 1390, c. 5, s. 300 / Zehebî, 1382, c. 3, s. 655). “لیس على المخلوقین أضر من الخالق (Mahluka Hâlıktan daha zararlı bir şey yoktur) sözü nedeniyle insanlar onu terketti.” (Hatib Bağdadî, 1417, c. 3, s. 303).
Seâlebî'nin rivayeti öncelikle senetten yoksundur. Aynı zamanda rivayetin başında “قیل” kelimesi geçmektedir. Bu da yazarın ona güvensizliğini ifade eder. İkincisi, bu rivayet Seâlebî'nin el-Letaif ve'z-Zarayif kitabında geçmektedir. Bu kitap esas itibariyle rivayet kitabı değildir. Yazar, hakimler ve edebiyatçıların sözleri ile rivayetlerden yararlanarak muhtelif mevzularda övgü ve yergilere yer vermiştir.
Muttasıl senetle Masum'dan nakledilmiş rivayetlere gelince, bunlar iki rivayetten fazla değildir ve ikisi de İbn Şeybe'nin Musannef'inde geçmektedir. Bu iki rivayetin birincisi İbn Sa'd'dan başlamakta ve diğer kaynaklarla devam etmektedir. İkincisi ise sadece Musannef'te nakledilmiştir. Her iki rivayet de Hatim b. İsmail'de (Hicrî 186 veya 187) son bulur. Muhtemelen eserinin mahiyeti nedeniyle rivayetin senedini zikretmemiş Ebu Talib Mekkî gibi kimseler rivayeti İbn Sa'd'dan almıştır.
Ehl-i Sünnet'in rical kitaplarında Hatim b. İsmail Kufî Medenî'nin cerh ve tadili üzerine söylenenler muhteliftir. Mesela Nesaî el-Duafa ve'l-Metrukin'de (1406, s. 168), İbn Ebi Hatim el-Cerh ve't-Ta'dil'de (1371, c. 3, s. 215), Mizzî Tehzibu'l-Kemal'de (1406, c. 7, s. 338 ve 370) ve Zehebî Mizanu'l-İ'tidal'de (1382, c. 4, s. 488) “Hatim b. İsmail zayıflardan hadis nakleder" yazmışlardır.
Bu cerhlere mukabil, Ehl-i Sünnet'in çok sayıda rical âlimi de onu güvenilir bulmuştur. İbn Sa'd el-Tabakatu'l-Kübra'da onun hakkında şöyle yazar: “ثقة کثیر الحدیث” (Sikadır. Çok hadis rivayet etti.) (Tarihsiz, c. 5, s. 425). İclî Ma'rifetu's-Sikât'ta (1405, c. 1, s. 275) onu tevsik etmiştir. İbn Hibban da onu sika râviler arasında sayar. (Bkz: 1393, c. 8, s. 210). Mizzî Tehzibu'l-Kemal'de ve İbn Hacer Tehzibu't-Tehzib'te Nesaî'den onun hakkında şöyle naklederler: “لیس به بأس” (Hadisinde bir sakınca yok) (Mizzî, 1406, c. 5, s. 19 / İbn Hacer, 1404, c. 2, s. 111). Zehebî Mizanu'l-İ'tidal'de ve İbn Hacer Takribu't-Tezhib'te onu doğru sözlü biri olarak zikretmiştir. (Zehebî, 1382, c. 1, s. 42 / İbn Hacer, 1405, c. 1, s. 170).