Çok fazla boşananın kınanması, Araplar arasında İslam'dan önce de mevcuttu. Nitekim şöyle not edilmiştir: “Hadice'nin (a) Arap büyüklerinden çok fazla taliplisi vardı: Şeybe b. Rebia, Ukbe b. Ebi Muit, Ebu Cehil b. Hişam, Salt b. Ebi Yehab. Varaka -Hadice'nin isteği üzerine onunla istişare ederdi- onların tek tek kusurlarını saydı. Salt'a gelince onun kusurunu çok fazla boşanması olarak zikretti. (و أما الصلت فهو رجل مطلاق)” (Bkz: Meclisî, 1403, c. 16, s. 60). Dolayısıyla çok fazla boşanma sıradan insan için -nerede kaldı Masum- eksiklik ve kusur sayılmaktadır. Bu iddianın diğer bir karinesi, İmam Hasan'ın (a) çok boşanan biri olduğuyla ilgili rivayetlerdir. Bu rivayetlerde çok fazla boşanmasının yanısıra sert tabiatlı olmakla da suçlanmıştır. Ehl-i Sünnet ve Şia -İbn Sirin'den mürsel rivayette- şöyle nakletmiştir: Hasan b. Ali (a), Manzur b. Seyyar b. Zebban Fezarî'den kızını istedi. İmam'a (a) dedi ki: “Allah'a yeminle, kızımı senin nikahına vereceğim, senin sert tabiatlı, çok boşanan, çok fazla bağışta bulunan (bağış yaparken israf eden) biri olduğunu bilmeme rağmen.” (İbn Şehrâşûb, 1379, c. 4, s. 38 / Mizzî, 1406, c. 6, s. 236). Bu rivayet övgüye benzese de gerçekte İmam'ı (a) karalamaktadır. Tathir ayetiyle Allah'ın her türlü kiri defettiği -kaldırdığı değil- Masum İmam'ın parlak ahlak ve siretinde böyle bir ayıp ve kusurun bulunduğunu kabul etmek mümkün değildir.
6.4. İmam Hasan (a) döneminde düşmanlar ve muhalifler kendisine pek çok itham yöneltmiştir. Amr b. As ve Ebu'l-A'ver Sülemî, İmam'ın (a) kekeme olduğunu söylerdi. (Bkz: İbn Asakir, 1415, c. 46, s. 59). Abdullah b. Bureyde de İmam'ı (a) dörtyüz dirhem alarak hükümeti Muaviye'ye satmakla itham etmişti. (Zehebî, 1407, c. 4, s. 38). Muaviye yalan söyleyerek İmam'ın (a) hilafet cüppesine onu layık gördüğünü iddia etti. (Tûsî, 1414, [a], s. 559). Cahız şöyle yazar: “Bir mecliste Abdullah b. Zübeyir, İmam Hasan'ı (a), babasının aksine Muaviye ile karşılaşmasında yetersiz kalmakla ve çaresizlik içinde hükümeti ona bırakmakla suçladı. (Cahız, 1423, s. 135).
İmam Hasan'ın (a) çok boşandığı sözkonusu olsaydı veya bu yalan ve itham o hayattayken gündem gelseydi düşmanları ve muhalifleri -Muaviye ve başkaları- tartışma ve polemiklerde bu zaafa yüklenip muhalifini -kim olursa olsun- ezip geçmekten hiç çekinmezdi.
6.5. Rivayetlerin muhtevası ağır biçimde sorunludur. İmam Hasan'ın (a) çok sayıda eşi olduğundan bahseden farklı nakiller elli, yetmiş, doksan, ikiyüzelli ve üçyüz eş rakamları vermektedir ve tek başına bu bile bu rivayetlerin güvenilir olmadığını gösterir. Çünkü dirayet ilminde etkenlerden birinin sorunlu olması durumunda rivayet zayıflamış sayılır.
6.6. İmam Ali'nin (a) beş yıllık yöneticilik dönemindeki olaylar incelendiğinde hilafetinin başlangıcında sayısız sorunlar ve güçlüklerle yüzyüze geldiği görülecektir. İktisadî adaletin olmaması, ırk ayrımcılığı, dinî sapkınlıklar ve sosyal yozlaşmaya Osman'ın katledilmesinden sonra patlak veren siyasî alandaki karmaşanın eklenmesiyle (Bkz: Ca'feriyan, 1386, s. 66-74) hükümet işi İmam Ali'nin önüne büyük bir sınama olarak çıkmıştı. Bütün bu sıkıntılarla birlikte onun masum oğlundan kaynaklanan daralmayla da karşı karşıya kalması ve İmam Hasan (a) gibi bir şahsiyetin çok sayıda kadınla evlenip de İmam Ali'yi (a) bıktırması ve ona “Hasan'a (a) kız vermeyin, çünkü çok boşanan biri.” dedirtmesi akla yatkın değildir.
6.7. İmam Hasan'ın (a), babasının halifesi olması nedeniyle onun nezdinde parlak bir konumu vardı. İmam Ali'nin (a) kendi oğlunu kınayarak böyle galiz ifadeler sarfetmesi ve onun gelecekte yönetim işlerini eline alacağı halkın gözündeki toplumsal itibarını sarsması hiçbir şekilde tasavvur edilemez. İmam Ali'nin (a) siretinde İmam Hasan'ın (a) konumuna hızlı bir bakış, okuyucunun zihnindeki böyle bir varsayımın temellerini yerle bir edecektir:
1. İmam Ali'nin (a) evinde oturduğu dönemde bir adam Ebubekir'in yanına gitti ve ona bir soru sordu. Ebubekir sorunun üstesinden gelemedi. Onu Ömer'e havale etti. Ömer de Abdurrahman'a gönderdi. Hepsi de çaresiz kalınca adamı Emirulmüminin'e (a) yönlendirdiler. Adama Hasaneyn'i (a) işaret ettiği ve bu çocuklardan hangisine isterse sorabileceğini söyledi. Hasan (a) adamın sorusunu cevapladıktan sonra -küçük yaşta olmasına rağmen- İmam Ali (a) oğlunun vasfını takdir ederek şöyle buyurdu: “Ey insanlar, bu çocuğun bildiği şey (daha küçücük yaştayken) Süleyman b. Davud'un (yetişkinken) bildiğinin aynısıdır.” (İbn Şehrâşûb, 1379, c. 4, s. 10).