Kant, siyasi teorisinde adalet ilkesini sözkonusu ederek şöyle der: “Sadece azami özgürlüğü herkes için eşit biçimde mümkün kılabilen sivil organizasyonlar ve aranjmanlar adaletlidir.” Bu yasaların nihai kökenini ne krallar, ne kilise, ne de insanların kişisel duygu ve çıkarları olarak görür. Kaynak akıldır.”
Görüldüğü gibi, dinî kültürde geçenlere ek olarak insanlığın seçkin isimleri ve teori üretenler de adalet için çeşitli tanımlar ve standartlar ortaya koymuş, onun için yüzlerce kitap ve makale yazmıştır. Fakat İmam Ali'nin (a.s) düşünce, görüş ve davranışı incelendiğinde gayet iyi anlayacağız ki, muttakilerin mevlası tarafından tasvir edilmiş adalet, başkalarının tasavvur ve tasvirinden farklıdır. Adaletten, düşünce ve eylem itibariyle teori ve pratik olarak iki kısımda değinilebilecek kendine has bir anlam ve model göstermiştir.
Hz. Ali'nin (a.s) Görüş, Tefekkür ve Düşüncesinde Adalet
Mevzunun evveliyatına bakıldığında denilebilir ki adalet gibi, düşünürler, reformistler ve kalem erbabının ilgisini çekmiş çok az mevzu vardır. Fakat değinildiği gibi, muttakilerin mevlası tarafından (a.s) ortaya konmuş tasvir farklıdır. Bu kısımda buna işaret edeceğiz.
1. İmam Ali'nin (a.s) mektebinde adalet itikadi bir meseledir ve tevhidin yanında yeralır. Ali'yi (a.s) takip edenlerin mezhebi Adliyye olarak adlandırılmışsa bunun nedeni Alicilerin “el-tevhid ve'l-adl” inancıdır. Şöyle geçer:
فلا و الله لا تزکو صلاة بغیر ولایة العدل الامام
Bir düşünce mektebine dönüşmüş bu tür bir fikir, tevhid ve adaletle ilgili düşünce ve dünya görüşünden kaynaklanmaktadır:
“وسئل علیه السلام عن التوحید و العدل فقال: التوحید ان لا تتنوهمه و العدل ان لا تتنهمه”
“Tevhid, vehme kapılmaman, adalet ise O'na zulüm atfetmemendir.”
Bu tarife göre adalet, ahlaki bir tavsif veya diğer faziletlerin yanında bir fazilet olmanın dışına çıkmaktadır. Burada adalet, tevhide benzer şekilde dinin özü ve uzvu olarak tanımlanmıştır. Bu görüşe göre zulüm de, putperestlik gibi, bir tür Allah'a suçlama olarak telakki edilmiştir. Zulümle mücadele ise her muvahhid ve mütedeyyin insanın temel görevidir. Tekvin ve teşride adalet arasında kopmaz bir bağ kurulmuştur.
İmam Ali'nin (a.s) mektebinde temel soru, adil Allah'ın zulmün ortaya çıkması ve yayılmasına rıza gösterip göstermediğidir. Sorunun cevabı açıktır: Adil olan, zulme rıza gösterse ortaya bir aykırılık ve çelişki çıkacaktır. Sonuç itibariyle, adil olan Allah zulme razı olmadığında doğal biçimde insanların davranışında hiçbir zulme rıza göstermeyecektir. Bilakis;
“إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ”
“Allah, adaleti ve iyilik yapmayı emreder.”
Dolayısıyla başka hiçbir delilimiz olmasa bile İmam Ali (a.s) tarafından ortaya konmuş bakış ve dünya görüşü, toplumsal adaletin lüzumu için yeterlidir.
2. Adalet, diğer fazilet ve değerlerin temeli ve altyapısıdır.
“العدل اقوی اساس”
“Adalet en muhkem temel ve esastır.”
Diğer bir ifadesinde şöyle buyurur:
“العدل رأس الایمان و جماع الاحسان”
"Adalet imanın zirvesi ve tüm iyiliklerin merkezidir.”
İmanın cevheri ve temel çekirdeği adalettir. Bütün iyilikler de ondan kaynaklanır. Bu anlayışta adalet, faziletlerin yanına yerleştirilmemektedir. Bilakis faziletlerin anası ve kaynağı sayılmaktadır.
3. Adalet ölçüm kriteridir. Denge kurulmasıyla yaratılış nizamının kemale doğru yükselmesi gibi, toplumsal düzende de adalet vesilesiyle denge kurulmakta ve hakka doğru seyir sağlanmaktadır.
“ان العدل میزان الله سبحانه الذی وضعه فی الخلق و نصبه لااقامة الحق”
“Adalet, terazi ve ölçme aracıdır. Allah onu, insanlar arasında hakkı yerleştirip sağlamlaştırmak için var etmiştir.”
Adalet aracılığıyla ahlaktaki büyük düğümlerden biri çözülmektedir. Çünkü ahlak eleştirmenleri arasında şu soru ortaya atılır: Yapılması gerekenler ile yapılmaması gerekenlerin ölçütü nedir? Bunu kim ayırt edebilir? Kim görüş açıklama hakkına sahiptir? Bu anlayışta adalet, ölçüm kriteri olarak tarif edilmiştir.
4. İmam Ali'nin (a.s) görüşünde adalet bireysel ve şahsi bir mevzu değildir. Aksine İslam'ın siyasi felsefesi ve toplumsal felsefe olarak sözkonusu edilmiştir. Üstat Şehit Mutahhari'nin ifadesiyle, Ali'nin (a.s) şehit olmasına yol açan, bu adalet anlayışıdır. Nitekim şöyle denmiştir:
“قتل فی محرابه لشدة عدالته”
“Adaleti ayakta tutmaktaki ısrarı ve taassubu nedeniyle mihrapta şehadete ulaştı.”
Adalete ve adalet şiarına taraftarlık, kişinin şehadetine sebep olması bir yana, insanlar arasında da daha saygın yaşamasını sağlar.
Tavus kuşunun kanadı ona düşman
Nice şahlar var ki demiri onu öldürdü
Dedi ki o ceylan, miskimden dolayı
O avcı benim saf kanımı döktü
Ali (a.s) sadece adil değildi, aynı zamanda bir siyasi düşünce akımı olarak adaletçiliği takip ediyordu.